3. BÖLÜM
Yarın
Fotoğrafa bakarken nefesimi tuttuğumu fark ettim.
— Ece... Bu fotoğrafı nereden buldun?
Ece başını iki yana salladı.
— Ben bulmadım.
— Ne demek bulmadın?
— Sabah telefonumda vardı.
— Kim gönderdi?
— Bilmiyorum.
Telefonu tekrar elime aldım.
Fotoğraftaki şey gerçekten benim günlüğümdü.
Aynı siyah kapak.
Aynı küçük metal kalp.
Aynı çizik.
Ama fotoğrafın çekildiği yer...
Benim odam değildi.
Arka planda okulun eski depo koridoru görünüyordu.
— Burayı tanıyor musun? diye sordum.
Ece fotoğrafa yaklaştı.
— Evet.
— Neresi?
— Okulun kullanılmayan eski binası.
İçime kötü bir his çöktü.
Tam o sırada zil çaldı.
— Derse gidelim, dedi Ece.
— Sen git.
— Dilay?
— Ben birazdan gelirim.
Ece uzaklaşınca fotoğrafı tekrar açtım.
Bir ayrıntı dikkatimi çekti.
Günlüğün yanında küçük bir kâğıt vardı.
Yakınlaştırdım.
Üzerinde tek bir kelime yazıyordu:
“YARIN.”
Telefonum yeniden titredi.
Bu kez mesaj daha uzundu.
“Eğer gerçeği öğrenmek istiyorsan, yarın saat 17.00'de eski depoya gel.”
Mesajın altında ikinci bir cümle vardı.
“Ama yalnız gel.”
Telefonu kapattım.
Eski depoya gitmek istemiyordum.
Ama biri günlüğümün fotoğraflarını çekiyordu.
Ve benden önce neler olacağını biliyordu.
Ders boyunca hiçbir şey dinleyemedim.
Son derste öğretmen tahtaya bir şeyler yazarken çantamdan günlüğümü çıkardım.
Sayfayı açtım.
Yeni bir cümle vardı.
Bu kez siyah kalemle değil...
kırmızı kalemle.
«“Dilay, yarın oraya gidersen her şeyi hatırlayacaksın.”»
Elim titredi.
Çünkü ben...
Eski depoya daha önce hiç gitmemiştim.
En azından hatırladığım kadarıyla.