İçeriğe geç

Bugün de Aldatıldık Çok Şükür (Texting)

Bölüm 10 · 5 dk okuma

Bugün de Aldatıldık Çok Şükür (Texting)

Bölüm 10

9

Ver Bir Dedikodu

Berna: Gız Manolya hazırlandın mı

Manolya: Eveeet

Berna: İyi barii

O mu gelecek seni almaya

Manolya: Yooo

Buluşacağımız yeri ben seçtim

Orada buluşacağız

Zara: Neresi peki

Manolya: Hani en sevdiğim bir park var ya

Orada buluşmak hoş olur diye düşündüm

Hem orada çok güzel salıncaklar da var

Oturulacak çok güzel yerler de var

Seyyar satıcılar da çok

Yemek de yiyebiliriz

Berna: Yani ilk buluşma için bir tık fazla sıradan olmaz mı sence de

Manolya: Bilmem kiii

Sevdiğim ve rahat olduğum bir yer olduğu için şey ettim

Hem sonbaharda çok güzel oluyooo

Yapraklar falan düşmüş oluyor

Ağaçların renkleri de çok güzel

Atmosferine bayılıyoruuuum

Bence o da sevebilir

Zara: Bence de

O park çok hoş zaten

Sevmemesi için bir sebep yok

Manolya: Öyle mi dersin

Zara: Hm hm

Berna: Siz öyle diyorsanız öyledir tabii

Git bakalım ilk randevunaaa

Heyecanlı mısınnnn

Manolya: Evet... İlk defa böyle bir şey deneyimleyeceğim

Çok garip hissediyorum

Berna: Ay ben senden daha heyecanlıyım kız fhcdjkslşmföds

Döndüğünde ilk iş olarak bize yazıyorsun

Meraktan çatlarım yemin ederim

Manolya: Merak etmeee

Döndüğüm gibi yazarım

Berna: Tamaaammmdıırrr

Zara: Bernacığım harfleri biraz daha yaysan erimiş tereyağı gibi akacaklar hcjdkchffn

Berna: Ayıp oluyor ama haaa

Heyecandan o

Zara: Peki peki

Randevunda başarılar dilerim Manolya

Manolya: Teşekkürlerrr

Şimdi çıkıyorum

Anca yetişirim

Görüşürüz kızlarr🤍

Manolya'nın anlatımıyla...

Evren'e konumu attıktan sonra yola çıktım. Bir tık uzak ve çok bilinmeyen bir parktı tercih ettiğim yer. Açıkçası o parkın en çok sükunetini seviyordum. Çok kalabalık olmazdı. Ondandır belki gözüme bu kadar güzel gelmesi.

Parkın girişine geldiğimde etrafa göz attım. Evren'i aradı gözlerim ama göremedim. Henüz gelmemiş olabileceğini düşünerek parkın girişindeki büyük, geniş direğe yasladım sırtımı.

Çok beklememe gerek kalmadan bana yaklaşan ayak seslerini duydum. Başım ayaklarından yüzüne kadar tırmandı. Aşırı derecede şık giyinmişti. En beğendiğim tarzı tercih etmiş olması ona bir adım daha yaklaşmamı sağlamıştı.

Kitaplardan fırlamış bir karaktere benziyordu. Bana doğru çekingen adımlarla yaklaşırken bir eli arkasında duruyordu. Başı hafifçe öne eğilmişti. Diğer eliyle de zaten yeterince düzgün olan saçlarını düzeltmeye çalışıyordu.

Gözlerim istemsizce damarlı ellerine kaydı. İnce parmakları hayranlık uyandırıcıydı. Bir insanda ilgimi ilk çeken şey elleri olurdu nedense. Evren de o yönden fazlasıyla artı puan kazanmıştı.

Tam karşımda durduğunda yüzünde mahcup bir gülümseme yer edinmişti. ''Çok bekletmemişimdir umarım.'' Sesi de en az elleri kadar muazzamdı. Kitaplarda hep bahsedilen derin ses tonuna sahipti. Açıkçası sadece bu sesle bile bir kızı rahatça etkileyebilir diye düşünmeden edemedim.

''Ben de yeni geldim. Sorun değil.'' dedim gülümseyerek. Rahatlamışçasına bir nefes verdi. Beni bekletmiş olmaktan korkmuş gibi görünüyordu.

Kendini biraz toparlayıp arkasında kalan elini gizlendiği yerden çıkardı. Bembeyaz güllerle karşılaşınca nutkum tutuldu. O kadar güzel görünüyorlardı ki...

Onları bana uzattığında kalbim mutlulukla çarpmaya başladı. Eli havada kalıp yorulmasın diye heyecanımı gizlemeye çalışıp neredeyse titreyen ellerimi güllere uzattım.

Onları tutar tutmaz burnuma götürüp güzel kokularını içime çektim. ''Senin kadar güzel bir hanımefendiye her ne kadar layık olmasalar da beğenmiş olmanı umuyorum.''

''Çok beğendim. Çok güzeller.'' dedim hayranlıkla.

''İnan bana senin yanındayken güzelliklerinden utanıp bizden daha güzeli varmış diyorlardır. Aslında Manolya çiçekleri almak istedim ama sonra bir tane var zaten diye düşündüm.'' Bir anlığına kalbim durmuş olabilirdi. İlk defa bir erkekten bu kadar açık bir iltifat alıyordum. Bu bana her ne kadar yabancı gelse de hoşuma da gitmişti.

Utandığımı hissetmiştim. Başımı öne eğdim. Gözlerim güllerde oyalanırken ''Teşekkür ederim.'' dedim iltifatına karşı.

Nazikçe gülümsedi. ''Parka girelim mi?'' diye sordu girişi işaret ederek. ''Tabii.'' deyip ilerlemeye başladım. O da hemen yanımda yürümeye başladı. Aramızda bir karışlık mesafe vardı. Güvenli çizgi buymuşçasına daha fazla yaklaşmıyordu.

Parkın girişinde bizi eski, güzel bir çeşme karşıladı. Tüm park kırmızı, turuncu, sarı yapraklarla süslenirken çeşme de bu durumdan nasibini almıştı. Çeşmenin etrafındaki banklardan birinde yaşlı bir dede, başkasında da bir çift oturuyordu.

''Oturmak mı istersin yürümek mi?'' Sorumla birlikte etrafı inceleyen koyu gözleri bana döndü. ''Bu parka ilk defa geliyorum. Bu yüzden etrafta biraz zaman geçirmek isterim. Sana da uyarsa tabii.''

Yürüyüşü çok severdim. Bu parkta da salıncaklarda sallanmaktan sonra en sevdiğim aktivite yürümekti zaten. ''Uyar tabii. Sana parkın tüm güzelliklerini göstereceğim.'' dedim öz güvenle. Sonuçta burası çok iyi bildiğim bir yerdi. Tanıtma konusunda iyi iş çıkarabileceğimi biliyordum.

Parkın her bir noktasını hevesle anlatırken Evren, her bir sözümü ezberliyormuşçasına dikkatle dinliyordu beni. Bu ara ara beni utandırsa da acayip bir şekilde mutlu da ediyordu.

Salıncakların bulunduğu kısma geldiğimizde küçük bir çocuk gibi yerimde zıpladım. ''Bak! Burası parkın en güzel yeri. Kocaman salıncakları var.'' Evren, salıncaklara bakmak yerine bana bakmaya devam ettiğinde parmağımla salıncakların bulunduğu yeri işaret ettim.

Derin bir uykudan uyandırılmış gibi irkildi. Ardından işaret ettiğim yere baktı. ''Gerçekten de çok güzellermiş.'' Aklına bir fikir gelmiş gibi hevesle bana döndü. ''Seni sallamamı ister misin?''

Bu zamana kadar hep kendim sallanmıştım. Birinin beni sallaması nasıl hissettirecekti acaba? Fazla mı romantik düşünüyordum ki?

Başımla onu onaylayıp salıncaklara doğru ilerledim. Her zaman bindiğim salıncağın yanına vardığımda çantamı ve hırkamı yere bıraktım. Evren de beni taklit ederek trençkotunu çıkarıp eşyalarımın yanına bıraktı.

Gömleğinin bilek kısmındaki düğmeleri çözüp manşetlerini dirseğine kadar katladı. Damarlı kollarından gözlerimi almakta çok zorlanmıştım. Neyse ki o fark etmeden bakışlarımı kaçırmayı başarmıştım.

Salıncağın arkasına geçtiğinde bakışlarıyla salıncağı işaret etti. ''Binmeyecek misin?'' Cevap vermeden salıncağa kuruldum.

Beni yavaşça ittirdi. Salıncak giderek hızlanmaya başladığında kahkaha atmaya başlamıştım. Bu çok eğlenceliydi!

Beni dakikalarca salladı hiç yorulmadan. ''Sen de sallansana. Çok eğlenceli.'' dedim kahkaha atmaya devam ederken.

''Kahkahalarından belli oluyo o.'' Sesinde garip bir zevk alma tonu vardı. Nasıl desem? Gülüşlerim onu mutlu etmiş gibiydi.

Dediğimi yapıp hemen yanımdaki salıncağa bindi. Bir süre sonra hızı benim hızıma yetişti. Salıncaklarımız benzer periyotlar izlemeye başladığı zaman artık havalandıkça gülüşlerimiz birbirlerine karışmaya başlamışlardı.

Daha yeni tanıştığım insanın yanında bu kadar rahat olmam tuhaftı aslında ama nedense onu çok uzun zamandır tanıyormuşum gibi hissediyordum. Bana yabancı biri gibi gelmiyordu. Samimiydi, düşünceliydi, sevecendi, kibardı...

Neredeyse mükemmel bir insandı. Neden aldatıldığını gerçekten merak etmeye başlarken buldum kendimi. Erken yorum yapmak istemesem de onun hiçbir suçu olmadığına neredeyse emin gibiydim artık. Zamanın bize ne göstereceği ise tam bir muammaydı ve elimizde olan tek zaman dilimi şu andı.

Bölüm sonu

3 yorum

  • Allahım nolurdu ben de şöyle birşey yaşayıp hayatımın prensini bulsaydım. Hep kitap hep kitap nireye kıdaaaarrr

    1Yanıt