
Kız olduğu yerde kaldı.
Ne yapacağını bilmiyordu.
Yüzsüz Adam ortadan kaybolmuştu.
Sanki hiç var olmamış gibi.
Onu tanımıyordu.
Adını bilmiyordu.
Nerede olduğunu bilmiyordu.
Onu tekrar nasıl bulacağını da bilmiyordu.
Elinde hiçbir şey yoktu.
Sadece cevap bekleyen sorular vardı.
Bir süre okul bahçesinde öylece durdu.
Rüzgâr saçlarını savuruyordu.
Ama o bunu bile fark etmiyordu.
Düşünceleri birbirine karışmıştı.
Sonunda başını eğdi.
Başka çaresi yoktu.
Eve gitmeliydi.
Ama bu düşünce bile içini sıkıştırıyordu.
Melis...
Kardeşi onu görebiliyordu.
Ya eve gidip hem yataktaki bedenini hem de onu görürse?
Ya korkarsa?
Ya ağlarsa?
Bu düşünce bile canını acıttı.
Küçük kalbi buna dayanamazdı.
Kız derin bir nefes aldı.
Sonra okuldan çıktı.
Otobüse bindiğinde gözleri durmadan etrafı dolaşıyordu.
Belki Yüzsüz Adam da buradadır diye düşündü.
Belki yine karşısına çıkar.
Belki onu uzaktan izliyordur.
Ama yoktu.
Hiçbir yerde yoktu.
Kız pencerenin kenarına oturdu.
Başını cama yasladı.
Şehir yanından akıp gidiyordu.
İnsanlar konuşuyor.
Gülüyor.
Bir yerlere yetişmeye çalışıyordu.
Hayat devam ediyordu.
Bir tek onunki durmuş gibiydi.
Duraklar geçti.
Ve sonunda eve vardı.
Apartmanın önünde durdu.
Başını kaldırıp pencerelerine baktı.
Kalbi yavaş yavaş ağırlaşmaya başladı.
İçeri girmek istemiyordu.
Ama başka seçeneği de yoktu.
Merdivenleri çıkmaya başladı.
Her basamak biraz daha zor geliyordu.
Sanki yukarı değil de...
Bir korkunun içine doğru yürüyordu.
Sonunda dairenin önüne geldi.
Tam kapıya yaklaşmıştı ki içeriden sesler duydu.
Telaşlı adımlar.
Aceleyle açılıp kapanan kapılar.
Bir şeylerin düştüğünü andıran sesler.
Kız olduğu yerde kaldı.
Kalbi sıkıştı.
Çünkü anlamıştı.
Bir şey olmuştu.
Ve o şey...
Yatakta hâlâ uyuyan bedeniydi.
Kapıya yaklaşan ayak sesleri duyuldu.
Birden.
Yakın.
Çok yakın.
Kızın kalbi sıkıştı.
Düşünmeden hareket etti.
Merdivenlere yöneldi.
Hızlı adımlarla bir alt kata indi.
Nefesini tuttu.
Sessizce dinlemeye başladı.
Ayak sesleri yaklaşmaya devam etti.
Sonra...
Kendi kapılarının önünden geçti.
Bir üst kata doğru yöneldi.
Bir kapının zili çaldı.
Ardından kısa bir konuşma sesi duyuldu.
Kız gözlerini kapattı.
İçindeki düğüm biraz gevşedi.
Belli ki annesi Melis'i komşuya bırakıyordu.
Belki de olanları görmesini istememişti.
Belki de korkmasını.
Belki de ağlamasını.
Kız başını eğdi.
Sonra yavaşça yukarı çıktı.
Dairelerinin kapısı açıktı.
İlk defa o kapı ona yabancı görünüyordu.
Sanki yıllardır yaşadığı ev değilmiş gibi.
Bir süre eşikte durdu.
İçeri girmek istemedi.
Ama sonunda adımını attı.
Ev sessiz değildi artık.
Sabahki o donmuş sessizlik gitmişti.
Yerini telaş almıştı.
Koridorda hızlı adımlar yankılanıyordu.
Babası telefonla konuşuyordu.
Sesi titriyordu.
Bir yandan adres veriyor, bir yandan cümlelerini toparlamaya çalışıyordu.
Kız onu hiç böyle görmemişti.
Bir an durdu.
Bakamadı.
Başını çevirdi.
Ve odasına yöneldi.
Kapı aralıktı.
Yavaşça içeri girdi.
Oda aynı odaydı.
Perde aynı perde.
Masa aynı masa.
Yatak aynı yatak.
Ama artık hiçbir şey eskisi gibi görünmüyordu.
Bakışları yatağa kaydı.
Ve onu gördü.
Kendi bedenini.
Uyuyormuş gibi değildi artık.
Yorgan dağılmıştı.
Yastık yer değiştirmişti.
Saçları omuzlarına dağılmıştı.
Birileri onu uyandırmaya çalışmıştı belli ki.
Defalarca.
Belki seslenmişlerdi.
Belki omuzlarından tutup sarsmışlardı.
Belki adını tekrar tekrar söylemişlerdi.
Ama hiçbir şey olmamıştı.
Kız yatağa yaklaştı.
Yavaşça dizlerinin üzerine çöktü.
Gözlerini kendi yüzünden ayıramıyordu.
Bu kadar yakınında dururken...
Kendine hiç bu kadar uzak hissetmemişti.
Anne ve babası odaya girdiği anda kız hızla ayağa kalktı.
Refleksle birkaç adım geri çekildi.
Sırtını duvara yasladı.
Kalbi hızla atıyordu.
Sanki onu göreceklermiş gibi.
Sanki gözlerini kaldırıp tam bulunduğu yere bakacaklarmış gibi.
Ama olmadı.
Annesi doğruca yatağın yanına koştu.
Babası da hemen arkasından geldi.
İkisi de yalnızca yatakta yatan kıza bakıyordu.
Annesinin elleri titriyordu.
Bir yandan kızının saçlarını okşuyor, bir yandan da ismini söyleyerek uyandırmaya çalışıyordu.
Sesindeki korku odanın her köşesine yayılıyordu.
Baba ise daha sakin görünmeye çalışıyordu.
Ama gözlerindeki endişeyi saklayamıyordu.
Annesinin omzuna dokundu.
"Bak..." dedi titrek bir sesle.
"Nabzı var."
Kısa bir duraksama.
"Kalbi de atıyor."
Kızın içinde bir şey gevşedi.
Sanki göğsüne oturan taş biraz hafiflemişti.
Demek ki tamamen gitmemişti.
Demek ki hâlâ bir yerlerdeydi.
Yüzsüz Adam haklıydı.
Onu bu dünyaya bağlayan bir şeyler vardı.
Kopmamıştı.
Henüz değil.
Kız gözlerini kendi bedenine çevirdi.
Yatağın üzerinde hareketsiz yatıyordu.
Sessiz.
Ulaşılmaz.
Ama hâlâ buradaydı.
Peki onu burada tutan şey neydi?
Neden geri dönemiyordu?
Ya da...
Belki de geri dönmesinin tek yolu buydu.
Bu düşünce zihninde yankılanırken uzaktan bir ses duyuldu.
Önce belli belirsiz.
Sonra giderek yaklaşan bir uğultu.
Ambulans sireni.
Annesi ve babası aynı anda başlarını kaldırdı.
Birkaç dakika sonra apartmanın önünde kapılar çarptı.
Hızlı ayak sesleri duyuldu.
Ve sağlık görevlileri odaya girdi.
Her şey bir anda hızlandı.
Sorular.
Kısa cevaplar.
Aceleci hareketler.
Birisi damar yolu hazırlıyordu.
Bir diğeri cihazları kontrol ediyordu.
Babası odanın köşesinde yaşananları anlatmaya çalışıyordu.
Kız bütün olanları sessizce izledi.
Kimse onu görmüyordu.
Kimse onun da orada olduğunu bilmiyordu.
Bir süre sonra bedenini dikkatlice sedyeye aldılar.
Yatağın üzerinden kaldırdılar.
Kızın içi tuhaf bir şekilde sıkıştı.
Sanki kendisinden bir parçayı alıp götürüyorlardı.
Koridora çıktılar.
Merdivenlerden indiler.
Apartmanın girişinde insanlar toplanmıştı.
Açılan kapılar.
Aralanan perdeler.
Meraklı bakışlar.
Fısıldaşmalar.
Ama kız bunların hiçbirini duymak istemiyordu.
Gözleri sadece sedyedeydi.
Ambulansın kapıları açıldı.
Görevliler bedenini içeri yerleştirdi.
Şoför kısa bir şekilde konuştu.
Yalnızca bir kişinin ambulansa binebileceğini söyledi.
Babası hemen içeri geçti.
Annesi ise geride kaldı.
Komşularından biri yanına geldi.
Kız, Melis'i göremese de ne olacağını anlamıştı.
Belli ki komşunun büyük kızı onunla kalacaktı.
Ambulansın kapıları kapanmak üzereydi.
Kız bir an durdu.
Arkasına baktı.
Evine.
Apartmana.
Açık kalan birkaç pencereye.
Sonra yeniden ambulansa döndü.
Kapılar kapanmadan hemen önce koştu.
Ve arka taraftan içeri girdi.
Kimse fark etmedi.
Kimse dönüp bakmadı.
Kapılar kapandı.
Sirenler yeniden yükseldi.
Ve ambulans geceyi yaran bir ışık gibi hızla uzaklaşmaya başladı.