İçeriğe geç

Bordo Lotus

Bölüm 2 · 6 dk okuma

Bordo Lotus

Bölüm 2

Komşumuyuz?

Boş gözlerle eve doğru yürüyen adama baktığımda "Çünkü aynı apartmanda kalıyoruz," dedi. Ne, aynı yerde mi yaşıyorduk? Bir bu olmadığı kalmıştı. Ayrıca bu adam üsteğmen değil miydi?

Kafamı çevirip arabasına baktım. Şuan fark ediyordum, altındaki araç bir BMW'ydi. Bu kadar pahalı bir arabaya binen adam neden benim hemşire maaşımla kaldığım evde kalıyordu? Tabii biraz babamdan kalan banka hesabından da फायदाlanmıştım ama konumuz bu değildi.

Arabadan sonra gözlerim apartmanın en üst katına, sonra da onun koyu gözlerine kaydı. Ne düşündüğümü anlamış olacak ki, "Askeriyeye yakın olması için burayı seçtim, ayrıca ev sahibi akrabam," diye açıklama yaptı.

Alt katta oturan ev sahibim Nilgün teyze akrabası mıydı? Çok tatlı, kendi halinde yaşayan bir kadındı. Nilgün teyze birkaç gün önce taşındığım için de bana çok yardımcı olmuştu. Kafamı hafifçe salladıktan sonra yavaş adımlarla yürümeye devam ettim. Yanından geçip merdivenleri tırmanırken, o da hemen arkamdan geliyordu. Adımlarının sesi sessiz koridorda yankılanıyordu.

Kapımın önünde durup son kez ona baktım. Hissetmiş gibi bakışları merdivenden bana döndü. Hafifçe gülümseyerek "İyi sabahlar," dedi ve merdivenleri çıkmaya devam etti. Ben ikinci katta, o ise en üst katta, yani üçüncü katta oturuyordu. Nilgün teyze de merdiven çıkarken beli ağrıdığı için ilk katı tercih ettiğinden bahsetmişti, evimi yerleştirmeme yardım ederken.

İçeri girince kendimi direkt salondaki koltuğa attım. Akşama kadar yorulduğum yetmiyormuş gibi bir de gelirken az kalsın tacize uğrayacaktım. Aklıma geldikçe içim ürperiyor, tüylerim diken diken oluyordu. Yamanla da komşu olmamız cabasıydı. Bedenim daha fazla dayanamayınca kendimi yatağa attım. Kıyafetlerimi revirden çıkmadan önce hemşire önlüğümü çıkarıp değiştirmiştim ama pijamalarımı giyecek halim bile yoktu. Derin bir uykuya daldım.

Uyandığımda saat öğlen bire geliyordu. Bugün tatil günümdü, en azından akşama kadar. Gece 12'de tekrar nöbetim başlayacaktı. Evimin ortasında hala yerleştirilmemiş koliler olduğunu görünce yüzümü buruşturdum. Daha geleli 5 gün olmuştu ama ben 3. günde "Yerleşeyim, işime başlayayım," deyip mallık yapmıştım. Halbuki albay "1 hafta dinlenebilirsin," demişti.

Akşama kadar evi birazcık toparladım ve market alışverişine çıktım. Geceki olayın hala etkisinde olduğum için ürkerek, etrafı süzerek gitmiştim. Dev bir alışveriş yaptıktan sonra eve gelip onları yerleştirdim. Ama yemek yapmak konusunda hiçbir fikrim yoktu. Annemsiz, yurtlarda büyüdüğüm için bir şey öğrenememiştim.

Mutfaktaki sessizlik canımı sıkarken kapı çaldı. Oflayarak kapıyı açtım. Kapıda revirdeki yeni tanıştığım hemşireler vardı: Efsun ve Aybüke. İkisi de çok iyi insanlardı. Ellerindeki tencerelere baktım. Gülümseyerek tencereleri havaya kaldırdılar. "Yeni taşındığın için yemek yapamamışsındır diye düşündük," dedi Efsun.

Yüzüme kocaman bir tebessüm kuruldu, içim ısınmıştı. "Ya çok iyisiniz, ben de mecburen pizza falan söyleyecektim. İyi ki geldiniz, gelin içeri hoş geldiniz," deyip kapının önünden çekildim.

Bir saat sonra yemeklerimizi yerken keyifle konuşuyorduk. Efsun, "Evin çok güzelmiş ama keşke lojmanda kalsaydın ya," dedi. Ben de öyle istiyordum ama şuan boş ev yokmuş. Albay herhangi biri boşaldığında haber edeceğini söylemişti.

Efsun ve Aybüke kısa bir an göz göze geldikten sonra, "Albay neden seninle bu kadar yakından ilgileniyor?" diye sordu Efsun. Ben de bu sorunun gelmesinden korkuyordum.

Babam kanının son damlasına kadar bu ülkeye hizmet etmiş bir askerdi. ŞEHİT YÜZBAŞI ALPTEKİN DEMİRAL. Tim komutanı olduğu dönemler gözü kara bir bordo bereliydi. Bu yüzden bir saldırıya uğramıştık; ben 14 yaşındayken bu suikastte annemi ve babamı kaybetmiştim, 3 KASIM 2014’te. Albayın bana destek olmasının sebebi de şehit çocuğu olmamdı.

Düşüncelerimden sıyrılıp kızlara döndüm. "Boşverin ya, öyle özel bir sebebi yok, sonra anlatırım," dedim. Düşünceli olduğumu fark ettikleri için gülümseyip konuyu hemen değiştirdiler.

Sohbet uzayınca saatin 22.15 olduğunu fark ettim. Kızlar da saati fark edince, "Ay saat on olmuş, biz artık kalkalım, malum bu gece nöbet var," dedi Aybüke. Şuan ki programa göre nöbetlerde de birlikteydik.

Kapıda onları yolcu ederken Yaman ve yanında sarışın bir adam da yukarıdan, merdivenlerden aşağıya iniyordu. Yanındaki adamın da asker olduğunu düşündüm. Yaman kadar olmasa da o da çok uzundu. Kapımın önüne geldiklerinde Yaman sorar gibi, "Kızlar?" dedi.

"Biz Badeyle nöbet arkadaşıyız, yeni taşındığı için de yiyecek bir şeyler getirmiştik Yaman abi." Efsun’un lafına kaşlarım çatıldı. Abi? Bu kadar samimiydiler demek ki. "Ha bu arada, abimler görevdeydi belki tanışmamışsınızdır," deyip Yaman’a beni işaret ederek ekledi: "Bade, yeni atanan hemşire."

Aynısını bana da yapıyordu ki Yaman araya girdi: "Gerek yok, biz tanıştık zaten."

"Hmm öyle mi, ne ara tanıştınız ki?" diye sordu Aybüke merakla.

Yaman, "Gece tanıştık," dedi.

Kızların sorgulayıcı bakışları bana döndü. Yani gece derken, dün nöbet çıkışı tanıştık. Apartmanda karşılaştık. Kızlar mırıltılarla onayladılar.

O sırada sarışın adam, "Nasılsın güzellik?" dedi. Beklemediğim için hızla bakışlarımın hedefine döndüm. Aslında Aybüke’ye bakıyordu. Aybüke göz devirerek, "Seni gördüm daha kötü oldum, sağ ol," dedi. Aralarında ki şeyi anlamadığım için ikisine de boş boş bakıyordum.

O sırada Yaman’la göz göze geldik. Zaten bana baktığını fark ettim. Gözlerimi kaçırarak Aybüke’ye döndüm. Daha fazla sarışın olana dayanamıyormuş gibi bana döndü ve hafifçe sarıldı. "Hadi görüşürüz nöbette, kendine iyi bak," dedi. Efsun da aynısını yapınca yüzüme derin bir gülümseme kuruldu.

Merdivenlerden inmeye başladıklarında, Yaman sarışın olanın ensesine hafifçe vurarak, "Yürü lan sen de," demişti. Benimle konuşmak için arkadaşını mı göndermişti?

Bir süre boyunca sessizce bakıştıktan sonra, "Nasılsın dün geceden sonra?" dedi, sesi kalın ve pürüzsüz çıkmıştı.

"İyiyim teşekkürler, sen nasılsın?" Cevap verecekti ki lafı bir kedi sesiyle kesildi. İkinci yatak odasında uyuyan uykucu kedim uyanmış, kapıya yanıma gelmişti.

Yaman konuşmaktan vazgeçip kediye doğru gülümseyip bakmaya başladı. Galiba hayvanları seviyordu. "Çok tatlıymış ismi ne?" dedi.

Tatlı mı? Büyük ihtimalle uyumadığı zamanlarda ortalığı birbirine kattığını, sürekli evden kaçıp bilmediği için böyle söylüyordu. "Ayla," dedim.

Birkaç kelime daha konuştuktan sonra gitti. Ben de onun gidişiyle derin bir nefes alıp kapıyı kapattım; evi toplatıp nöbete götüreceğim şeyleri hazırlamaya başladım. Yemeğimi kendim götürüyordum çünkü acayip bir kilo takıntım vardı. Sağlıklı şeyler yiyince daha mutlu hissetmiyordum ama kilo alınca mutsuz hissettiğim kesindi. Saklama kaplarımı çantama yerleştirdikten sonra hazırlandım.

Bu sefer taksiyle gelmiştim askeriyeye. Bahçedeki hareketliliğin aksine revirde nöbet sakin geçiyordu. Biraz önce birkaç askere pansuman yapmıştım o kadar. Şimdi de kızlarla kahve eşliğinde konuşuyorduk.

Konu üst komşuma geldiğinde birçok şey öğrenmiştim. Kızlar o kadar şey biliyorlarmış ki. Akrabam dediğim ev sahibi teyzesiymiş, eşi burada görevdeyken şehit olunca burada yaşamaya devam etmiş. Duyduklarım kalbimi hafifçe sızlatırken kahve kupasını ellerimin arasında biraz daha sıktım.

Askeriyede 2 tane bordo bereli tim varmış ve Yamanın olduğu timle de iyi anlaşıyorlarmış. Ve komik olan, birkaç saat önce Aybükeye yürüyen sarışının ismi Kutay’mış, timdenmiş ve aylardır ısrarla yürüyormuş ama tabii ki bir tek Aybükeye yürümüyormuş adamımız; birazdan fazla çapkınmış. Efsun bunu anlatırken kahkahalara boğuluyor, Aybüke de ters ters Efsuna bakıyordu. Onların bu tatlı atışması revirdeki kasvetli havayı biraz olsun dağıtmıştı.

Biraz daha muhabbet edip işimize döndük. Gecenin sessizliği yerini yavaş yavaş gün ağarmasına bırakırken, sabah 6 olduğunda uykum gelmişti; gözlerim yavaş yavaş kapanıyordu. Masaya kafam düşmesin diye dua etmem gerekiyordu sanırım. Uyumamak için masadaki dosyaları saymaya çalışırken, aniden önümde beliren bir el dosyanın üzerine dumanı tüten bir kahve bıraktı. Kahveden yayılan sert koku uykumu anında bölerken, başımı yavaşça yukarı doğru kaldırdım.

Elim sahibine baktığımda tanımadığım birisi olduğunu gördüm ama kamuflajlıydı. Adam kahveyi bana uzatıp gülümsedi. "İhtiyacın varmış gibi gözüküyor," dedi, sesindeki dost canlısı ton içimi ısıtmıştı.

Uyanabilmek için gözlerimi ovuşturup yavaşça ayağa kalktım. "Çok mu belli oluyor?" dedim gülerek.

Ee haliyle der gibi başını salladı. Elimi uzatıp sıcacık kahveyi aldığımda, arkadan ani ve gür bir ses yükseldi: "Yusuf!"

Ses koridorda yankılanırken sert adımlar bize doğru yaklaşıyordu. "Senin burada ne işin var, içtimada olman gerekmiyor mu?"

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.