Saat 20.45…
Defne odasında gidip geliyordu.
Masasının üzerinde siyah zarf duruyordu.
Tam on beş dakikadır aynı cümleyi okuyordu.
“Bu gece saat 21.00’de eski laboratuvara gel.”
Gitmeli miydi?
Ya biri ona şaka yapıyorsa?
Ya da bu bir tuzaksa?
Telefonunu eline aldı.
Annesine mesaj attı:
“Kütüphanede biraz ders çalışacağım. Biraz geç gelebilirim.”
Annesi birkaç dakika sonra cevap verdi.
“Tamam kızım. Dikkatli ol.”
Defne derin bir nefes aldı.
Montunu giydi.
Ve evden çıktı.
Okulun çevresi geceleri çok sessizdi.
Gündüz öğrencilerle dolu olan bahçe şimdi bomboştu.
Rüzgâr ağaçların yapraklarını hışırdatıyordu.
Defne okulun arka kapısından içeri girdi.
Kapı şaşırtıcı şekilde açıktı.
“Kim açtı bunu?”
Koridor karanlıktı.
Sadece acil çıkış lambaları yanıyordu.
Ayak sesleri boş binada yankılanıyordu.
Tak…
Tak…
Tak…
Her adımında kalbi biraz daha hızlı atıyordu.
Eski laboratuvarın kapısına geldi.
Kapının üzerinde büyük bir tabela vardı.
“KULLANIMA KAPALIDIR.”
Defne kapıyı hafifçe itti.
Gıcırtt…
Kapı yavaşça açıldı.
İçerisi yıllardır kullanılmamış gibiydi.
Tozlu masalar…
Kırık deney tüpleri…
Eski dolaplar…
Tam geri dönecekti ki…
Bir ses duydu.
“Sonunda geldin.”
Defne irkilerek arkasını döndü.
Kapüşonlu kişi kapının önünde duruyordu.
“Sen kimsin?”
Kişi yavaşça kapüşonunu çıkardı.
Defne’nin gözleri büyüdü.
Bu kişi…
Okulun hademesi Murat Amcaydı.
“Şaşırdın biliyorum.”
“Bu notu siz mi bıraktınız?”
“Evet.”
“Ama neden?”
Murat Amca cebinden eski bir fotoğraf çıkardı.
Fotoğrafta yıllar önce çekilmiş bir sınıf vardı.
En önde genç bir öğretmen…
Ve arka sırada kolunda Defne’ninkiyle aynı bileklik bulunan bir kız…
Defne nefesini tuttu.
“Bu… nasıl olabilir?”
“O kızın adı Elif’ti.”
“Bileklik onun muydu?”
“Evet.”
“Peki şimdi nerede?”
Murat Amca başını eğdi.
“Kimse bilmiyor.”
Tam o sırada laboratuvarın ışıkları kendi kendine yanıp söndü.
Defne’nin bilekliği parladı.
Masanın üzerindeki eski bir bilgisayar aniden çalışmaya başladı.
Ekranda tek bir cümle belirdi.
‘Yeni sahip doğrulandı.’
Defne korkuyla geri çekildi.
“Bu imkânsız…”
Bilgisayar kendi kendine devam etti.
‘Görev yeniden başladı.’
“Ne görevi?”
Cevap gelmedi.
Ekran tekrar karardı.
Tam çıkacakları sırada dışarıdan ayak sesleri duyuldu.
“Burada biri var!”
Melis’in sesiydi.
Yanında iki arkadaşı vardı.
“Defne’yi burada gördüm!”
Kapıya doğru yaklaşıyorlardı.
Murat Amca telaşlandı.
“Onlar seni burada görmemeli.”
“Neden?”
“Henüz zamanı değil.”
Murat Amca eski bir dolabı itti.
Arkada dar bir geçit ortaya çıktı.
“Hemen buradan git!”
Defne düşünmeden geçide girdi.
Dolap tekrar kapandı.
Melis laboratuvara girdiğinde içeride kimse yoktu.
“Az önce buradaydı!”
Arkadaşları etrafa baktı.
“Kimse yok.”
Melis sinirle yumruğunu masaya vurdu.
“Eminim bir şey saklıyor.”
Defne gizli geçitten okulun arka bahçesine çıktı.
Gökyüzüne baktı.
Elindeki fotoğrafı tekrar açtı.
Fotoğraftaki kızın bilekliğiyle kendi bilekliği birebir aynıydı.
Ama fotoğrafın arkasında yazan cümle, Defne’nin tüylerini diken diken etti:
“Bu bileklik yalnızca gerçek kahramanını seçer.”
Defne artık bunun tesadüf olmadığına emindi.
Fakat asıl büyük sır, henüz ortaya çıkmamıştı…
Çünkü ertesi gün tüm okulun önünde yaşanacak olay, Defne’yi sadece popüler değil, herkesin hayran olduğu biri hâline getirecekti.
Devam edecek… (6. Bölüm)