İçeriğe geç

BOZKIRIN YELCESİ

Bölüm 4 · 2 dk okuma

BOZKIRIN YELCESİ

Bölüm 4

AV MI ? AVCI MI ?

Soğuk…Ama artık üşümüyorum.İçimdeki ateş, bozkırın ayazını bastıracak kadar büyüdü.Yürüyordum.Kutay Alp’in elindeki ip, bileklerimi kesiyordu ama ben artık o ipi değil… onun boynunu hayal ediyordum.Tulpar’ın yattığı yeri geride bırakalı saatler olmuştu.Ama ben hâlâ oradaydım.Her adımda. Her nefeste.Oba göründüğünde başımı kaldırdım.Yüksek direkler…Dalgalanan sancaklar…Ve ortada, diğerlerinden daha büyük olan otağ.Kağanın otağı.Demek ki sonum burasıydı, öyle mi?İçimden acı bir tebessüm geçti.“Henüz değil.”Beni otağın önünde durdurdular.İpler hâlâ elimdeydi ama artık dik duruyordum.Kutay Alp eğilip kulağıma yaklaştı.“Diz çök.”Başımı yavaşça ona çevirdim.Gözlerimle gözlerine girdim.“Ben,” dedim alçak ama keskin bir sesle,“yalnız Tengri’nin huzurunda diz çökerim.”Bir an durdu. Sonra sertçe kolumu çekti.Ama diz çökmedim. Çöktüremedi.Otağın kapısı açıldı.İçeri alındım.Sıcak… ağır… ve kudret kokan bir yerdi.Ortada kağan oturuyordu.Gözleri ilk anda üzerime geldi.Beni baştan aşağı süzdü.Sustu.Ben de sustum.Bu, sözlerden önce gelen savaştı.Kutay Alp konuştu:“Kağanım, dediğimiz gibi… bu, düşman boyunun kağanının kızı. Aygül Hatun.”Kağanın kaşları hafifçe kalktı.“Hatun…” dedi yavaşça.“Adına yakışır mı bakalım.”Gözlerimi ondan ayırmadım.“Adımın yükünü taşıyamayacak olsam,” dedim,“karşında böyle duramazdım.”Otağın içindeki hava değişti.Alpler kıpırdandı.Kutay Alp dişlerini sıktı.Ama kağan… gülümsedi.“Cesaret…” dedi.“İyi. Ama tek başına yetmez.”Başımı hafifçe eğdim.“Cesaret,” dedim,“akıl ile birleşirse devlet kurar.”Bu sefer tamamen doğruldu.Artık beni daha dikkatli inceliyordu.“Türk töresi sana ne öğretmiş, Aygül Hatun?” dedi.Bir adım öne çıktım.“Şunu öğretmiş,” dedim.“Türk boyu esir düşse bile ruhunu teslim etmez.”Kısa bir sessizlik oldu.Sonra kağan hafifçe başını salladı.Kutay Alp araya girdi.“Kağanım,” dedi,“bu hatun karşılığında babasından toprak alabiliriz. Ayrıca boyunu bize bağlamak için de fırsat…”Kağan elini kaldırdı.Sustu.Sonra bana döndü.“Peki sen ne dersin?” dedi.İşte o an…İlk hamlemi yaptım.“Ben,” dedim,“bir pazarlık malı değilim.”Gözleri daraldı.Devam ettim:“Ama beni kullanmak istiyorsan… yanlış yerden tutuyorsun.”Otağdaki herkes bana bakıyordu artık.“Babam,” dedim,“toprak için kızını vermez.”Duraksadım.Sonra yavaşça ekledim:“Ama… gücünü artıracak bir ittifakı düşünür.”Kağanın gözlerinde bir kıvılcım çaktı.Yemi yutmuştu.“Devam et,” dedi.“Beni elinde tutarsan,” dedim,“sadece bir esirin olurum.”Bir adım daha attım.“Ama beni serbest bırakır… yanına bir elçiyle gönderirsen…”Gözlerimin içine baktı.“…sana boyları birleştirecek bir söz getirebilirim.”Kutay Alp hemen atıldı:“Kağanım! Bu bir oyundur—”“Sus.” dedi kağan.Ve sustu.Ben konuşmaya devam ettim.“Türk boyları birbirini yiyerek değil, birleşerek büyür.”Bir an durdum.Son darbeyi vurdum:“Yoksa hepimiz, başkalarının avı oluruz.”Sessizlik.Uzun bir sessizlik.Kağan derin bir nefes aldı.“Zekisin,” dedi.“Tehlikeli olacak kadar.”Hafifçe gülümsedim.“Tehlike,” dedim,“aklı olmayanlar içindir.”Kararını verdiğini anladım.Ama…Benim planım başka yerdeydi.Gece.Beni otağın dışındaki bir çadıra bağladılar. ipler gevşekti.Çünkü kaçamayacağımı düşünüyorlardı.Hata.Gece ilerledi.Nöbetçiler değişti.Rüzgâr arttı.Ve ben…ipleri çözmeye başladım.Tulpar…fısıldadım içimden.“Bu senin için.”İpler çözüldü.Sessizce ayağa kalktım.Gölge gibi ilerledim.Ve onu gördüm.Kutay Alp.Atının yanında.Yavaşça yaklaştım.Elimi atın dizginine koydum.At huzursuzlandı.Kutay Alp döndü.Ama geç kalmıştı.Dizginleri kopardım.Atı sertçe çektim.“Bu,” dedim gözlerinin içine bakarak,“Tulpar’ın bedeli.”Atı sürdüm.Rüzgâr yüzüme çarptı.Kalbim atıyordu.Ama bu korku değildi.Bu…özgürlüktü.Ve ben artık kaçmıyordum.

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.