Rüzgara yalvararak İnip kalkıyor her dal; Dallar kopan çığlıkla damla damla eriyor; Bir parça güneş diye gönlümüz can veriyor; Vahşi bir ses diyor ki: -Bahar artık bir masal... Şükûfe Nihal - Dallar 🩸🩸🩸 Tarih, 18 Mart 2015 Bombalar ardında kayıp bırakmadan sadece bir saat önce. Mustafa Alparslan Tanyeli "Hadi artık, " diye homurdandım. "Bıkmadın mı o aynada kendine bakmaktan? " tam bir saattir onu bekliyordum. Bugün Kuleli Askeri Lisesi' nin 18 Mart' a özel düzenlediği tiyatro vardı ve Ayana da oradaki oyunculardan birisiydi. Oyun çoktan bitmişti ve biz hâlâ eve gitmemiştik. "Ay geliyorum, " dedi ince ses. "Ne kadar abarttın yaa, hazırlandık sadece! " dedi Ayana kızıl kıvırcık saçıyla oynarken. Baştan aşağı süzdüm kendisini. " Hâle bak, tipsiz. Bahadır amcanın yerinde olsam eldivenle severdim seni. " omzuma yumruk attı ama acımadı. "Sus be! " dedi. "Sanki kendisi çok yakışıklı ya! Hayalete benziyorsun! " "Bana bak, " diyecekken bizi durduran yine Azra oldu. "Siz ikiniz kavgadan başka bir şey bilmez misiniz? " dedi. "Gerçekten malsınız. " "Hepsi onun suçu! " dedi Ayana parmağı ile beni göstererek. "Çirkin diyor bana, Azra! " "O da onun ayıbı. " "Sen buna cidden inandın mı? " dedim Azra'ya. Ayana'dan aşağı kalır bir yanı yoktu kendisinin, küpeleri takmaya çalışmakla meşguldü. "Tam kırk beş dakikadır hazırlanıyor, yapacağı tek şey üzerini değiştirmek. " "Akılsız, " dedi Ayana ve beni es geçti. "Azra, ben sana bir şey anlatacaktım. " diyerek ona yöneldi ve benden uzaklaştı. Yiğit ile gözlerimiz kesişti. O da aynı derdin içerisindeydi. "Allah bize sabır versin, " dedi. "Gerçekten sabır versin. " "Versin. " dedim ve ona döndüm. "Yiğit, " baktığımda duraksamama sebep olan şey kafasına geçirdiği saçma sapan neon sarı peruktu. "Nasıl? " dedi önüne gelen tutamı atarken. "Benzemiş miyim barbie bebeklere? " "Bu ne lan? " diyerek tepkimi ortaya koydun. "Allah için çıkar şunu, berbat görünüyorsun. " "Peki bebeğim, " deyip çıkardı peruğu. Asıl konuya geldik. "Ben bu kıza nasıl açılacağım Mustafa? " dedi endişeli bir şekilde. "Asla yalnız kalmıyor, ya Kırgız Kızı yanında ya da Avşin. " Derin bir nefes verdi. "Yalnız kaldı diyelim, bu sefer de red yemekten korkuyorum. Yandım resmen. " "Git açıl işte, " dedim. "Bu dertle yaşamaktansa red yersin daha iyi. Günlerdir 'Azra' diye diye başımın etini yedin oğlum. Kabul etsen senden daha çok sevineceğim o dereceye geldim. " "O niyeymiş? " ded Yiğit. "Arkadaşın değil miyim? " "Arkadaşım olman geceleri üst ranzada onun adını sayıklaman gerektiği anlamına gelmiyor! " Diye çıkıştım. "Senin yüzünden iki haftadır uykusuz geziyorum lan. Zaten dün Bahadır komutanımdan dayak yedim. " Bahadır komutan dediğimiz kişi Ayana'nın babasıydı. "Bitecek bugün. " dedi. "Ona açılacağım, " derken çıkışa doğru ilerliyorduk, Azra ve Ayana Nazan ile beraber çoktan çıkıştan geçiyorlardı. Tiyatro hakkında konuşurlarken bir hayli uzaklaşmışlardı. Biz ise Yiğit' e tavsiye vermekle meşguldük. Derken konu bana geldi. "Kırgız Kızı peki? " dedi Eyüp. "Onun içinne yapacaksın? Onu sevdiğini söylemiştin. " "Henüz söyleyemem, " dedim. "Niye? " dedi Yiğit. "O da seni seviyor, belli. " Ona döndüm. "Nereden belli lan? Bildiğimiz Ayana işte. " "Öyle değil salak! " dedi Yiğit. "Salak yemin ederim gerizekalı bu çocuk. " Bunu söyleyebilecek son kişisin, bakışı attım. Mesajı aldı tabii. "Tamam, öyle değilsin ama kabul et bu konudan anlamıyorsun. " "Zaten anlamadığım için söylemiyorum ya, " dedim. "Anlamam ben öyle işlerden, kırarım ben onu. Hem reşit bile değil. " "Sen bilirsin, " dedi ve ona bakarak gülümsedi Eyüp. "Ama kabul et, iyi oynadı. Oyunculuğu güzeldi. " "Evet, " diye mırıldandım. Gerçi onun her şeyi çok güzeldi. Kusursuz gibi bir şeydi ama değildi. Ayana Çapa Fen Lisesi'ne gidiyordu mesela, fazlasıyla zekiydi ve henüz onuncu sınıfta olmasına rağmen denemelerdeki netleri de çok iyiydi. Resim yapmayı, dans etmeyi, tiyatro sergilemeyi ve eskrim sporunu çok seviyordu. Zeki veletti vesselam. Hayatı seviyordu. Ama sivri dilliydi. Hem ketum ağızlıydı hem de ağzında bakla ıslanmıyordu. Susmak bilmiyordu, bazen uykusunda bile konuşuyordu, boyundan büyük laflar ediyordu, dalaşıyordu... Bir tık manyaktı bir de. Selami'ye karışıp bana dövdürmek gibi mallıkları da vardı. Lakap takıyordu bir de. Hem de herkese. Kardeşi Sümbül' ün lakabı Sümbül Kokulu ' ydu mesela. Abisi Aybek' in Dev Adam... Benimki ise... Kayın Ağacı' ydı. Bildiğin dümdüz Kayın Ağacı... Ama... Kar Kızı' ydı işte. Çocukken birlikte uyuduğum, çizgi film izlediğim... Kardan Soğuk Kar Kızı' ydı o bana göre. Herkese Kırgız Kızı, bana Kar Kızı'ydı işte. En son lojmana vardık. Önünde durduğumuzda derin bir iç çektim. Az da olsa özlemiştim. Kar Kızı'nın sesi geldi yine. "Biraz dinlendikten sonra seninle dışarı çıkalım mı, kayın ağacı? " diye sordu hevesle. "Kayın Ağacı demeyi bırakıp abi dersen gelirim, " dedim. Gözleri kısıldı. "Çıkmayalım daha iyi! " dedi Azra, Yiğit ve Eyüp giderken. Birlikte bizim eve çıkıp kapıyı çaldık. Açan Ayana' nın annesi Ailsa teyzeydi. Kendi kızına ve bana sarıldıktan sonra içeri geçtik. "Merhaba! " dedi Ayana içeri neşeyle girerken. "Merhaba, "dedim sakince içeri girerken. Yemek yiyorlardı. "Rojin teyze! " diye cırladı Ayana. Selamlaşma, hâl hatır sorma faslı bitmiş, şikayet faslı başlamıştı. Göz devirdim. "Mustafa küfür etti! " dedi Ayana. Salatayı tam yiyecekken durup göz ucuyla baktım. "Yalancı, yalan atma! " dedim. "Sen de az değildin Ayana hanım, az konuşmadın sen de. " "Kül olsun yalancı! " dedi Ayana tavuklu pilavını yerken. Ailsa teyzeden laf gecikmedi. Ailsa teyze bu tür şeylerden hoşlanmaz ve biraz da kaçınırdı, evlatlarının böyle şeyler söylemesinden de nefret ederdi. "Öyle demesene! " dedi. "Gerçek olur sonra. " "Çok ayıp, ben öyle şeyler söylemem! " dedi Ayana. Annesini duymadı. "Terbiyesiz." "Zencefil kafa, " dedim. Saçları zencefil kızılıydı. "Kömür, " dedi bana, saçlarımın rengi kömür karası olduğu için söylüyordu bunu. "Kömür kafa. " "Mal. " "Soluk benizli eşek! " diye bağırdı. "Mal adam! Slovoch! " "Ayana! " diye bağırdı annesi. "Özür dile çabuk! Kaç kere dedim sana argo kullanmak yok diye! " "Bu sefer hak etti! " dedi ve bana döndü. "Sensin zencefil kafa! Soluk benizli badem gözlü eşek! " Diyecek bir şey bulamadım. Fazlasıyla yaratıcıydı Ayana. "Göçebe. " "Kayın ağacı! " saçının bir tutamını kulağının arkasına sıkıştırdı. "Kaynana kılıklı kayın ağacı! " "O ağzını topla! " dedim. "Toplamayacığım! " dedi ağzını silerken. Fazlasıyla rahattı kendisi. İki saniye sonra ikimiz de sakinleştik. "Yürüyeceğim biraz, sen de gel. " "Gelmeyeceğim, " dedim. "Yaaa, " itiraz ediyordu. Dudakları büzüldü. "Lütfen, Mustafa. Nooooluuur, " harfleri uzatarak gelmemi sağlamaya çalışıyordu ama nafileydi. "Hadi be Mustafa! Boloçok jubayıŋızdın köŋülün kaltırgıŋız kelebi?" Son cümleyi yine Kırgızca söylemişti ve anlamamıştım. "Seni anlayacağım dilde konuşur musun? " dedim. "Seni anlamak istiyorum. " "Yürüyelim beraber, " dedi. "Nooooluuu- " "Yorgunum Kar Kızı, " dedim, biraz yorgundum açıkçası. "Başka zaman. " "Ya zamanımız olmazsa? " dedi gece mavisi çekik gözlerini bana dikerken. "Gel hadi, naz yapma. " "Ayana. " İskoçça konuşmaya başlamıştı bu sefer de. " Feuch, mas de toil- " Lafını kestim. "Ayana. " sert konuşmuştum. "Yapma. İstemiyrsam istemiyorumdur, zorlama beni." deyip odama gittim. Üzerimi değiştirirken kapıyı çarpma sesini duydum. Sanki bana ithafen sert çarpmıştı. İkna etmek için etrafımda kırk takla atmamıştı ilk kez. Sanırım Kardan Soğuk Kar Kızı'nı biraz kırmıştım. En azından nereye gittiğini biliyordum. Bu da bir şeydi. 💔🔥 Düşündüğüm yerdeydi Ayana. Sokak lambasının altında. Sürekli resim çizdiği yerin üstünde. Yine resim çiziyordu kaldırımlara. Sessizce onu dinledim. "Niye öyle yaptı ki? " dedi çocuk gibi. "Sadece gelsin istedim. Benim suçum yoktu ki, beni başından savmak için öyle yaptı kesin. " iç çekti. "Niye böyle davranıyor ki? " İçime bir yumru oturdu. Onu bu kadar çok kırmış mıydım cidden? "Sıkıldı mı ki benden? " dedi bir anda. "Çok mu sıktım? Beşki de artık beni istemiyordur... " Kaşlarım çatıldı. Seni nasıl istemeyeyim ben Kar Kızı? Geceleri uykusuzluk sebebim, gündüzleri nefes alma sebebim sen. Geçmişim, şimdim, geleceğimsin. Nasıl istemeyeyim ben seni? Gizlice dinliyordum hâlâ. "Askeri lisede bir kızla tanışmış, " dedi. "Rojin teyze söyledi. Belki de onu benden daha çok sevmiştir, olamaz mı? Sonuçta koksoca delikanlı... " Derin bir nefes verdi. "Keşke ben de onunla ayrı yere gidebilseydim... " "Kar Kızı... " duyduğu sesle bana döndü. Sesimi anında tanımıştı. Gözlerinde şaşkınlık vardı. "Mustafa abi? " dedi. Bunu sadece kırgın olduğu zamanlar söylerdi. "Burada ne işin var? " "Asıl senin burada ne işin var? " dedim sinirle. "Evde olman gerekiyordu. " "Biraz kafa dinlemek istedim de çıktım, " dedi ve tekrar boyadığı kaldırım taşına döndü. "Babam ve annemin haberi var, merak etme. 'Kafanı boşlat, rahatla ve gel' dediler hatta. Merak etme yani, eğer bunun için geldiysen gidebilirsin. " "Gitmeyeceğim, " dedim ve yanına, kaldırım taşının üzerine oturdum. Bir süre onu izledim, ikimiz de suskunduk. Konuşan yine o oldu. "Hani yorgundun sen? Niye geldin? " "Öylesine, " dedim. "Ha giderim istiyorsan- " "Yok, " dedi. "Kal. " "Bana kızdın mı, Kar Kızı? " diye sordum. "Kapıyı neden öyle çarptın? " "Çünkü sinirlendirdin beni! " dedi. Sesinde bu sefer sinir vardı. "Göçebe dedin bana! " "Sen de bana 'Kaynana kılıklı kayın ağacı' diyorsun, ben sana bir şey diyor muyum? " dedim. "Alındın mı bana? " "Çok alındım, " dedi. Dudakları titredi. "Ben buraya ilk geldiğimde istememiştim ki. Haberim bile yoktu, bebeydim daha. " ilk geldiğinde buradan gitmek istediğini unutmuştum. "Bebek, " diye düzelttim. "Bebek Kar Kızı, bebek. Bebe değil. " "Her neyse, " dedi. "Dilim bazen dönmüyor. Dağıtma konuyu. " "Tamam. " "Dediğim gibi haberim bile yoktu. İnsan istemediği halde bir yere giderse göç etmiş sayılmaz ki! İstemeyerek gönderilmiş olur, sürgün olur. " "Sürgün değilsin sen, " dedim. "Ayrıca bunu unutmuştum, Kar Kızı. Özür dilerim. " Yüzüme baktı. "Bir şartla kabul ederim, " dedi. "Söyle, " dedim. "Söyle, hemen yapayım. Ne istiyorsun? " "Bir söz ver. " dedi bir anda. Rüzgar zencefil rengi kıvırcık saçlarını savurdu, yuvarlak yüz hatları ve dolgun yanakları ortaya çıktı. "Ne sözü? " dedim. Şaşırmıştım, bunu beklemiyordum. "Beni asla bırakmayacağına dair, " dedi. "Beni asla bırakmayacağına söz ver, Mustafa. " Bir süre yüzüne baktım, gözlerim yüzünde gezindi. Sonrasında ise yüzüne eğildim, kaçmadı. "Kar Kızı... " derinbir nefes aldım. " Ne olursa olsun seni asla bırakmayacağım. Seni asla bırakmayacağım ve ömrümüzün sonuna kadar koruyacağım. " "Söz mü? " "Söz, "dedim. "Sen de bir söz ver. " "Ne sözü? "Dedi benim gibi. Meraklı gözlerle baktı bana. "İhanet etmeyeceksin, " dedim. Tek kaşı havaya kalktı. "Ne? " "Ne olursa olsun bana asla ihanet etmeyeceksin Kar Kızı. " bakışlarım değişti. "Bana da, vatanımıza da iahnet etmeyeceksin. Vatan hainlerinden, kalleşlerden olmayacaksın. Duydun mu? " Başını salladı. Kendinden emindi. "Söz, " dedi. "Seni asla bırakmayacağım Mustafa Alparslan Tanyeli .Ölecek olsam bile sana , vatanımıza ihanet etmeyeceğim ve seni, tüm sevdiklerimizi koruyacağım. Söz veriyorum." Gülümsedim. "Söz mü? " "Kar Kızı sözü! " 🩸🩸 Tarih 18 Mart 2026. Her şeyin mahvolmuşum saat, Her şeyin mahvolduğu takvim. Gülümseyerek el ele lojmanı binasından içeri girdi Ayana Aliev ve Mustafa Alparslan Tanyeli. İkisi de gayet mutlu ve huzurluydu çünkü hem barışmışlardı hem de birbirlerine olan duygularını itiraf etmişti. Henüz birlikte olamazlardı, sevgili bile olamazlardı. Ayana reşit olana kadar bekleyeceklerdi ikisi de. Mutluluk için biraz sabır gerekiyordu, ikisi de bunu gayet iyi biliyorlardı. Bir sessizlik vardı lojman binasında. İkisi de ellerini bırakıp evlerinden içeri girdiler. İkisinin de yüzünde vatan gülüşü vardı. Ayana'nın annesi ve kız kardeşi Sümbül Hanzade evdeydi, Ayana onlarla kalmak istediği için evden tekrar çıkmayacaktı, kalbi zaten yeterince yorulmuştu. Ayana kalp hastasıydı, konjenital aritmi hastalığı vardı. Kalp atışları normalinden daha farklı bir ritme sahipti ve bu duruma doğduğundan beridir sahipti, doğuştan bu hastalığı vardı. Fazla yorulmaması lazımdı. Mustafa ise kız kardeşinin ve erkek kardeşinin yanındaydı. Annesi ile babası işleri olduğu için evden çıkmış; çocukları Mustafa' ya bırakmışlardı. Üç kardeş evde yalnızken Mustafa gelen telefonu cevapladı. Aliev ailesi ise evine küçüğü Sümbül Hanzade huysuzlandığı için ve mızmızlandığı için arabayla tura çıkmaya karar vermişti. Ailsa hanım arabayı hazırlamak için önce inmişti, iki kız kardeş ise hazırlanıyordu. Kız kardeşi montunu tamamen çekerken Ayana hâlâ ayakkabısını giymekle meşguldü. "Hadi ama ulu ejee! " diye mızmızlandı Sümbül Hanzade. "Çok yavaşsın! " "Ben yavaş değilim, sen sabırsızsın. " dedi ve ayakkabısının bağcığını bağladı. "Ben de senin gibi geniş pantolonlar, ceketler giymek istiyorum! " dedi Sümbül Hanzade ablasının mavi pantolonuna ve mavi kot ceketine bakarken. "Bıktım eşpfmanlardan! " "Eğer düşüp sırtını ve bacağını yaralamasaydın sen de giyerdin, " dedi ve kapıyı kapatırken çapraz evin kapısının önünde tam teçhizat duran Mustafa' yı gördü. Kaşları çatıldı. "Mustafa, ne oluyo-" Dışarıdan silah ve bağırışma sesleri gelmeye başladı. Ayana'nın aklına önce dışarıda onları bekleyen annesi, sonra ise seslerden korktuğu için ablasına sımsıkı sarılan Hanzade düştü. Her şeyi anladı. Bir süredir Rusya Federasyonu'nun Türkiye Cumhuriyeti' ne savaş açma, savaş çıkma ihtimali konuşuluyordu. Devlet büyükleri bile bu ihtimali açıklarken, beklenen olmuştu. Savaş başlamıştı. Ayana direkt kardeşinin elini sımsıkı tutmuştu. Annelerine hızla ulaşmak zorundalardı. Sesler artıyordu. Kardeşi ile birlikte merdivenlere doğru ilerlerken yer sarsıldı. İlk bomba atılmıştı. Ayana'nın yapabildiği tek şey kız kardeşini ve Mustafa'nın kız kardeşi Nazan'ı merdivenlerden aşağı itmek oldu. Bomba yukarıdan atılmıştı ve ilk bu kat etkilenecekti, en azından orada bulunmak ihtimalleri fazlaydı. Yaşama ihtimali vardı orada. Başı yere çarptığında ve kanlar içinde yere yığıldığında karşısında Mustafa'yı gördü. Ona ilerliyordu Mustafa'nın adımları. Derken yer tekrar sarsıldı. İkinci bomba. Mustafa da yanına yığıldığında Ayana derin bir nefes verdi. İkisi de kanlar içindeydi artık. Ayana'nın Kar kadar beyaz olan teni, kana bulanmıştı. Kardan Soğuk Kar Kızı, kana bulanmıştı. Derken görüşü daha da bulanık bir hâle büründü. Adım sesleri vardı, ama Türk askerlerine ait değildi. Ruslara aitti. Rus aksanlı bir ses duydu Ayana ve Mustafa. "Hangisi Dimitri? " dedi bir kadın. "Kızı mı alalım erkeği mi? Bence erkeği alalım. " Bir adamın siluetini gördüler. İri yapılı ve kel, kafasında bir tilki dövmesi olan adam üzerlerine eğildi. Gözleri ikisinin üzerinde gezinirken bir adamın daha duydular. "Ne erkeği be! " dedi keyifli sesi. "Kızı alalım. Fazla güzel, ayrıca ayak işlerinde işe yarar- " "Kızı alın, " dedi Dimitri. "Erkek henüz fazla genç. Ona şimdilik ihtiyacımız yok. " Derken Ayana soğuk elinde bir sıcaklık hissetti. Mustafa, elini tutmuştu. Zar zor konuştu. "Bırak... " Dimitri eğildi. "Niye yapayım bunu? " diye sordu. "Neden seni dinleyeyim? " "Gebersem de vermem... " dedi. Elini daha sıkı tutmaya çalıştı ama nafileydi. Gücü tükeniyordu. İğrenç bir şekilde güldü Dimitri. "Tüh, geberiyorsun desene. " ellerini ayırdı Dimitri. "Bence ona 'elveda' de. Çünkü artık göremeyeceksin. " ellerini Ayana'nın sırtından ve bacaklarının altından geçirirken Ayana konuştu, ama Mustafa duymadı. Bilinci kapanmıştı, artık duyamazdı ki. Yetişemezdi de. "Kardan aydınlık gelmese bile... " dedi son güç kırıntısıyla. "Ben, sana gelceğim... " Gerisi ise karanlıktı. Birisi için aydınlık bir karanlık, diğeri için ise boğucu olacak olan bir karanlık. 💣💣💣 Selamlar B.A.K okurları, ben yazar Sneguroçka. Bombanın Ardındaki Kayıplar serisinin 1. kitabının düzenlenen ilk bölümü ile karşınızdayım. Hikayemizde yaşanan hiçbir olay gerçek değildir, karakterlerin ve mekanların gerçeklikle ilgisi olmayıp yazılan her cümle hayal ürünüdür. Bu kitap hiçbir ulus, millet, ırk, din ya da mezhebi kötülemek amaçlı değildir. Her ulusa, millete, ırka, dine ve mezhebe saygımız tamdır Evelallah. BÖLÜMÜ OKUDUKTAN SONRA YORUM YAPIP OY VERİNİZZZ LÜTFENNNNN ÖPTÜM 🎀🥹
