İçeriğe geç

Burası Lise

Bölüm 10 · 20 dk okuma

Burası Lise

Bölüm 10

Görünmez Kaza

Görünmez Kaza

Uzay, parmakları arasında giren güneşe arada izin veriyor ve gözlerinin kamaşmasını seviyordu.

Okul bahçesinde çimenlere uzanmış öğle arasını Aslı gibi şekerleme yaparak değerlendirmeye çalışıyordu. Gerçi Aslı uyumuş ve rüyalarda geziniyordu, şekerlemeden çok horul horul uyuma safhasındaydı. Uzay ise güneş ile oynuyor yine düşünceleri içinde dolaşıyordu.

Üzerini kaplayan gölge ile kolunu indirdi. Başını hafifçe kaldırdı ve arkasına güneş ışığını almış, eksi fantastik film çekimlerindeki yeryüzüne inen Tanrı gibi karşısına dikileni tanımaya çalıştı.

Gözü ışığa alıştığında yavaşça kişi belirdi. Gördüğü kişiye ilk olarak baygın ve aşk bakışları attı. Saçlarının arasında serpilen güneş ışıkları ile Maya daha da güzel görünüyordu.

Kendini hemen toparladı. Bad Boyluğunun yanı sıra kantinde herkesin içinde yediği tokadın burukluğu vardı. Uzandığı yerden doğrulup bağdaş kurarak oturdu. Maya çekinerek selam verdi.

"N'aber Uzi?"

Uzay gözlerini ondan kaçırıp "Uzi değil Uzay." diyerek ismini düzeltti. Yaptığı kapris ve trip gözle görünür ve fark edilebilirdi.

Maya bunu anlasa dahi geri adım atmadı, aksine umursamayıp karşısına oturdu. "Herkes sana Uzi diyor ya ondan dedim."

"Herkes değil sadece arkadaşlarım diyor."

"Hımm... Afedersin ben bilemedim. Aslı falan da Uzi deyince bende söyleyebilirim sandım."

İsmi geçmesiyle ikiside yanlarında sere serpe uzanmış uyuyan Aslı'ya baktılar. Karşısındaki kız ne mânalar yükleyerek böyle bir cümle kurduğu anlamayan Uzay dikkatle ona baktı.

Gözlerini kısıp her zaman özel gücü olduğuna inanan Uzay, bu sefer belki düşünce okuyabilirim ümidi ile çabaladı. Fakat sonuç hüsran, en azından özel gücünün akıl okuma olmadığını keşfetti. Keşfetmesi gereken başka bir özel gücü olmalıydı.

"Aslı bana Uzi diyebilir. Çünkü o bana herkesin önünde tokat atmadı."

Maya direk kendini savunmaya geçti. Yumuşak başlı davranışları bir toz bulutu olarak göğe yükselip kayboldu.

"Sende benim kolumu falan sıktın. Kaba davrandın!"

Uzay ağzını hışımla açtı ama daha sonra söyleyecek hiçbir şey bulamadı. Düşününcede hak verdi. Fakat bu laf oyununda onu yenmek istiyordu.

"Sende bi keresinde bana yine vurmuştun."

Maya unutulan mevzuyu tekrar neden gündeme getirdi anlayamadı. Ama saçma olduğununun farkındaydı. Konuyu kapattı.

"Her neyse! Ben zaten özür dilemek için gelmiştim."

Uzay heyecan içinde kıpranıp "Hadi dile." diye sabırsızca bekledi. Onun bu hali karşısındakini tatlı bir tebessüm içinde bıraktı.

"Özür dilerim Uzay."

Çakma Bad Boyluğu çin malı misali bozuldu. Kipriklerini hızla kırpıp kalpler fışkırtarak onu seyretti. Bu güzel ilgi ve belirtilen sevgi Maya'nın gururunu okşuyordu. Hiçbir şey demeyip onun şapşallığına kıkırdadı.

Uzay çiftleşme mevsimindeki hayvan misali yaranmanın iyi olacağını düşündü. "Uzi. Bana Uzi diyebilirsin."

"Peki Uzi. O zaman derste görüşürüz."

Yavaşça yerinden kalkıp el sallayarak uzaklaştı. Uzay, tüm bunları iç dünyasında slow şarkılar eşliğinde gökten gül yaprakları fışkırarak gördü. Düğünde romantizme aldanıp birbirleri ile dans eden kızlar gibi hayalinin baş köşesinde Ufuk ve Yağız Efe yanak yanağa dans ediyordu.

Görüş açısındaki kız kaybolunca silinen hayalleri yerini coşkuya bıraktı. Sevinç içinde ne yapacağını bilemedi. Bu mutluluktan nasip dağıttı.

Yanına dönüp uyuyan Aslı'nın üzerine çöktü, sarıldı. "Kız kalk! Bana Uzi dedi! Ya Allah'ım bu ne mutluluktur! Çok mutluyum!"

Aslı üzerine çöken ağırlık ile gözleri yuvasından fırlayacakmış gibi açıldı. Ahtapot gibi sarılmış Uzay'dan kurtulamıyordu. Sarılmak ve sarsmak konusunda aşırı istekli olan Uzay onlara bakanlardan habersizdi.

Aslan Hoca kardeşinin debelenmesine sinirlendi ve arkadaş olsalarda bir erkeğin kardeşine sarılmasına kıskançlık duydu. Kaşlarını çatıp onlara doğru ilerledi.

Keskin gözleri ile her iki durumuda gören Ufuk hızlı bir şekilde karar verdi. Aklını ilk gelen kankiloştoşkosunu kurtararak öğretmeninin gözününe girmek oldu.

Ondan beklenmeyecek hızda hareket edip, koca adımlarla göğe fırlar gibi koşmaya başladı. Kısa boyu ile zıplayan bir çekirge gibiydi.

"Yettim kankiloştoşkom!"

Onun sesini son anda duyan Uzay ve Aslı üzerlerine doğru uçmakta olan arkadaşlarından kurtulmak için fırsat dahi bulamadılar.

Her şey evrenin var oluşu gibi bir atomdan gelişen patlama ile oldu. Aslı'nın en altta kalıp ezilirken can acısıyla bağırması... Aslan Hocanın durumu sindirmek için bıyıklarını titretir gibi sinir ile nefesini dışa vermesi...

.

Güneş, nöbetçi öğrencinin yardımı ile müdür odasına geldi. Zaten açık olan kapıyı yüzünde var ettiği mahcubiyet ile çaldı. Müdür koltuğunda oturmuş karşısında koyun gibi bekleyen Ufuk ve Uzay'dan gözlerini ayırdı.

"Buyurun."

Güneş içeriye girip müdürün karşısına gelerek elini uzattı. "İyi günler Müdür Bey. Geciktim kusura bakmayın lütfen."

Aranan kan bulunmuşçasına oturduğu koltuktan doğrulan Aslan Hoca, Müdür'e söz vermeden atıldı.

"Gün bize değil size iyi hanımefendi."

Tanımadığı ve muhatap almadığı bir insandan bu denli kapris dolu bir cümle duyan Güneş şaşırdı. Dik başlılığı onu ele verip imalı göz hareketleri baskın çıktı.

"Güneş, beyefendi. İsmim Güneş."

Müdür bu iki gencin fazla reaksiyon gösterdiğini saniye içinde anlayacak kadar hayat doluydu. İstifini bozmadan ve bu davranışları bayağı bularak son vermelerini diledi. Bunun içinde tanıştırdı.

"Güneş kızım, bu beyefendi bizim Matematik hocamız. Aslan Bey, Güneş'te Uzay'ın ablası."

Ufuk büyüklerin konuşmasında araya girmekten çok çekinsede araya kendi meselesini sıkıştırdı.

"Bende ablam gibi severim kendisini."

Tüm gözler üzerine doğru çevrildiğinde susup tekrar ellerini önünde bağladı. Müdürün göstermesiyle Güneş, koltuğa Aslan Hocanın karşısına oturdu.

"Ben telefonda pek anlamadımda tam olarak ne oldu. Ne yaptılar acaba?"

Müdür Bey durumu pek vahim bulmayıp aslında hiçte önem vermeyerek burnunun ucunda duran gözlüğü hafif yukarı itti. "Şakalaşırken arkadaşlarına zarar vermişler."

Güneş itina ile altını çizmek için tekrarladı, yüzünde hafiften bir hayret ifadesi belli oluyordu. "Şakalaşırken!.."

Bu sefer de hemencecik savunmasını yapıp ablasının azarından ve gazabından korunmaya çalışan Uzay öne çıktı.

"Valla kazayla oldu abla." Güneş yine tavrını tekrarladı. "Kazayla!.."

Güneş daha sonra Müdür'e dönüp yani dermiş gibi baktı. Burada olmasının sebebi neydi? Şakalaşırken kaza ile arkadaşlarını incitmişler bunun için apar topar veli mi çağrılırdı!?

Aslan Hoca durumun küçümsediğini anlayınca telaşla olaya el attı. "Neden her denileni tekrarlıyorsunuz ki? Anlamadınız galiba olayı. İsterseniz kardeşimi çağırayım kolunu göstersin. Az kalsın kırılıyordu. Belki onu görmek anlamanıza yardımcı olur."

Güneş içsel bir aydınlanma yaşayıp kafasındaki tüm boşluklara beton bir sıva yapılmış gibi olayı zihninde oturttu. "Ha, zarar gören sizin kardeşiniz. Ondan."

Müdür Bey ile Güneş'in anlık bakışması manidardı. İkiside Hocanın kardeşi olduğundan dolayı abarttığına ve bu evhamın yersiz olduğuna kanaat getirmiştiler.

Güneş samimiyetle Aslan Hoca'ya döndü. "Bakın bunlar çocuk. Şakalaşırda, oynarken birbirlerini de incitir... Bunlar olabilir, normal yani."

"Çocuk mu? Burası lise hanımefendi."

"On dört yaşındalar."

"Lisenin ilk günü sek sek oynadıklarında ben daha küçük zannetmiştim. Yaşlarını söylerek beni aydınlattınız."

İki arasında oluşan gerilim diğerlerinin bakışlarını etkiledi. Müdür'de dahil olmak üzere bu laf dalaşında kim yenecek diye bahse girme arzusundaydılar. Uzay ablasına bu konuda güvenirken boşa çıkarmayacak gibi duran ablası konuştu.

"Birincisi adım Güneş. İkincisi ise durumu gereksiz yere abarttığınızı düşünüyorum. Bilmeniz gerekir -zira sizde erkeksiniz- erkek çocukları bazen kendi aralarında sert şakalar yapabilir."

Aslan Hoca gözlerini dikip keskin bir ifade ile öne uzandı. "Tamam yapsınlar kendi aralarında, ben buna bir şey demiyorum ki." Güneş sabır çeker gibi derin bir nefes alıp onu taklitle öne uzandı. Onu anlamadığını haliyle anlatıyordu. "Siz tam olarak ne diyorsunuz?"

Aslan Hoca kinaye ile gülüp "Kardeşinize çekidüzen vermeniz gerektiğini söylüyorum." diyerek zafer kazanmış gibi geriye yaslandı. Kardeşine daha doğrusu kardeşi üzerinden kendine laf sokulan Güneş sindirme süreci geçirdi.

Ufuk'ta bu arada arkadaşına yaklaşıp bu meselede suçsuz gibi "Sana diyor." diyerek işten sıyrılmaya çalıştı.

Neyseki onun konuşmasını duymayan Aslan Hoca ve Güneş hararetlenmeye başlayan konuşmalarına devam ettiler. Hocaya karşı inatlaşmak ve meseleyi büyütmek istemeyen Güneş derin bir nefes aldı.

"Beyefendi... Bence şu an ayıp ediyorsunuz. Kaza olmuş ve kardeşiniz yaralanmış. Bakın buna sebebiyet verdiği için kardeşim adına çok özür dilerim. Fakat sırf bu yüzden kardeşimi azarlamak benim yapacağım birşey değil. Çünkü gerekli olduğunu düşünmüyorum."

Aslan Hoca bunu duyunca hemen ayaklandı. "Siz yormayın o zaman kendinizi, ben yaparım."

Döveceğini zanneden Güneş onun ardından ayağıya fırlamıştı. Gözlerindeki hayret ve kaşlarını çatması durumun kötüye gideceğini hissettiriyordu.

"Siz ne biçim eğitimcisiniz! Sayısalcısınız diye size eğitim sistemini çarparak mı gösterin dediler."

Aslan Hoca sakinlik ile ona döndü. Neden bu kadar tepki verdiğini daha sonradan anladı.

"Ne anladınız siz?! Ben konuşmaktan bahsediyorum."

Güneş yanlış anladığını fark edince mahcup olup kısık sesle "Ha ben döveceksiniz zannettim. Afedersiniz." diyerek ilk geri adımı attı.

Onun adımı barış getirebilirken Aslan Hoca geri gitmek yerine ileri gitti. Küçümseyerek gözlerini müdür odasındaki iki kardeş arasında dolaştı.

"Uzay'ın kime çektiğini anladım."

Derin ve sesli bir nefes alan Güneş'in sessizliği Ufuk ve Uzay'a korkutucu gelmişti. Birbirlerine sarılıp fırtına öncesi çarşaf gibi olan denizde boy vermeye çalıştılar.

Güneş iç dünyasında bir meditasyon seyansını bitirmiş gibi beklenilenin aksine sakinlikle konuştu. Tabii yine kelimelerinin altında iğneleyeci adımlar vardı.

"Güzel iltifatınız için teşekkür ederim. Ama benim işim var da beyefendi burasıda bir okul, sizde öğretmensiniz. Kesin sizinde işiniz vardır. Kardeşiniz neredeyse biz özür dilesekte olay kapansa."

Tam onlar bunu konuşurken Yağız Efe sıhhıye görevi edinmişti, dahil olmadığı olayın sonuna kavuşmuştu. Bunu değerlendirmek için elinden geleni yapıyordu. Kolunu hareket ettirmesin diye askıya aldıkları Aslı acı içinde müdürün odasına girerken Yağız Efe'de ambulans sesi çıkararak yanında ilerliyordu.

"Nani nani! Aa Guneş Apla! Nani nani! Hoşgeldin! Nani Nani!"

Aslan Hoca kardeşini gösterek "İşte geldi." dediğinde Güneş şaşkınlık içinde kaldı. Yağız Efe ve yanındaki kıza baktı. Kardeşi Yağız Efe olmadığına göre bu kızdı. Aslan Hoca ile tüm şaşkınlığını paylaştı.

"Bir dakika! Sizin kardeşiniz kız mı?!"

Yağız Efe gülerek kolunu Aslı'nın omzuna attı. Aslı acı içinde inlerken o kendini haklı çıkarmaya çalıştı.

"Kayınço ben böyle tepki verince çok kızıyorsun ama Güneş Aplada şaşırdı kız olduğuna."

Gözlerinde öfke çanları çalan Güneş arkadaş dediklerinin erkek olduğunu sanmıştı. Bir kız olabileceği aklına gelmedi. Aslan Hocaya dediği tüm lafları yuttu. Sinirle seğiren göz kapağı ile bakış atıp üçlüye dışarıyı işaret etti. "Düşün bakalım önüme. İzninizle Müdür Bey."

Müdür Bey, beni rahat bırakında ne yaparsanız yapın der gibi izin vermişti. Aslan Hoca ise haklı oluşunun gururu ile gerindi.

Oğlanlar sırayla dışarı çıktığında hâlâ daha Aslı'nın omzuna kolunu koymuş Yağız Efe duruyordu. Güneş onu hatırlayınca geriye dönüp ensesinden tutarak yanlarına aldı.

Boş koridorda dizilen üçlü gelecek azarlama için kollarını açmıştı. En rahatları hiçbir şey yapmamış Yağız Efe'ydi.

Güneş çantasını arkasındaki sandalyeye bırakıp şalını geriye atarak dikildi. Sorgu başlamıştı. "Nasıl oldu olay?"

Bir adım öne atılan Ufuk hemen kendini kurtarma peşine düştü. "Şimdi tam olarak şöyle oldu Güneş Apla. Baktım Uzi kızı taciz ediyor olaya müdahale edeyim diye hızlı davrandım uçtum üstüne."

Güneş hemen kardeşine döndü. Duyduklarına inanamıyordu. Kardeşinin kafasına şaplak attı. "Taciz ederken mi! Uzay ne diyor Ufuk?"

Uzay kafasını sıvazlayıp "Öyle bir şey yok abla, valla saçmalıyor. Aslı bizim arkadaşımız." diyerek düzeltti.

Ufuk ise hava atar gibi iki kardeşin arasına girip dipnot ekledi. "Kendisi bizzat kankiloştoşkom olur."

Güneş garipseyerek söylediği kelimeye anlam vermek istedi. Ama sonra bunun gereksiz olduğunu düşündü.

"Neyin diye sormuyorum bile Ufuk. Şu an açıklama bekliyorum. Devam et Uzay."

"Aslı uyuyordu, bende öyle sarılıyordum bu mal gelip üstümüze atladı. Aslı'nın kolu incindi."

Güneş hırçınlığını bırakıp camdan sarkan teyze merakı ile sordu."Kıza niye sarılıyorsun?"

"Abla biz arkadaşız. Ufo, Yefe ve ben sürekli sülük gibi gezmiyor muyuz? O da bizim arkadaşımız."

Güneş gözlerini devirip kardeşinin kız ve erkek arkadaş arasındaki farklı noktaları ayırt edemeyişine bıkkınlık ile baktı.

"Sen o kızla bunları bir mi tutuyorsun?"

Uzay evet der gibi başını salladı. "Arkadaş arkadaştır abla."

Güneş derin bir nefes aldı. Yaşlarının küçük olduğunu göz önünde tutarken bir yandan bazı gerçekleri ve davranışları öğretmen istiyordu.

"Ama mal kardeşim. Her insanın özel alanı vardır. Özellikle erkek ve kızlar için bu özel alan ihlali kontrollü yapılmalıdır."

Uzay konuya cinsiyet katarak anlatan ablasına baktı. "Namahremi mi anlatıyorsun abla?"

Güneş aslında buna benzer fakat daha ayrıntı içeren bir şey anlatmak isterdi. Fakat şimdi kız olduğu için ona narin davranmaları öğretmek en iyisiydi.

"Gibi gibi. Yani her istediğinde arkadaşına sarılmazsın. Özel alan gerek mahremiyet gerek hassasiyet. Ayrıca kibar ve hassas davranmak gerek."

Bu uzun konuşmayı birbirine sarılarak dinleyen Yağız Efe ve Ufuk gerek bazı yerlerde başlarını salladılar gerek dillerini şaklattılar. Ama gösterdikleri tüm tepkiler hiçbir şey anlamadıkları içindi. Yanak yanağa iki kardeş kavgasını dinleyen iki kafadar birbirlerine döndüler.

"Hiçbir şey anlamadım."

Ablasına onları işaret eden Uzay, görüş ayrılığı ve belki de nesil farkı ile açılan bu durumu gösterdi. Onlar arkadaştı. Arkadaş olmak zaten özeldi, özel alana kimin ihtiyacı vardı ki!?

Ablasının sözlerine inat gibi, gidip arkadaşlarına sarıldı. Aslında iki kardeşte doğruyu söylerken iki ayrı fikir ve iki ayrı düşünce kapışmıştı.

Onların bu haline kızmak yerine sevgiyle bakan Güneş gülümseyerek söylendi. "Mal bu çocuklar!"

.

Ertesi Gün

(Okul bahçesi)

"Kırk kol, kırkınında kulpu kırık kol."

Yağız Efe söylediği matah bir şeymiş gibi gururla dikelip Ufuk'a baktı. "Sen söyleyebilir misin Ufo? Söyleyemezsin tabii, çünkü bu yetenek işi, siz sefillerde bulunamaz."

Ufuk baygın gözlerle ona dönüp "Sırf merakımdan enerjimi sarf edip soruyorum Yefe. Bu cümlenin anlamı ve amacı ne?" diye sordu. Dinginlik içinde de cevap bekledi.

Yağız Efe mahalle arası keko yarışması lig birincisi gibi elini hızla göğsüne vurup sesini kalın çıkartarak cevapladı. "Anlamsızlık gayemizdeki tek anlam, Kardiler Cemiyeti."

Ufuk'un yüzünde tek bir mimik oynamazken Uzay coşkuyla alkışladı. Hoşuna giden bu sözü övdü. "Resmen hashtag yap ortalığa sal."

Ufuk sessizliğini ve dinginliğini korurken iki arkadaş birbirlerini desteklemeyi sürdürdüler. Susan kişi Ufuk olunca dikkat çekmesi olağandı. Hemen fark edilmişti.

Uzay elini omzuna atıp "Ufo hayırdır yörüngene dert mi oturdu?" diyerek durumunu sordu. "Dersin etkisindeyim hâlâ. Hoca dersi çok sürükleyici anlatıyor. İhtihara sürükleyici."

Hepsi aynı anda aynı derde düşer gibi sırtlarını banka yaslayıp yüzlerini göğe çevirdi. Yağız Efe alt dudağını sarkıtarak konuyu devam ettirdi. "Vicdan yoksunları nasıl x değersizleştirmeye çalışıyorlar."

Uzay'da içine sokulan öfkeyle söz aldı. "Yetmiyor bir de yanlız bırakıyorlar. Hayır yani bu zulüm niye? Bu dünyada yanlızlıktan daha kötü ne olabilir!?" Duygusal yükselmelerinde zirveye çıkan Ufuk okul bahçesinde yüksek ve rahatsız edici bir sesle haykırdı.

"X'in çilesi bitsin artık!"

Yüksek sesi arkadaşlarının kulağına zarar verince olağanca dram katlolup kafasına şamar yedi. Her organı pek bir kıymetli olan Yağız Efe, çok sevgili dedikodu radarı kulaklarına zarar gelsin istemiyordu.

Tekrardan arkadaşına vurup "Başlarım x'in ızdırabına!" deyip tüm dert kervanı yolcularını müsait bir yerde indirdi.

Onları köşeden izleyen bir felaket gibi başlarının üzerine kara bulutlarla benzetmek isteyen Karam usulca yaklaştı.

Yaklaşan adımları oğlanlarda ritmi, dokuz sekizlikten valse çeviren bir roman havası gibi kalplerinde çaldı.

Tedirgin ve işlenmemiş suçun daha yakıcı korkusu ile donakaldılar. Neyseki korku filmi öncesi uzun süren ışık yokluğu bu sefer kısa sürdü.

Karam yüzünde memnuniyetin ve zevk almanın şeytani bir gülümsemesi ile "Aslan Hoca sizi çağırıyor. Umarım ruhunuzda ıcon olmuş ezikliği bedeninize işler."

Son ve oğlanları geriye savuran vuruşu, arkasını dönerken savrulan saçları ile yaptı. Oğlanlar geri sendelemişti, yarı zamanlı esen bir hortumun tek kişilik gösteriminde çıkmıştılar.

Ondan neden bu denli korktuklarını bir türlü anlamayan Yağız Efe aptal cesurluğu ile banktan kalktı.

Meydanın yeni reisi edası ile elini uzatıp ne ayaksın der gibi arkasından salladı. Onun bu halini görenler tek bir yumruk olup nefesleri tutmuş bir şekilde merakla izlediler.

Sınıfın atar gider abidesi, laf sokuşlarda isabet harikası, Bad Girlü Karam'a bir baş kaldırı olacaktı. Belki de bu son olmaz ve alınan cesaretle herkes cesur davranırdı.

Arkasını dönmüş uzaklaşmakta olan Karam bir an durduğunda Yağız Efe'nin hesap soran eli havaya kalktı. El sallamaya başladı.

"Tamamdır, canım arkadaşım. Hemen gidiyoruz."

İnanışlar havada ağzı açık bir balon gibi uçup gitti. Yağız Efe ise arkadaşlarını hayal kırıklığına uğratmış olmayı umursamayıp öğretmenler odasına doğru yol aldı.

Ardından takip eden ikilide kollarını omuzlarına atıp sallanarak yürümeye devam ettiler. Uzay bir bakış atıp yanına döndü. "Şu an bizim Aslan Hoca'nın yanına giderken korkmamız gerekmiyor mu?"

Ufuk başını salladı. "En son kardeşinin kolunu incittik. Korkmamız gerekli."

İkilinin değişen muzip bakışları ağızlarından aynı şeyi döktü. "Ama biz gamsızız!"

Öğretmen odasına ilk giren Yağız Efe öğretmenlerden hiç kimseyi bulamadı, karşı koltukta oturan teyzeyi görünce ne için geldiğinide unutmuştu zaten.

Hemen teyzenin yanına kendine has tepkileri ile gitti. "Aa teyze. Elini öpmelik teyze. Teyze öpmelik el."

Sevecen kadın onu hiç yadırgamadan elini uzattı. Yağız Efe sevgiyle öpüp alnına koydu. Daha sonra arkasından kapıyı çalan arkadaşları ile ortamın farkına vardı.

Uzay numara yaptı, saygı ile Yağız Efe'ye bir öğretmenmiş gibi başıyla selam verdi. "Hocam biz Aslan Hoca'ya bakmıştık ta." diyerek kapı ucunda mazeret bildirdi.

Yağız Efe öğretmenler odasında olduğu için kendini kaptırıp coğrafya hocasını tok sesini taklit ederek konuştu. "Aslan Hocanız yok evladım. Ama teyze var elini öpersen."

Ufuk ona gülmeye başladığında arkasından gelen ikaz dolu öksürük ile dondu kaldı. Yüzünde dizi dizi dert kervanın aynı anda teypten Müslüm Gürses dinler gibi dert çöktü.

Karşısında hazır ola ve iyi öğrenci moduna geçmiş Yağız Efe'ye baktı. Arkasını işaret edip "Yüzyılın klişesini yaşıyoruz değil mi Yefe Malı? Şu an arkamızda."

Arkadaşından onay geldiğinde Ufuk öylece kalmayı tercih etti. Onun aksine hızla arkasını dönen Uzay içinden geçen düşünceleri tartmadan dışa vurdu.

"Hocam? Siz kendinizi Mahmut Hoca falan mı zannediyorsunuz? Eğer öyleyse büyük yanılgıdasınız. Çünkü o Kel Mahmut siz Bıyık Aslan'sınız. Arada kıl farkı var."

Aslan Hoca ciddi misin bakışının yanı sıra, sorgudan bıkmış bir şekilde baktı. Onlara anlam vermek ya da adlandırmak zordu. Onlar kendileriydi tanımları Ufo, Uzi ve Yefe'ydi. Onlardan bir şey beklenemezdi.

"Geçin içeri." deyip başıyla öğretmen odasını gösterdi. Herkesten önce geçtiğinde ise arkasındaki Aslı gözüktü.

Ufuk özlediği daha doğrusu bir gün geçirmediği matematik notu ile açıkta kalmış gibiydi. Büyük hasret içinde tam ona sarılmak için kollarını açmıştı ki. Aslı, kolunu korumak için üzerine gelecek arkadaşına tekme savurdu.

"Git be! Yarım bıraktığın işi mi tamamlayacaksın? Koluma yaklaşanı harcarım!"

Onun korumacı ve hırçın tavrı abisini gurur ile gülümsetirken oğlanları hüsrana uğrattı. İlk müdahale ekibinde sabıkalı hemşire Yağız Efe arkadaşlarını geri çekip olaya el attı.

"Açılın ben doktor değilim. Kayınço ateşin mi var?"

Bunu söylerkende ellerini üst üste koymuş kalp masajı yapacak gibi duruyordu. İlk yardım sabıkası cahillik rozetiyle göğsüne takılmış olduğunu belli etti. Kalp masajı yaparak ateş ölçecekti.

Uzay bir an bile gecikmeden drama yüklendi. "Seni Karete Kid olarak değil de arkadaşımız olarak görüyorduk Aslı. Tamam az kalsın kolunu kırıcaktık ama bir atasözünde belirtildiği gibi ayı yavrusunu severken öldürürmüş."

Dramı başka ve korkutucu noktaya doğru yol alınca Ufuk arkadaşına sokuldu ve uyardi. "Uzi ölüm falan demeseydin iyiydi." Onun topladığı yerden Yağız Efe dağıttı.

"Kayınço bence sen bizle arkadaş olma. Zira kutup ayısı Ufo, beşiktaşlı ayı Uzi ve boz ayı olan ben yani Yefe varken sen aramızda yavru kalıyorsun. Seni severken öldürürüz. Ben kalp mesajı biliyorum ileti olarak gönderirim. Ama bunlar bilmiyor. Sen kesin mortingen olursun."

Aslı bu dramdan etkilenmemişti. Ta ki onlar sıraya dizilip köpek yavrusu modlarına girdikten sonra parlattıkları gözlerine bakana kadar.

Aslı hafiften yelkenleri suya indirmeye başladığında elini çenesine koymuş onları gözetmen olarak maddeleştirmeye çalışan abisinin sesli nefes verişini duyana kadar.

"Şöyle bir size bakıyorum da çocuklar. Gelecek nesil olarak. Gelmeyin be! Siz ülkeye zararsızsınız."

Aslan Hocanın küçümsemesini bastıran bir ses duyuldu odada "Oğlum..."

Herkes unutulan ve yoksayılan yaşı geçgin kadına döndü. Teyze çantasını kenara koyup koltuktan kalktı. Herkes ona döndüğünde sanki yıllardır aralarında bir bağ var ve onu tanıyormuş gibi davranan Yağız Efe gülümsedi.

"Teyzem konuştu. Bana oğlum dedi."

Bir el öpmeyle akraba olduğu teyzenin yanına gidip velisi gelmişte arkasını güvenilir bir dağa yaslamış gibi davrandı ve Aslan Hocaya poz kesti. Aslı'da onun gibi teyzenin yanına gelmeye başladığında önüne geçti "İlk ben elini öptüm o benim teyzem!" diyerek azarladı.

Aslı'dan hava atar gibi bir "Benim annem." cevabını aldığında bozguna uğramıştı. Kendini aldatılmış gibi hisseden Yağız Efe teessüfler ile teyzeye döndü. "Bunu senden hiç beklemezdim. Ben senin elini öpmüştüm teyzem."

Yıkık bir şekilde arkadaşlarının yanına gidecekken yine de şansını denemek istedi. Dönüp umutlar ile "Peki matematikçi de sizin çocuğunuz mu teyze?" diye sordu. Teyzenin onaylayan baş hareketinden sonra umut kırıntıları ile serçeler besleyip geldi.

Üçlü tekrar dizildiklerinde güdülmek için bekleyen koyun psikolojisi içine girdiler. Kabullenmiş ve sıraya geçmişlerdi. Teyze onlara doğru ilerledi, içerdeki en büyük ve en aklı başında kişi olarak konuştu.

"Çocuklar ben Aslı'nın ve tabii aynı zamanda da Aslan Hocanızın annesiyim. Dün bir kaza yaşanmış-" sözünü keser gibi arkadaşlarının yanından ayrılan Yağız Efe onları işaret edip "Ben yapmadım." diyerek paçayı sıyırdı.

"Hayır yanlış anladın çocuğum. Biz hastaneden geliyoruz şimdi. Doktor önemli bir şey olmadığını söyledi, okula devam edebilir izin kullanmasına gerek yokmuş."

Ufuk göze girebilmek için öne çıkıp güvenilir efendi çocuk tavırları sergiledi. "Biz ona her konuda yardım ederiz teyzeciğim siz merak etmeyin."

Yağız Efe dudağını sarkıtıp mutsuz olduğunu belli etti "O benim teyzemdi ya, ilk ben elini öpmüştüm." Elinden oyuncağı alınmış ve çocukluğuna küsmüş gibi tavır takındı.

Aslan hoca annesine yaklaşıp öğrencilerine belli etmemeye çalışarak kulağına "Asıl ona güvenme." deyip usulca uzaklaştı.

Annesi onu dinlemeyip çocuklara odaklandı. "Tabii ki evladım. Siz arkadaşsınız. Aslı bana sizden bahsediyor hep."

Uzay havaya girip yeni gelin cilvesi içinde ellerini çenesinin altına koydu. "Ünlü müyüz şimdi biz!?Ayh utandım!" Onun bu haline arkadaşları sırıttı. Aslı gülümserken gözlerini devirdikten sonra annesine döndü.

"Tanıştın işte anne. İlkokul bebesi gibi hissediyorum kendimi artık gider misin?" derken yalvarır gibi bakıyordu. Az önce ona iyi bakacağını söyleyen Ufuk onu kenara itip "Daha tanışmadık ki, çekil kız kenara. Ben Ufo, bana kısacada Ufo diyebilirsiniz. Matematiği en çok seven, Aslı'nın en çok arkadaşı olan kankiloştoşko seviyesindeki kişiyim."

Onu iten Yağız Efe tekrar elini öptüğü teyzeye kendinden bahsetti. " Bende elinizi öpen arkadaşıyım, en ilk öpen arkadaşı ayrıca ultra yakışıklı olan, dayanılmaz cazibeye sahip kişiyim." Teyze onun başını okşayarak "Adın ne senin bakalım?" diye sordu.

Övünerek göğsünü şişirip tam Yefe diyecekken Uzay omzunun üzerinden uzandı. "Yefe Malı diyoruz biz ona."

Geriye bir kişi kalmıştı, kadın onun kim olduğunu tahmin edebiliyordu. "Sende Uzay olmalısın, değil mi?" Uzay gülümseyerek eğilip reverans yaptı. "Evet bende Uzi. Uzay."

Kadın hafif yüzünü buruşturdu, onun ismini ilk duyduğunda da tuhaf bulmuştu."Senin ismin ne değişik öyle. Kim koydu?" Uzay kendi ismini seviyordu, ilgi çekici buluyordu. Bu yüzden severek gülümsedi. "Ablam koymuş ismimi, onun ismi de Güneş."

"Ailecek isimleriniz özel yani. Çok hoşmuş."

"Yok aslında babamın adı Mesut, herkes Muso der. Benim adımı ablam koymuş. Dünyayı içimde barındırayım, yörüngesiz ve kendim olarak yaşayım diye. Uzay yani tüm gezegenleri bünyesine alıp herhangi bir çizgisi olmadan var olan sonsuz güzellik."

Aslanoğlu ailesi etkilenmiş bir şekilde ismin anlamında kaldıklarında Ufuk dikkat çekme çabasında "Benimde adım Ufuk, dedemin adıymış." aynı etkiyi elde edememiş üstüne tüm büyüyü kaybettirmişti. "Bakın çocuklar ben hem Aslı'yı getirmiştim, hemde sizle biraz sohbet edeyim istedim." Annesinin sözünü kesmek isteyen Aslı "Anne!" diyerek lütfen der gibi baktı. Ama annesi aklındakileri söylemekte kararlıydı.

"Ben sizin Aslı'yla arkadaş olmuş olmanıza çok mutlu oldum fakat o biraz özel bir çocuktur."

Üçlü gülümseyerek birbirine bakmaya başladı. Anlamsız sırıtışları kadını merakla susturdu. Yağız Efe bilmiş bir şekilde açıklama yaptı. "Biz biliyoruz ki bunu. Güneş Abla dün anlattı."

DÜN

Güneş daha rahat zaptedebilmek için hepsini yatağının üstüne oturttu. Üçlü her daim gizemli buldukları odayı araştırır gibi etrafta hızla gezen bakışlarını kesmeyince ellerini birbirine vurdu.

"Hey! Bana odaklanın! Eğer dikkatiniz dağılırsa Vira'yı yıkatırım."

Pür dikkat kesilip ilkokul yıllarındaki gibi ellerini göğüslerinde birleştirdiler. Gözlerini bile kırpmamaya çalışarak tam karşılarında masasının üzerine oturan ablalarına baktılar.

Güneş bu sessizliğin her değerli anını kullanarak konuşmayı başlattı.

"Öncelikle Aslı'dan biraz bahsedelim." Üçüde birden ağzını açtığında eliyle onları susturdu. "Ben bahsederim aman siz sakın ağzınızı açmayın. Sohbet monolog şeklinde ilerlesin. şimdi Aslı bir kız-"

Yağız Efe çenesini tutamayıp atıldı. "Ama kayınçoya benziyor, tombalak yanakları da var. Çok tatlı insanın sıkası geliyor." Konuştuğu için cezası hemen kesildi.

"Yefe, Vira'nın camlarını siliyorsun."

Bu cezayı hiç sevmeyen Yağız Efe arabayı yıkamasın diye tüm önlemi almak istedi. Bir daha konuşmamak için elini ağzına kapattı.

"Kızlar yani kadınlar nasıldır bilir misiniz? Size hep kadınlar çiçektir diyecekler ama öyle değildir. Kadın kadındır, çiçek çiçektir. Sizler bahçıvan değilsiniz çiçeklere nasıl davranılır diye düşünmezsiniz. Siz erkek yani adamsınız, siz kadın nasıl sevilir onu düşünmelisiniz. Bu nasıl ki doğurana annelik yaradılıştan katılmış, size de sevmek katılmış. Yani zorlanacak bir şey yok aslında. Sadece her baktığınız kızda, gelecekteki bir anneyi , annesinin ömrünü, babasının kızını, abisinin kıymetlisini, ablasının değerlisini ve gelecekte onun yetiştireceği çocukları görün. Şu an küçük olsanız da tam olarak anlamasanızda bunu sürekli düşünün. Aslı sizden, arkadaşınız... Onu sevmeyi düşünün. Şimdi avucunuzu açın üstündeki hava var ya işte onun içinde tutun kız arkadaşınızı. Elinizin üstündeki havanızı koruyun şimdi. Hava ne işe yarar biliyorsunuz, biz onunla nefes alırız. İçinizdeki sevgi kadar insansınızdır, yaşamaya değersenizdir o zaman, nefesinizi koruyun. Elinizin üstünde havanız yani nefesinizi, insanlığınızı ve yaşamaya değerinizi incitmeyin. İncitmeyin ki insan kalabilesiniz, hep böyle kalabilesiniz..."

ŞİMDİ

Üçlüde avuçlarını açmış çakmağın ateşini rüzgârdan koru gibi diğer elini siper ederek avuç içlerindeki havayı koruyorlardı. Uzay ablasının sözlerini ezberlemiş olduğu için arkadaşları içinde açıkladı.

"Kadın kadındır, çiçek çiçektir... İçimizdeki sevgi kadar insanızdır, insanlığımızı koruruz. Yaşamaya değersek insan olabilmişsek nefesimizi yani kadınlarımızı koruruz. Asla incitmeyiz."

Bölüm sonu

2 yorum