Kız bir an geri çekildi ama merak, korkudan biraz daha ağır bastı.
Kalbi hızlı atıyordu.
Elini kapının koluna koydu… bu kez yavaşça indirdi.
Kapı gıcırdayarak açıldı.
Merdivenlerden aşağıya inen loş ışık , bodrumu yarım yarım gösteriyordu. Eski eşyalar, tozlu kutular, unutulmuş bir alan…
İlk bakışta hiçbir şey yoktu.
“Ben abartıyorum,” diye düşündü.
Bir adım attı.
Sonra bir şey oldu.
Arkasından çok hafif bir ses:
“Girme…”
Kız dondu.
Bir saniye… iki saniye…
Yavaşça arkasını döndü ama kimse yoktu.
Kalbi artık kulağında atıyordu.
“Kim var orada?” dedi, sesi titreyerek.
Cevap yok.
Sadece bodrumun en köşesinden gelen çok hafif bir hareket.
Ve sonra…
Bir siluet.
Tam net değil. Işığın içinde saklanmış gibi.
Bir erkek.
Ama saldırgan değil.
Sanki daha çok… kaçmış biri gibi.
Bir adım öne çıktı.
“Üzgünüm,” dedi kısık sesle. “Seni korkutmak istemedim.”
Kız nefesini tuttu.
“Sen… kimsin? Burada ne yapıyorsun?”
Adam gözlerini kaçırdı. Bir an sustu.
“Burası boş sanıyordum… gidecektim zaten.”
Ama gitmedi.
Çünkü gözleri, kızın gözlerine takıldığı anda bir şey değişti.
Sanki ilk kez biri onu gerçekten fark etmişti.
Kız hâlâ korkuyordu ama artık sadece korku değildi bu.
Bir garip çekim vardı.
“Ben…” dedi adam, sesi daha yumuşak. “Bir süredir buradayım.”
Kızın sesi daha sert çıktı bu kez:
“Bir süredir mi?”
Adam başını eğdi.
“Evet.”
Sessizlik çöktü.
Ama bu kez o sessizlik boş değildi.
İkisi de aynı şeyi fark ediyordu:
Kız bir adım geri çekildi, ama bodrumun kapısı artık arkasında kapanmamıştı. Sanki o eşik, iki dünya arasında açık kalmış gibiydi.
Adam kıpırdamadı.
Kaçmıyordu artık.
Sadece orada duruyor, sanki yanlış bir şey söylememek için kelimeleri tartıyordu.
"Bak..." dedi en sonunda, sesi daha net ama hâlâ dikkatliydi. "Sana zarar vermem. Sadece... kalacak yer arıyordum."
Kızın gözleri daraldı.
"Kalacak yer mi? Bu benim evim."
Adam başını hafifçe salladı. Sanki bunu kabul etmişti.
"Biliyorum.
"Bu cevap daha da kötüydü aslında. Çünkü "biliyorum" demek, burayı gerçekten bildiğini gösteriyordu.
Kız bir adım daha attı yukarı doğru, çıkışa yakınlaştı.
"Ne zamandır buradasın?"
Adam kısa bir nefes aldı. Gözleri bir an yerde gezindi.
"Taşınmadan önce... ev boştu. Bir süre kimse gelmez sandım."
Kızın içinde bir şey sıkıştı.
"Bir süre mi?" diye tekrar etti.
Adam bu kez ona baktı. İlk defa kaçmadan.
"Sonra gitmek istedim," dedi. "Ama... bazı şeyler zor oluyor."
Bu cümle havada asılı kaldı.
Ne tam bir açıklamaydı, ne de bir yalan.
Sadece eksik bir hikâye.
Kızın korkusu yavaş yavaş şekil değiştiriyordu.
Artık tamamen korku değildi. Daha çok... anlamaya çalışma haliydi.
Bir sessizlik oldu.
Sonra yukarıdan hafif bir ses geldi. Evdeki saat tik tak etmiyordu ama sanki evin kendisi nefes alıyordu.
Kız gözlerini kısmıştı.
"Peki şimdi ne yapacaksın?" dedi.
Adam omuzlarını hafifçe indirdi.
"Bilmiyorum."
Bu dürüstlük... tuhaf bir şekilde gerçekti.
Ve işte o an oldu.
Bodrumun loş ışığında adamın sesi yeniden duyuldu, bu kez daha alçak:
"Eğer beni hemen çıkarmazsan... sana zarar vermem. Sadece biraz zamana ihtiyacım var."
Kız cevap vermedi.
Ama ilk kez geri de kaçmadı.
Sadece orada durdu.
İkisi de aynı şeyi fark etti:
Bu ev artık sadece onun evi olmayacaktı.
(Devamı gelecek....)