İçeriğe geç

born to die | the night stalker (Richard Ramirez)

Bölüm 5 · 24 dk okuma

born to die | the night stalker (Richard Ramirez)

Bölüm 5

episode 4•

Bölüm şarkısı: Deftones-Sextape

Multi: Marlena

İyi okumalarr m>



࿐࿔*:・゚




Arzu ve korkuların arasındaki ritmin şiddeti her zaman yüzeye katlanılabilecek tesadüfler olarak vurur kendini.. Özetle hiçbir his tesadüf içermez..




Ne kadar süredir bana boş gözlerle bakan fotoğraftaki kişiyle bakışıyordum bilmiyordum. Belki birkaç saniyeydi ama bana bir asır gibi gelmişti. Duran sadece zaman değil gibiydi; kalbim, bedenim, nefesim de saate eşlik ediyordu. Ama zaman durmamıştı işte, duvardaki başıboş saat bana yanıldığımı haykırmak istercesine boş ve sessiz odayı tiktaklarıyla dolduruyordu. Dolunay ise yüzümü aydınlatarak saatin melodilerine eşlik ediyordu. ''Uyan Marlena.'' diyordu duvarların arkasındaki ses. ''Kendine gel ve bak o dosyaya, bütün fırsatların ayaklarının ucunda.''




Güç yavaşça ellerime ve ayaklarıma doğru akarken düştüğüm bir anlık boşluktan uyanıyordum. Cesaret istercesine baktım yıldızlara, onay veriyor gibiydiler, içimi elde etmek istediğim cesaretle doldururcasına tüm güçleriyle parlıyor anı daha da ölümsüzleştiriyordular. Bakışlarım tekrar dosyayı buldu. ''Kaybedecek bir şeyin yok Marlena.'' diyordu içimdeki ses. ''Muhteşem bir fırsatı kaçırma.''




Elimdeki sigarayı pencere pervazına bastırarak sördürdüm ve normalde yapmayacağım bir şey olsa da dışarıya doğru attım. Yarın sabah çıktığımda bulursam atacağıma dair kendime söz vermeyi ihmal etmemiştim. İki koca adımla dosyanın başına vardım ve içindeki, en tepedeki, mahkumun zımbalanmış fotoğrafının olduğu bir a4 kağıdı elime aldım. Tüm elde etmek istediğim bilgiler parmaklarımın arasındaydı işte. Kadere gerçekten inanmaya başlıyordum, Tanrı bana benim yanımda olarak içime güvence veriyordu.




''San Quentin Hapishanesi Müdürlüğüne'' Adrenalin kalbimden yayılıp karnımı ağrıtıyor parmak uçlarımı karıncalaştırıyordu. Bir sırrı öğrendiğimi hissetmek duygularımı kamçılıyordu. Tanrı benim yanımda mıydı? ''Richardo Leyva Munoz Ramirez sorgu ifade tutanakları..''




Saatin ezberlenmiş tekdüze tiktakları arasındaki kulaklarımı dolduran yabancı ama tanıdık ses kağıttakilerin geri kalanını okumama engel olmuştu. ''Marlena?'' Zach karşımda tüm sorguyla karışık şaşkın bakışları arasında kollarını birbirine kavuşturarak kapının kenarında bana bakıyordu. Ne ara telefon konuşmasını bitirmişti bilmiyordum içimdeki kaos onun gelişini duymama engel olmuştu. İçimde bir şeyler öğrenmemin hazzı beni ışık hızında tek ederek yerine korkuyu oturtmuştu. ''Elindeki ne?'' Anlamıştı, ama sanki o da benim gibi aptalı oynuyordu.




Tüm gerginliğimle Zach'e bakarken kağıt yere düşüvermişti, boş kalan ellerimi teslim olurcasına havaya kaldırdım. ''Ne, ne?'' Komik göründüğümün farkındaydım, yüzümün her bir milimine korku sindiğini biliyordum. Gözlerim kocaman açılmıştı.




''Yere düşen şey?'' Dudakları hafifçe alaycılıkla kıvrılmıştı ama yüzündeki şüphe silinmemişti. Yavaşça benim tarafıma gelmeye başladı. Sanki ne olduğunu bilmiyormuş gibi davranıyordu ama neye baktığımın farkındaydı, dosyayı oraya o kendi elleriyle koymuştu bilmemesi veya unutması imkansızdı.




Aramızda masa vardı, kenarından dolanıp yavaş adımlarla yanıma ulaşırken her bir adımında inatla ondan uzak durmak istercesine geri gidiyordum. Ondan kaçmama sebep olacak hiçbir konu yoktu ama gizli bir şey yapmanın bedelini ödüyordum. Sırtım açık pencereye değdiğinde durmak zorunda kaldım; aşağı düşmek, isteyeceğim son şey bile değildi.




Zach eğildi ve yerdeki kağıdı aldı. Zaman tekrardan hızını azaltmıştı. Her şey ağır çekimde yaşanıyor gibiydi. Gökyüzünün ışığı utanç ve suçluluğumu daha da ortaya çıkarıyordu, gözlerimi kapamak istiyordum ama inatla kendime engel oldum. Başım dik olmalı ve kendimden emin görünmek zorundaymışım gibi hissediyordum ama bunu ne kadar başardığım tartışılırdı. Zach bakışlarını kağıttan tekrar bana yönlendirdiğinde kendimi savunma ihtiyacı duymuştum. Korkunun verdiği adrenalinle titreyen ellerim hala havadaydı.




''Ben bir şey yapmadım sadece dışarıya bakıp sigara içiyordum ve sonra masadaki dosya dikkatimi çekti ben de merakıma yenik düşük bakmak istedim gizli olup olmadığını bilmiyordum ve zaten sen bana-''




''Biliyorum biliyorum, açıklama yapmana gerek yok.'' Benim telaşıma karşılık onun çok sakin oluşu kaşlarımın çatılmasına neden olmuştu. Nasıl yani, kızmamış mıydı? ''Kızmadın mı?'' diye sordum hayretle. Zach gülümsedi.




''Neden kızayım ki, dosyayı ben masaya açık bir şekilde bırakmışım illa suçlu biri olması gerekiyorsa o da ben sayılırım. Hem sana sözüm vardı değil mi?'' Rahatlığı benim de rahatlamamı sağlarken kalbimin maraton koşmuşçasına hızlı atışı tekrar eski ritmine kavuşmaya başlamıştı. Dışarıya rahat bir nefes vererek havadaki ellerimi indirdim ve sözlerini onaylarcasına başımı salladım.




''Yemek birazdan gelir.'' Dedi Zach. Tek adımla aramızdaki mesafeyi kapatıp iki kolumu tuttu. Parmakları kollarımda ritmik daireler çizerken gülümsedim. Beni rahatlatan sayılı kişilerden biriydi o, beni nasıl gerebilirdi ki? ''Söyle bakalım yemekten önce mi yoksa sonra mı anlatayım?''




''Önce.'' Daha fazla beklemek istemiyordum, artık içimdeki bu gizem son bulsun istiyordum. Benimle aynı fikirlere sahip bu kişiyi artık bilmediğim yönleriyle daha çok tanımak istiyordum. Zach'in kaşları çatıldı. ''Emin misin? Sabahtan beri doğru düzgün bir şey yemedin, tok karınla dinlemen senin için daha sağlıklı olur.''




Kararlılıkla başımı salladım. Elbette itiraz edecektim. ''Bir şey olmaz, çok aç değilim zate-'' Sözlerimi bu seferde karnımdan çıkan yüksek sesli gurultu bölmüştü. Hayır deliler gibi açtım ve şu an karşımdaki Zach'i bile tek lokmada yutabilecek durumdaydım. Başını geriye atarak koca bir kahkaha attı. Kendi kendimi açık etmenin ve Zach'in tepkisine somurttum. Dalga geçmese eksik kalırdı zaten.




''Ah Marlena, keşke yalan söylemeyi becerebilsen.'' Yapay bir sinirle omzuna vurdum. ''Ya dalga geçmesene.'' Tam bana cevap verecekti ki kapının zil sesi sözlerinin kesilmesine sebep olmuştu. ''Bak,'' dedi neşeyle. ''Yemek geldi, daha fazla karnının guruldamasına gerek kalmayacak.''




''Gıcık ya!'' Zach kapıdan yemekleri alırken bende alan açmak için dosya yığınlarını sırasını bozmadan kenara ittirdim. Güzel kokular şimdiden burnuma dolmuş ve ağzımın sulanmasına sebep olmuştu. Az sonra ikimizde yemeklerimize gömülmüş bir vaziyetteydik, uzun yıllar boyu süren kıtlıktan çıkmış gibi yiyorduk. Mide orgazmı yaşadığım su götürülemez bir gerçekti, Zach ağız tadını gerçekten iyi biliyordu.




Sebzeli burritolarımızı yerken ikimizde sessizdik ve bu sessizlikten istifade ikide bir karşımdaki Zach'e çaktırmamaya çalışaraktan yanımdaki yığınlı dosya tepeciğine bakmaya çalışıyordum. Sanki göremediğim küçük puntolu yazılardan beynime bir şey girebilecekmiş gibi hissediyordum.




''Dosyalara bakma bana ve yemeğe odaklan.'' Dalgınlıktan dolayı irkilirken çenemden tutan parmakların sahibi yüzümü kendi tarafına çevirdi. Evet, yine yakalanmıştım.. Anlaşılan dedektiflik bana göre değildi.




''Sana odaklıyım zaten. Gözüm kaydı sadece.''




''Tabi tabi.''




Yemeklerimiz bittiğinde Zach kirli tabakları mutfağa götürürken ben de masayı sildim. Dosyaların hassas ve önemli bir konuya ait olduğunun bilincindeydim ve temiz tutulması gerekiyordu, buna bulunduğu yüzey de dahildi. Kirli bezi çöpe attım ve sandalyeme kurularak Zach'in işinin bitip salona gelmesini beklemeye başladım. Zaman ilerleyip amacıma ulaşmam yaklaştıkça içimdeki garip his büyüyüp bana rahatsızlık veriyordu. Kalbim ritminin giderek hızlanmasına hazırlık yapıyor ve avuç içlerimin terlemesine yol açıyordu. Rahatsızlıkla ellerime bakarak oynamaya başladım. Avuç içlerimdeki tırnak izlerine gözüm takıldı. Son zamanlardaki sabahların verdiği huzursuzluğu kendimden, tırnaklarımı avuç içlerime batırarak çıkardığım için iz ve yara sayıları artmıştı.




''Kahve ister misin?'' bakışlarımı karşımda dikilen Zach'e çevirdim. ''Gerek yok.'' Birde kahve demlenme süresini bekleyemezdim. ''Dinlemek istiyorum artık.''




Beni başıyla onaylayıp yavaşça karşımdaki sandalyeye oturdu. Yığılmış dosyaları önüne sırayla yerleştirirken düşündüm: Beni dehşete düşürebilecek bu bilgileri duymaya gerçekten hazır mıydım? Sonuçta bunlar toz pembe masallar ya da dergilerde okumakla yetindiğimiz umarım bizim başımıza gelmez deyip geçtiğimiz gerçek suç öyküleri değildi. Burada insanların hayatı ve onları acımasızca katleden bir seri katil söz konusuydu. O insanların kim bilir ne hayalleri ne umutları ve planları vardı ama hepsi tek bir gece de yok olmuştu.




''Ne bilmek istiyorsun?'' Düşüncelerimden sıyrılıp odağımı Zach'e verdim. Bir elindeki dosyalara bir bana bakıyordu. ''Nereden başlayalım?'' Gerçek dünyaya dönmek için cevap vermeden önce boğazımı temizledim.




''Haziran'a kadar olan cinayetleri çok iyi biliyorum. O dönem araştırıyordum. Sonrasında okul kapanınca ve ailemle İtalya'ya dönünce diğer cinayetler uzaktan kulağıma gelse de araştırmamıştım.'' İşte başlıyorduk. Ailem olaylardan dolayı uyuyamamıştı o yüzden potansiyel kurban olmamak için kaçar gibi İtalya'ya gitmiştik. ''Sonrasında San Francisco'ya geri dönünce aklımdan çıkarmıştım. Katil kendi kendine kayıplara karışmıştır herhalde diye düşündüm.'' Gerçekten diğerlerini duymaya hazır mısın Marlena? Travmalarınla yüzleşmeye hazır mısın?




Zach yavaşça başını salladı. Ciddi dedektif havasına bürünmüştü. Elindeki kağıda bakıyordu. ''Yani Jennie Vincow, Dayle Okazaki, Tsai Lan Yu, Vincent Zazzara, Maxine Zazzara, William Doi ve Mabel Bell cinayetlerini biliyorsun. Ayrıca Maria Hernandez, Lillian Doi ve Florence Lang saldırılarını da biliyorsun.''




Başımı yere eğerek usulca salladım. Aklıma cesetlerin görüntüleri ve yaşadıkları şeyler geldiğinden içimden bir şeyler kopuyor gibi hissediyordum. Midem düğümlenmişti. Tekrar ellerimle oynamaya başlamıştım.




''Çocukları kaçıranla cinayetleri gerçekleştirenin bağlantısını biliyor musun?'' Dehşetle başımı kaldırdım. ''Ne?'' Her şeye hazırlıklı olmalısın Marlena..




''Bunu ilk kez Gil tespit etmişti. Kimse ona inanmamıştı ama çocukların verdiği tiple saldırı kurbanlarının verdiği tip betimlemesi birbirine uyuşuyordu. Ayrıca Zazzara cinayetindeki ayak izi 8 yaşındaki bir kızın evinden kaçırılıp şantiyede tecavüze uğradığı olay yerindeki ayak iziyle örtüşüyordu. Adam manyağın tekiydi ve Gil bu katilin uzaktan zihnine girerek onu çok iyi anlamıştı.''




''8 mi??'' Kalbim son hızda atarken dehşetle sordum. Bu adam bir caniydi, insan olamazdı. ''En küçük kurbanı 6 yaşında Marlena..'' Ne diyeceğimi bilemeyerek yutkundum. Gözlerimin dolmasını engellemek için sertçe dudağımı ısırdım. İçimden o küçük masum çocuğa sarılmak gelmişti.




''Davadaki dedektifler Gil ve bendik. Daha sonra aramıza Yamaç Katili davasının baş araştırmacı dedektifi Frank katıldı.'' Güçlü üçlü olmuşlardı. ''Aralarındaki en genci bendim, en tecrübelimiz ise Frank'ti. Gil bizim gibi ciddi dedektifler arasında rahatlatıcı unsurumuz neşe kaynağımızdı. İyi bir adam gerçekten.'' Tebessümüne karşılık verdim. Kısa sürede iyi bir ekip oldukları belliydi. En kötü günlerinde birbirlerinin yanında olmuşlardı. Ayrıca zor bir davayı da çözüme kavuşturmuşlardı bu onların işlerinde ne kadar iyi olduklarını gösterirdi.




''28 Haziranda Patty Higgins cinayeti işlendi. Genç kadın tecavüze uğrayıp , boğulmuş ve boğazı kesilmiş. Bunlar yetmezmiş gibi evindeki değerli eşyalar da çalınmış. Birkaç gün sonra 2 Temmuzda Higgins'ten birkaç kilometre ötede Mary Louise Cannon vakası yaşandı. Öldürülme şekli Patty Higgins'inkine çok benziyordu.'' Neler duyacağımı en başından beri biliyordum ama kanımın donmasına engel olamıyordum. O dosyaların içinde mutlaka olay yeri fotoğraflarının olduğunu biliyordum ama bakmak istemiyordum. Zach'in de göstermeye niyeti yok gibiydi zaten.




''5 Temmuzda 16 yaşındaki bir kızcağızın ölümüne sebep oldu. Kızın bir metrelik derin kesikleri ve kafatasında çatlaklar vardı. Oda talan edilmiş vaziyetteydi. Karşımızdaki manzara o herifi hemen enselemek istememize neden oluyordu.'' Zach'in gözleri dolmuştu, onun gibi gözlerim dolmasın diye bakışlarımı kaçırdım. İşlerinin kıymeti ve zorluğu çok büyüktü. Dayanıklılığı olmayan normal bir insanın yapacağı türden bir iş değildi. Gerçekten önem vermezseniz bu işi yapamazdınız. Herkesin başına gelmesin diye dua ettiği vakalara bizzat şahit oluyorlardı. Her vaka insandan bir şey götürürdü ama onlardan da çok şey götürüyordu. Bana bir şey olmaz deyip geçiştirilen narsistik yanılmayı geçeli onlar için çok olmuştu.




Tekrar Zach'in yüzüne baktım. Gözlemiz buluştu. Şimdi anlıyordum yüzündeki yorgunluğun sebebini. Ona olan saygım ve sevgim bin kat daha artmıştı. O nu anladığım kadar o da beni anlıyor gibiydi. Birbirimize sıcak bir gülümseme gönderdik. ''Nasıl bu işi yapabiliyorsun?''




Dudakları zekice kıvrıldı, uzanıp usulca elimi tuttu avcundaki elimi okşamaya başladı. Gözlerimiz bizden bağımsız birbirine çok şey anlatıyordu. ''Gerçeği bulmak istersiniz Marlena, işte dedektiflerin işi de budur. Ben ise işin aslını öğrenmeyi hep sevmişimdir. Bu her ne kadar acı olsa da.'' Dışarıya derin bir nefes verdi. ''İnsanların ne kadar kötü ve acımasız olabileceklerini ilk davamdan gördüm, inan son da olmayacak.''




Duygularını kapattı ve kırılgan insan halinden tekrar dedektif kişiliğine büründü. ''Pembe çarşafın üstündeki ayakkabı izi önceki vakalardaki aynı izle eşleştirilince bu cinayetlerin bir seri ve Gil'in en başından beri haklı olduğu ortaya çıktı. Bundan sonrasında ise işler olağanüstü bir hal aldı.




1985 yazı boyunca katil kim oynuyor gibiydik. Bunlar hayatta bir kez karşılaşabileceğimiz vakalardı. Ortada çocuk kaçırmalardan sorumlu bir seri katil vardı ve ayrıca insanları tek değil çeşitli yollarla öldürüyordu. Bunlar arasında tabanca, bıçak, bijon anahtarı, iple boğma, elle boğma, sert cisimle vurma gibi benzer şeyler vardı. Benzer olan tek şey adamın farklılığıydı.




Yaşlıların da peşine düşüyordu gençlerin de, kadınların da peşine düşüyordu erkeklerinde. Canavar aramızdaydı, bizi avlıyordu ve herkes kurban olabiliyordu.




Boş günümüz yoktu Marlena, fiziksel ve zihinsel olarak yorgunduk. Birçok gece uyumak zor gelirdi. Onu bulmak için haktan, şeriften ve iş arkadaşlarımızın çevresinden aldığımız bir baskı vardı. Elimizden gelen bütün çabayı gösteriyorduk. Sıra bana ve sevdiklerime gelir mi düşüncesi üçümüzü de sarmalamıştı. Bu manyağı durdurmalıydık, bu sevdiklerimin kurtulması demekti.''




Yüzünde yorgunluk okunuyordu. Bu sefer elini destek olmak istercesine tutan ben olmuştum. ''Üçümüzde güzel zamanlarımızı birlikte yaşayıp kötü zamanlarımızda birbirimize destek olacağımıza dair söz verdik. Çünkü ortaklık bu demekti. Frank bizden daha iyi baş ediyordu. Çalışarak bitirdiğimiz bir sürü gece olurdu. Huzur içinde olduğumuz zamanlar bir şeyler içmeye gittiğimiz zamandı.




Katil 6 Temmuzda Rodriguez ailesinin evine girmeye çalışırken yeni sulanmış çiçeklik tarhına ayak izini bırakmıştı. Üçümüzde görür görmez vay be aynı adam demiştik.




Bu bir Avia ayakkabısının iziydi. Yeni bir markaydı ve yeni üretilmeye başlanmıştı. O seriden yalnızca 6 adet siyah 45,5 Avia ayakkabı üretilmişti. Bu 6 ayakkabının 5'i Arizona'ya yalnızca bir tanesi ise Los Angeles'a satılmıştı. Yani evet, katil resmen bize bir imza bırakmıştı. Bu şu ana kadar bulduklarımız arasındaki en önemli ipucuydu.''




Zach bulduklarını anlatırken çok heyecanlıydı, sanki o anları tekrar yaşıyor gibiydi. Heyecanına ve gerginliğine bende ortak oluyordum. ''Bu işler böyledir Marlena, bebek adımlarıyla çeşitli izleri birleştiririz. Daha sonrasında çeşitli çözülmeyen cinayetleri de bir ilgisi var mı diye tekrar araştırdık. Hayatta kalan görgü tanıkları, izler vardı.




Mabel Bell'in yatak başlığında ve kız kardeşi Florence Lang'in bacağında rujla çizilmiş pentagram vardı.




Başka bir zaman diliminde de devriye gezen trafik polisi bir akşam yolda bir arabayı durdurmuş. Şüphelinin ehliyet ve ruhsatı yokmuş. Bu yüzden süpheliyi arabanın önünde kollarını arkasında birleştirecek şekilde tutuklamış. Ama o esnada telsizden bir kaçırılma vakası haberi gelmiş, bu yüzden polis memuru kısa bir süre arkasına dönmek zorunda kalmış. O geri dönene kadar kaşla göz arasında şüpheli çoktan topuklamış. Geriye sadece kirli cama parmağıyla çizdiği pentagram kalmış.''




Aklıma Richard'ın röportajda satanizm hakkında dedikleri ve dergide gördüğüm duruşmadaki fotoğrafı gelmişti. Su götürülmez bir gerçekti: Richard bir satanistti. Ve olay yerlerinde kendine ait ne olduğunu haykırırcasına izler bırakıyordu.




''Pentagramın anlamını biliyorduk ama katil için ne anlama geldiğini bilmiyorduk. Bize bir mesaj mı bırakmaya çalışıyordu, satanizme mi meraklıydı, inandığı veya araştırdığı bir şey miydi, yoksa Mason'a mı özeniyordu? Hepsi bir soru işaretiydi.




Mabel ve Florence kardeşlerin mutfağından atıştırmıştı. İşin ilginç kısmı bu kadar rahat davranmasıydı. Karşımızda hasta ruhlu bir canavar vardı.''




Korkudan kıpırdayamıyorum, Richard Ramirez gerçekten hastaydı. Onca cinayeti soğukkanlılıkla, aklını kaçırmadan işlemesi ve rahatlığının başka bir açıklaması olamazdı.




''Şu pentagram çizilen araba bir polis otoparkına bırakılmıştı. Parmak izi aramak için izin istemiştik ama Los Angeles polisi biz bakarız diyerek yolumuza taş koyup bizi muhtemel katile götürecek yolu kaçırmamıza sebep olmuşlardı. Nitekim söz verildiğinin aksine araba aranmamış ve güneş altında tutulduğu için birçok deri kalıntı örneği gitmişti. Arabanın artık bir değeri kalmamıştı.''




Tekrar o zamanın kızgınlığı bedenini ele geçirmiş gibiydi. Aynı siniri ben de hissediyordum. Polis departmanı işlerin uzamasına sebep olmuşlardı. Katil daha erken yakalansaydı kaç can kurtulurdu?




''Ama arabanın içinde küçük ve dandik bir plastik kılıf vardı ve içinde bir diş hekiminin muayenehanesinin kartı duruyordu. Çin mahallesindeki bir diş hekimiydi. Üçümüzde gidip dişçiyle görüştük ve kimliğini bilmediğimiz şüphelimizin 3 Temmuz'da orada olduğunu öğrendik. O gün 9 Temmuzdu, yani kartviziti zamanında bulamadığımız için onu 6 günle kaçırmıştık. Tek düşündüğümüz o kartviziti daha önceden bulsaydık neler olacağıydı, şüpheliyi zamanında göz altına alabilirdik.




Kart Richard Mena adına yazılmış ve yalandan bir adres verilmişti. Frank çekilen diş röntgenlerini uzman bir arkadaşına gösterdi. Adam Richard'ın geri geleceğini, gömülü bir dişi olduğunu ve muhtemelen şu anda acıyla kıvrandığını söyledi.




Muayeneye adamlarımızı yerleştirdik. Daha sonrasında Los Angeles polisi oraya hırsız alarmı taktırınca adamlarımızı geri çektik. Alarmın takıldığı ilk gün diş hekimi Gil'i arayıp neden gelmediğimizi sordu. Richard o gün oraya gitmiş. Doktor alarma basıp durmuş ama alarm çalışmadığından veya bağlantı temassızlığı olduğundan çalmamış. Yani yine elimizden kaçırmıştık. Çok öfkeliydik Marlena, daha böyle kaç kişi ölecekti?




20 Temmuz gecesinde aynı gün iki cinayet işledi. İlk önce Lela ve Maxon Kneiding'in evine girdi. Onlara palayla saldırıp ikisini de başından vurdu. Öldükten sonra bedenlerine palayla başka yaralar açtı. İkisi de 22likle vurulmuşlardı. Silah Dayle Okazaki cinayetindeki 22likle eşleştirildi. Kadın cinsel istismara uğramıştı.




Saatler sonra Khovananth'ların evine girip kocayı öldürdü. 8 yaşındaki oğluna ve karısına tecavüz etti. Kadını değerli eşyaların yerini söylemesi için yerde sürüklerken genç oğullarını bağlamıştı. Kadını ''şeytana yemin etmesi'' için zorladı.




Bu her şeyin sergilendiği bir vakaydı. Hırsızlık, istismar ve adam öldürme tek bir vakada yaşanmıştı. Kadın kurban travma geçiriyordu ama verdiği bilgiler konusunda çok netti. Bize şu ana kadarki en iyi fail resmini çizdirmişti.''




Zach elindeki fail resmini yanında Richard'ın gerçek resmini bana doğru uzattı. Dalga mı geçiyorsun gibi bakmıştım. ''Bu tasvirle gerçekten yakalayabileceğinizi mi düşünüyordunuz? İki farklı kişi gibi?''




Zach beni eliyle geçiştirdi. ''Dediğim gibi o zamanlar en iyi tasvir buydu.'' Ardından fazla beklemeden devam etti. Yavaş yavaş günümüz tarihine doğru yaklaşıyorduk. O, o zamanki hissettiği duyguları yeniden yaşıyormuş gibi duruyordu. Ben ise yeni öğrenebildiğim 3 koca ayın kanlı olayları altında eziliyordum. Bir güne bu kadar bilgi çok fazlaydı.




''8 Ağustosta Abowath ailesinin evine girip adamı başından vurdu. Kadın ise kelepçelenip dövülmüş ve tecavüze uğramadan önce değerli eşyaların yerini göstermişti. O da ''şeytana yemin etmesi'' için zorlanmıştı.




O sıralarda herkes yalan yanlış şeyler söylüyordu, buna katilin iradesiz ve zayıf olduğu da dahildi. Biz de medya kuruluşlarına bağlıydık. Herkes aynı şeyi bilsin istiyorduk bu yüzden bir yayın yaptık. Bildiğimiz tüm her şeyi söyledik.




Bilinen son cinayeti 18 Ağustos'ta San Francisco'da gerçekleştirdi. Pan ailesinin evine girdi ve adamı anında 25lik yarı otomatikle anında başından vurdu. Kadını dövdü ve cinsel istismara maruz bıraktı. Ardından ona da vurdu. Kaın şansa yaşadı. Yatak odasının duvarına rujla pentagram çizip 'Jack the Knife' (Bıçaklı Jack) yazdı.




Hayatımda gördüğüm en korkunç olaydı Marlena.'' Gözleri boşluğa bakıyordu. Yumruklarını o kadar çok sıkmıştı ki eklemleri bembeyaz kesilmişti. Gözlerim dolmuştu, ağlamamak için ellerimi sıkıyordum. Ölen kişilerin acısı yüreğimde sızlıyordu.




''24 Ağustosta bir çiftin evine girdi; adamı başından vurdu, kadına tecavüz etti. Onu bağlayıp evden çıktı ama kadın cama gidip onun arabasıyla uzaklaştığını görebildi. Arabanın ve katilin eşkalini polise verdi, genç bir çocukta arabayı tanıyıp plaka numarasını almayı başardı. Bu bilgiler haber bülteninde paylaşıldı.




28 Ağustosta araba bulundu, daha sonra çalıntı olduğu tespit edildi. Aynasında da bir parmak izi vardı. Ama kime ait olduğunu bilmiyorduk çünkü iz eşleştirme otomatik değildi. Bunun için bir şüpheli bulana kadar beklemeliydik.




Bir kadından telefon geldi ve babasının evsiz gibi bir şey olduğunu, Skid Row'da takıldığını ve Rick diye biriyle arkadaşlık ettiğini, Rick'in Gece Avcısı olabileceğini düşündüğünü söyledi. Biz de oraya derhal bir ekip gönderdik. Babayı bulduk.''




Skid Row Los Angeles'ın en korkunç bölgelerinden biriydi. Caddeler boyunca evsiz çadırları vardı, uyuşturucu kullanımı ve satışı en üst saflardaydı. Haliyle suçlar diz boyu gidiyordu. Hepimiz oradan uzak durmaya çalışıyorduk. Los Angeles böyleydi: şehrin bir yakasıyla diğer yakası hayat kalitesi bakımından birbirini tutmuyordu.




''Neticede onlara El Pasolu Rick demiş. Bize söylediği en önemli şeylerden biri de Rick'in ona Asyalı bir çifti öldürdüğünü ve 22lik yarı otomatik tabanca kullandığını söylemesi olmuştu. Soyadını bilmiyorum bana hiç söylemedi demiş.




San Francisco polis departmanı bir memurun annesinin sevgilisinden aldığı bilezikten Rick'in arkadaşına ulaşmayı ve katilin tam ismini almayı başarmışlardı. Evet, Richard Ramirez ismi artık elimizin altındaydı.




30 Ağustosta ofise elimdeki isimle döndüm. Artık arabadaki bulduğumuz parmak iziyle eşleştirebilirdik.




Küçük çaplı hırsızlıklar ve oto hırsızlık kayıtları vardı, yani hafif bir sabıka kaydı vardı. Ama şiddet içeren herhangi bir şey yoktu. O gün sabıka fotoğrafını muhbire götürdük, işte o an kesinlikle onun gece avcısı olduğu kesinleşmiş oldu. Bir toplantıyla hemen tutuklanma emri çıkarttık. Saat 10 haberlerinde Los Angeles ve San Francisco da kimliği açıklayacaktık.




Bu bilgi ortaya çıktıktan sonra onun Los Angeles'tan ayrılmasını bekliyorduk. O sıralarda elimizde Richard Ramirez'in Greyhound Otogarını kullandığı bilgisi vardı. Umarım bize silah çeker de ölür ve sorun çözülür diyordum, ama diğer yanım da bu adamı tanımak ve sorguya çekmek istiyordu. Bu vakaya çok zaman harcamıştım ve düşmanımla tanışmak istiyordum."




Cinayetler geride kaldığı için artık Zach'in anlattıkları bana bir aksiyon filminin konusunu dinliyormuşum gibi geliyordu. İçimdeki korku, dehşet, acı buhar olmuş gibiydi. Heyecanla öne doğru eğilmiş, Zach'in ağzından çıkacak her bir kelimeyi pürdikkat dinlemek için kulaklarımı dört açmıştım. Ellerim birbirine sıkıca kenetliydi ve mideme kramplar giriyordu.




"Otogara gözetleme ekibimizi yerleştirdik.Durum şuydu Ramirez şehir dışında Arizona'daydı, kardeşini ziyarete gitmiş. Geldiğinde polisleri anında tanımış çünkü polisler çirkin ve kirli giysiler giyse de dişleri temizdir, kötü kokmazlar, saçları temiz olur. Bilhassa onun için orada olduklarını anlamasa da tanımış.




Sonra caddeye açılan çıkış kapısından çıkıp sokakta yürümüş ve bir içki dükkanına girmiş. Tüm gazetelerin ön sayfasında fotoğrafını görmüş. Tanıklara göre fotoğrafı görünce çok korkmuş.''




Duygularından hiç bahsetmiyorsun Richard ama korku da bir duygudur.




''Oradan hızlıca çıkıp Olympic'e giden otobüse binmiş, orada kardeşi varmış.

Elindeki gazeteyi okuyan bir otobüs yolcusunun ona bakıp gözlerini belerttiğini görmüş. Adam gazetesini indirip otobüsten inmiş. Telefon klübesi varmış ve Richard adamın telefon açtığını görmüş. Ramirez tanındığını anlamış. İnsanlar dönüp dönüp bakmaya ve onu işaret edip konuşmaya başlamış. Sonra otobüsten atlamış. Ama şunu bilmiyordu tabi: Telefon açan beyefendi bir gaz şirketinin kamyonunu durdurup "Katil o otobüste, otobüsü takip et." Demiş ve takip başlamış.




İnsanların ihbarlarıyla birlikte peşine düşülmüştü. Otobandaki tüm şeritleri koşarak geçmiş. Sonra kuzeydoğu yönünde koşmaya devam edip Indiana'ya varmış. Bir beyefendinin arabasını çalmaya çalışmış. Arabayı alamamış, sonra tekrar koşmaya başlamış. Ama kaçamamış ve insanlar onu dövmeye başlamış. Ve sonunda polisler tarafından yakalanmış.




Çok heyecanlıydım, oraya gitmek için sabırsızlanıyordum. Uçarak gittik resmen. Karakola gittiğimizde karakolun orada epey insan vardı.




Bir sorgu odasına gittik. Orada oturuyordu. Tıpkı tanıkların bahsettiği gibi bir tipti. Saçları, dişleri, konuşma şekli. Frank kendini tanıtırken birden ona "Seni tanıyorum." dedi.




Frank'i çok iyi tanıyordu. Öyle ki ona "Bay Solerno" diye sesleniyordu. Öyle diyordu çünkü Yamaç Canavarı vakasında çalıştığını biliyordu. Huşu içinde gibiydi. Onun için bir kahramandı. Gil ile ben ise kalabalıktaki Meksikalılardan biriydik.




Bazı vakaları okuduğunu doğruladı.

Solerno anayasal haklarını okudu ona. Sessiz kalma hakkını kullandı. Sessiz kalınca sorgu olmaz.




"Konuşmayacaksan gideriz." deyip kalktık. "Durun, sorularım var." dedi. Biz de oturduk ve Richard'la konuşmaya başladım. Biliyorsun, ben de Meksikalıyım. Sokaklardan gelmesem de İspanyolca sokak dilini biliyordum. Onun da sokaktan geldiğini biliyordum. Sokak ağzı konuştuk.




"Òrele. Durum nedir Rich?" Òrale "Merhaba, Naber?" demektir. Sokaklardan gelme İspanyol bir kişi dışında kimse söylemez bunu.




Korktuğum tek bir an oldu Marlena. Onunla konuşuyordum ve sorgunun hassas kısımlarına geliyordum. Onunla ailesi hakkında konuşurken başını masaya doğru eğmişti. Ve elleri aynen şu şekildeydi, beni dinliyordu ama birden bire hızlı nefes almaya başladı. Hiperventilasyon yaşayacak gibiydi. Öyle yaparken elleri de masadan biraz kalkmaya başladı. Hemen aile konusunu kapatmak zorunda kaldım.''




Mutlaka ailesiyle ilgili bir sorunu vardı. Olduğu kişiye dönüşmesinde ailesinin bir etkisi olabilir miydiki?




''Dışarı çıktık. Hayvanat bahçesi gibiydi. Etrafta bir sürü insan vardı. Linç etmeye geldiklerini düşündük. Solerno, ben ve Richard arka koltuktaydık, Gil ise ön koltuktaydı. Tepemizde helikopterler vardı. Yol boyunca önümüzde ve arkamızda polis araçları ve motosikletler vardı. Konvoy gibiydik. Tezahürat yapıyorlardı, zıplıyorlardı, bağırıyorlardı. Çok mutlulardı.




Hapishaneye vardığımızda, onu özel bir hücreye koyacağımızı söyledim. "Seni Yamaç canavarı Kenneth Bianchi'nin özel hücresine koyacağız." dedim. Richard birden canlandı, heyecanlandı. Fırsatı değerlendiriyorduk. Seri cinayetlerle ilgisini biliyorduk. Orası ünlülerin hücresi gibiydi. Bu fırsatı değerlendirip onu aynı hücreye koyacaktık. Ona bir statü verip önemli olduğunu düşündürecektik.''




Bir müddet sonra gardiyana şunu demeyeceği ne malumdu? "O cinayet büro polislerini geri çağır onlarla konuşmak istiyorum."




Evet, gerçekten mantıklıydı ve zekice bir psikolojik oyundu. Bu işin sonu nereye gidecek çok merak ediyordum. Zach anlatırken yorulduğunu belli etmeye başlamıştı, galiba sona geliyorduk.




''O hafta yani Eylül ayının ilk haftası duruşma olacaktı.''




''Ne??'' diyerek yüksek perdeden araya girdim. Dava büyük çaplı olduğu için bu kadar erken yapılması çok anormal değil miydi? Bunu ben bile işin içinde olmasam da biliyordum. ''Jüri üyeleri bu kadar çabuk mu seçildi yani? Yoldan geçeni mi topladılar jüri diye? Bu işlerin özellikle böyle bir davada biraz uzun sürmesi normal olan değil mi?''




Zach parmak şıklattı, tam üstünde durulması gereken noktayı buldun der gibiydi. ''Evet, aynen öyle. Daha jüriler tam olarak toplanmadan yapılan dava sus payından ileri giden bir dava olamaz. Aslında şu an yapılan şey bir nevi öfkeli halkı bastırmak ve baskılarını engellemek. Buna üzüntü dolu ailelerin hiçbir şey yapmıyorlar baskısı da geçerli. Aslında tam olarak cezasını alması birkaç yıl sürebilir. Jüriler hala seçiliyor.''




Anlamıştım. ''Peki şu an dava adına neler yapıyorsunuz? Her şey hemen Gece Avcısını bulduğunuzda bitmiş olamaz. Daha yeni başlıyor sonuçta, en azından benim tahminim öyle.''




''Tabiki boş durmuyoruz, duruşmalar bile boşuna değil aslında. Onu daha önceki çözülmeyen cinayetlerle bir bağlantısı var mı diye sorgulayıp yargılıyoruz. Gerçekleri hala ortaya çıkarmak için çalışıyoruz. Aslında sana bahsettiğim iş meselesi de Richard Ramirez davasıyla ilgiliydi. San Francisco'ya iki haftalık bunun için geldim. 25 Ekimde ikinci duruşması buradaki mahkemede yapılacak.''




Kaşlarım çatılmıştı, Zach'in en başından bahsettiği iş Richard'la mı alakalıydı? Dün izlediğim röportaj aklıma gelmişti, dava San Francisco'da devam edecekti. Yine de hiçbir şey bilmiyormuş gibi görünmek benim yararıma olurdu. ''Ama- Nasıl yani? Ramirez Los Angeles'taki bir hapishanede değil mi? Orada yakalanmamış mıydı? Duruşmayla San Francisco'nun ne alakası var?''




''Ramirez Los Angeles Erkek Merkez Hapishanesinde kısa süreli kaldıktan sonra San Francisco'daki San Quantin Hapishanesine getirildi Marlena. Duruşmalar bundan sonra Los Angeles merkezli olarak burada yapılacak. Kalabalık ve baskılardan uzaklaşmak ve işimizi en iyi yapmak için böyle bir karar alındı. Yani bu da demek oluyor ki sık sık buraya uğrayacağım. Benden kurtulamadın.''




Her yeni bir bilgi bünyemde tokat etkisi oluşturuyordu. Yaklaşık son bir dakikadır öğrendiğim son bilgiler karnımın ağrısına sebep olmuştu. Afallamıştım ve şaşkınlıkla ağzım açılmıştı. Adresini öğrenmiştim! Ve bunu öğrenmek istemezken hem de..




''Ne o, beni sık sık göreceğin için mutlu değil misin yoksa?'' Bakışlarım tekrardan Zach'i buldu. Gözlerinin içinde yarı muzip yarı tepkisizliğimden dolayı şaşkın bir ifade vardı. Kafamın içi pusluydu, ne düşüneceğimi bilemiyordum. Bildiğim tek bir şey vardı ki o da dikkat çekmememdi. ''Ha-hayır, sevindim tabiki.'' İnandırıcı olmaya çalışırken batırmak en son isteyeceğim şeydi. ''Burada olmasına şaşırdım sadece, böyle bir şeyi duymayı beklemiyordum." Burada olduğunu zaten biliyordum..




Lütfen sorgulama, lütfen sorgulamadan inan..




Zach anladığını belli edercesine başını salladı. Bir şeyleri çaktırmamak için farklı bir konudan soru sorma ihtiyacı içimde büyüyordu.




"Eee, ilk duruşma nasıldı, herhangi bir sonuca varabildiniz mi?"




Zach dışarıya sıkıntıyla koca bir nefes verdi ve başını olumsuz anlamda salladı. "Yararımıza hiçbir şey söylemediği gibi mahkeme salonundan ayrılmadan önce eline çizdiği pentagramı göstererek ''Yaşa Şeytan (Hail Satan)'' dedi. Gereksiz şov.''




Dergideki resimden bahsediyor olmalıydı. ''Hmm.'' Fazla düşünmemeye çalışıyordum. Zira bir dedektifin yanında düşüncelere dalmak büyük bir hata olurdu. İğne üstünde gibi hissediyordum ve Zach'in ruhumu görmeye çalıştığı delici bakışları rahatlamama ve düşünmeme çalışmalarımda bana hiç yardımcı olmuyordu.




''Elin..''




''Ha?''




Zach elimi tutup dikkatlice incelemeye başladı. Yaralarımı ve izlerimi fark etmişti. ''Hala kendini tırnaklamaya devam ediyor musun?''




Usulca başımı salladım. İnkar edemezdim, söyleyecek bir kelimem de yoktu. İyiyim yalanını söyleyeli çok olmuştu.




Parmaklarının ucuyla haritayı andıran çiziklerimin yavaşça üzerinden geçmeye başladı. İncitmekten korkuyor gibi narin hareket ediyordu. Parmaklarının verdiği his avuç içlerimin gıdıklanmasına sebep oluyordu. Ama bu sefer gülmedim. Ortalık suspustu. Ağzımdan herhangi bir kelimenin çıkıp ambiyansı bozmasını istemiyordum. Tek yapabildiğim beni rahatlatan hareketlere odaklanmak ve yaşlarla dolan gözlerimle Zach'e bakmaktı. Gözlerini elimden çekip benimkilere kenetlediğinde ikimiz de hala hiçbir şey söylemiyorduk. Onunla aramızdaki bağın yansıması olarak konuşmamıza ihtiyacımız zaten yoktu. Bakışlarımızla ve sessizliğimizle her zaman anlaşabiliyorduk.




Ne kadar süre bu şekilde durduğumuzu bilmiyordum ama gözlerimizin buluşmasını kesen şey Zach'in telefonunun çaldığını gösteren zil sesiydi. Gönülsüzce masanın üzerine bıraktığı telefonu aldı ve kimin aradığına bakmadan çabucak açtı. Elimi hala bırakmamıştı. ''Alo?''




O karşı tarafı dinlerken ben ise hala onun gerçekten güzel ve kusursuz olan yüzüne bakıyordum. Küçük ve hafif çekik Meksikalı gözleri, dolgun dudakları ve buğday ten renginin uyumu birçok kızın canının yanmasına neden olduğu su götürülemez bir gerçekti. Gerçekten yakışıklıydı. Ona benziyordu.. Birinin seri katil diğerinin dedektif olması kaderin garip bir oyunu muydu?




''NE!!'' Bağırışı irkilmeme ve bir anda korkudan sıçramama neden olmuştu. Zach sinirle yüzünü ovuşturdu. Duyduğu şey çokta hayra alamet değil gibiydi.




''Tamam, siz müdahale edin. Ben şimdi çıkıyorum. Yaklaşık 40 dakikaya orda olurum. Daha erken gelemem, yol uzak.''




Telefonu kapattığı an sinirle nefes alıp soludu. Bu hareketleri telaşlanmama neden olmuştu. ''Noldu?'' dedim şaşkınlıkla. Ani ruh hali değişimine yetişemiyordum.




''Orospu çocuğu Ramirez yoksunluk krizine girmiş. Şu an San Francisco sınırları içinde davanın dedektifi tek ben olduğum için beni çağırıyorlar. Çocuk bakıcısıyım sanki!''




Ayağa kalktım ve sakinleşmesine yardımcı olmak için yanına adımladım. Kolunu yavaşça tutup destek olurcasına okşarken o da yatışmak için derin derin nefes alıp veriyordu. Sonunda sakinleştiğinde elini kolundaki elimin üstüne koydu. Benden af diler gibi bakıyordu.




''İşimin ne kadar süreceğini bilmiyorum, seninle bu gece ilgilenemeyebilirim.''




''Sorun değil, gerçekten.'' Kafamı önemli değil dercesine hızlı hızlı sallıyordum. ''Mesleğin ve görevlerin daha önemli. Saat neredeyse 12 oldu zaten. Benim de yarın sabah erkenden kalkıp ödevime başlamam lazım, Felix'te evde beni bekliyor zaten. Sen görevine git ben de evime gideyim.''




''Bana kırılmadın değil mi?'' dedi şüpheyle. Kahkaha atıp omzuna şakayla karışık vurdum. ''Hayır tabiki de ciddiyim ben. Gerçekten sorun yok.''




''Tamam,'' Sonunda tebessüm ettirmeyi başarmıştım. ''Eşyalarını arabaya yükleyelim, seni ben bırakırım.''




࿐࿔*:・゚




''Radyoyu açabilir miyim?''




Zach yetişmek için son hızda sürerken uçmamaya çalışaraktan emniyet kemerime sıkıca tutunarak sordum. Arabada ölüm sessizliği vardı ve gerginliği dağıtmak için müzik birebir bir tercihti.




''Açabilirsin.''




İzni koparttıktan sonra sevinçle radyo düğmesine basmam ve arabanın içini Madonna-Beautiful Killer doldurması bir olmuştu.




''Yok artık.'' Richard'ı konuştuktan sonra ve Zach'i Richard'ın yanına uğurlarken böyle bir şarkının karşımıza çıkması nasıl bir tesadüftü acaba?




Şarkıya eşlik ederken bir yandan da Zach'e bakıp yüzünü inceliyordum. Suratı ifadesizdi, tamamen yetişmeye odaklanmıştı.




''Ona benziyorsun.''




''Ne?''




''Richard Ramirez'e benziyorsun. İkinizde birbirinizin kardeşi gibisiniz.''




Araba ani fren yapınca öne doğru savrulmaktan kendimi alamadım. Emniyet kemerim olsaydı çoktan camdan uçmuştum.




''Özür dilerim, iyi misin?''




Korkmuştum ama daha da endişelenir diye belli etmek istemedim. ''İyiyim de sakin ol şampiyon, sadece dış görünüşten bahsetmiştim.''




''Aman yaptıklarımız benzemesin.'' Direksiyon hakimiyetini yeniden ele almıştı. ''Ve ayrıca benzemiyoruz. Onu da nerden çıkardın?''




Muzip bir şekilde sırıttım. Bal gibi de benziyordu işte. ''Bilmem. Neyse sen yola odaklan, sağ salim eve dönmek istiyorum.''




࿐࿔*:・゚




Yolun geri kalanı sessiz ve huzurlu geçmişti. Ne düşüneceğimi kestiremiyordum bu yüzden duyduklarımı sindirebilmeyi şu ana değil eve varıncaya saklamıştım.




Birkaç dakika sonra evin önüne gelmiştik. Zach bana kolaylık olsun diye eşyalarımı asansöre bırakmayı teklif etmişti, eh benim de işime geleceği için bu nazik ve centilmen teklifini reddedememiştim.




Asansörün önünde vedalaşmak için sarıldık. ''Kendine dikkat et.'' diye fısıldadım kulağına. ''Yıpratma kendini. Senin gibi bir dedektif dünyaya lazım.'' Sonunda gülmesini sağlayabilmiştim. Bir adım geri çekildik.




''Ödevlerinde başarılar dilerim canım. Boş anımda vakit geçirmek için sana haber veririm.'' Başımı salladım ve yanağından öpmek için uzandım. Asansörün kapısı kapanmadan önce son kez birbirimize el salladık.




Asansör en üst kata doğru çıkarken, günün beni ne kadar yorduğunu yeni fark ediyordum. Zach'in yanında kendimi baya baskılamıştım. Artık düşüncelerim ve ben baş başa kalabilirdik. Bugün kaçta uyuyabilirdim bilmiyordum.




Asansör katımda durunca kutuların bir kısmını ayağımla ittirerek bir kısmını da elimde taşıyarak kendimi dışarı atmaya çalıştım. Ama asansörden çıktığımda kapımın önündeki gördüğüm kişi hazırlıksız yakalanmama ve olduğum yerde duraksamama neden olmuştu.




''Kızım nerelerdesin sen, telefonunu arıyorum hep meşgul çalıyor.''




࿐࿔*:・゚

*Yukarıda bahsettiğim robot resim;










࿐࿔*:・゚

Oy vermeyi ve yorumlarınızı unutmayınn, bir sonraki bölümde görüşürüzz 🙋🏻‍♀️🤍

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.