Ergenlik çağımız tamamen gelmişti. Her ergende olduğu gibi aşk perileri bize de geldi. Merak ediyorduk. Pubg’de bayrak atmaya başlamıştık. İki ilgiye kanıyorduk.
1 yakalanma…2 yakalanma…3 yakalanma…
Sürekli bu yaptığımız şeyden dolayı yakalanmalar oluyordu.
En kötü yakalanmamız şöyle olmuştu:
Yine oyundan birilerini bulmuştuk. Güzel ilerliyordu bazı şeyler. Sorunumuz sadece yaşımızı yanlış biliyorlardı. İlgileri o kadar hoşumuza gidiyordu ki kendi yaşımızı söyleyemiyorduk. Nehir’in konuştuğu çocuk İstanbul’a geliyordu. Benim konuştuğum ise ondan hemen bir gün sonra. İkisi kuzenlerdi. Nehir beni de davet etmişti buluşmasına. Ne kadar yanlış olsa da gittim. O gün o buluşmada ikisinin fotoğrafını çekmek istedim.
Buluşma sorunsuz geçmişti. Eve dönüyorduk. Giderken mutluluğumuzdan bir şeyler çekti canımız. Çiğköfte aldık yolda. İkimizin evine ortak bir yerde yedik. Ayrılırken ben Nehir’i aramak istemiştim. Ben Nehir’le konuşurken o sıra eniştemler beni aramış. Ama o ayar kapalı olduğu için düşmemişti arama. Eve geldiğimde eniştem açmak istemişti o ayarı. Telefonu verdim ama başında bekledim. Hallettikten sonra WhatsApp mesajlarını gördü. Kardeşinin adını ve erkek ismi gördü. O an başımdan aşağı kaynar sular döküldü. Telefonumu karıştırmaya başladı derken fotoğraflarını da gördü. Olan her şeyi anlatmıştım. Bana gereken lafını etti ve telefonuma el konuldu. O sinirle Nehir’in de yanına gittiler. Nehir’e de aynı şey yapılmıştı.
Nehirle aramız bozulmuştu. Konuşmamızı istemiyorlardı. Ben o sıralar babamın dükkanına gidiyordum. Çok sessizleşmiştim. Kafam çok dağınıktı. Çok özlüyordum Nehir’i. Kaç ay sürdü bilmiyorum ama telefonlarımızı aldığımızda her gün konuşuyorduk. İkimiz de çok değişmiştik artık. Arkadaşlığımız eskisi gibi olamamıştı…