İçeriğe geç

Bozkurt timi

Bölüm 3 · 3 dk okuma

Bozkurt timi

Bölüm 3

Geçmişleri

Üs bölgesinde hava soğuktu ama içtima alanında ayakta duran askerlerin yüzleri sertti. Görevden döneli iki gün olmuştu. Resmî bir görev yoktu ama herkes biliyordu; bu sessizlik uzun sürmezdi. Bozkurt Timi koğuşta kendi köşelerine çekilmişti. O gece kimse erken uyumadı. Çünkü bazen insanı ayakta tutan şey görev değil, geçmişti. Teğmen Aras Demir Aras çocukken asker olmak istememişti. Babası polis memuruydu. Küçük bir ilçede görev yapıyordu. Aras on iki yaşındayken babası bir operasyonda yaralandı. Ölmedi… ama bir daha yürüyemedi. O gün Aras hastane koridorunda annesinin sessiz ağlayışını görmüştü. Babası yatağında ona şöyle demişti: “Evlat… bu vatan kolay durmuyor ayakta.” O cümle Aras’ın içine mıh gibi çakılmıştı. Harp Okulu yıllarında en zor parkurları seçti. Kimseye yük olmadı. Duygularını göstermemeyi orada öğrendi. Tim komutanı olduğunda 26 yaşındaydı. İlk görevinde bir askerini kaybetti. O gün ağlamadı. Ama o günden sonra her görev öncesi tek başına gökyüzüne bakmayı alışkanlık haline getirdi. Çünkü kaybetmenin ağırlığını kimseye belli etmezdi. Astsubay Mert Karaca Mert Karadenizliydi. Çocukluğu hırçın denizle geçti. Babası balıkçıydı. Bir fırtına gecesi babası denize açıldı ve geri dönmedi. Mert o zaman 17 yaşındaydı. Denizden nefret etmedi. Ama kaybetmenin ne demek olduğunu öğrendi. Askerliği seçti çünkü disiplin istiyordu. İçindeki dağınıklığı düzene sokacak bir şey. Timde en sakin görünen oydu. Ama en hızlı karar veren de oydu. Aras’ın sağ koluydu. Ve birine bir şey olursa… en çok o içine atardı. Uzman Çavuş Baran Kaya Baran Diyarbakırlıydı. Sessiz bir mahallede büyümüştü. Küçükken en iyi yaptığı şey sabit kalmaktı. Saatlerce tek bir noktaya bakabilirdi. Babası marangozdu. Bir gün Baran’a şöyle demişti: “Evlat, elin titrerse hata yaparsın.” Baran hiç titrememeyi öğrendi. Keskin nişancı eğitiminde rekor kırdı. Ama kimse bilmezdi… İlk kez bir hedefi vurduğunda gece boyunca uyuyamamıştı. O günden sonra dua etmeye başladı. Her görevden önce. Ve her atıştan sonra. Uzman Onbaşı Efe Yıldız Efe İzmirliydi. Gülmeyi seven, enerjik bir çocuktu. Annesi hemşireydi. Bir trafik kazasında yaralı bir çocuğu kurtaramadığı gün eve gelip ağladığını görmüştü. O gün Efe karar verdi: “Ben kurtaracağım.” Sıhhiye oldu. Timde en neşeli oydu. Ama yaralı birini kaybettiğinde en çok o sessizleşirdi. Kimse bilmezdi… Her kurtardığı askerin ismini küçük bir deftere yazardı. Ve her kaybettiğinde o defteri açıp uzun süre bakardı. Er Kerem Akın Kerem en gençleriydi. Yeni baba olmuştu. Kızı henüz bir yaşındaydı. Göreve çıkmadan önce telefonda eşine hep aynı şeyi söylerdi: “Güçlü ol.” Ama aslında güçlü olmaya en çok kendisinin ihtiyacı vardı. Telsiz başında sakin görünürdü. Ama çatışma başladığında kalbi en hızlı atan oydu. Çünkü o sesleri kayda geçiren oydu. Her yardım çağrısını ilk o duyardı. Ve bazen cevap gelmediğini de. Uzman Çavuş Ali Tunç Ali Ankaralıydı. Üniversiteyi yarıda bırakıp askere gitmişti. Ailesi istememişti. Ama Ali masa başında yaşayamazdı. Patlayıcı uzmanıydı. Risk onun işiydi. Nişanlıydı. Her izinde yüzük bakarlardı ama bir türlü alamamıştı. “Bir görev daha,” derdi hep. Bir görev daha… O Gece Koğuşta ışıklar sönmüştü. Ama kimse tam uyumamıştı. Efe yatağında tavana bakıyordu. Kerem cebinden kızının fotoğrafını çıkardı. Baran silahını temizledi. Mert nöbet çizelgesine baktı. Ali sessizce mesaj yazdı: “İyiyim.” Aras ise dışarı çıktı. Gökyüzü yine yıldız doluydu. Kendi kendine mırıldandı: “Bu timi koruyacağım.” Ama bazen insan ne kadar isterse istesin… Her şeyi koruyamazdı.

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.