İçeriğe geç

Bloom & Valtor

Bölüm 8 · 3 dk okuma

Bloom & Valtor

Bölüm 8

8. BÖLÜM - KARANLIĞA ADIM

Mor ışık, Bloom’un bedenini bir koza gibi sardığı an Alfea’nın o tanıdık, koruyucu sıcaklığı tamamen yok oldu. Genç kız, portalın içindeki zamansız boşlukta sürüklenirken sırtındaki yaraların aniden donduğunu, ardından buz gibi bir uyuşuklukla kaplandığını hissetti. Bu, acının yok oluşu değil; sadece karanlık bir uyuşturucunun sızılarını geçici olarak bastırmasıydı.

Birkaç saniye süren o sonsuz boşluğun ardından, Bloom’un ayakları sert ve soğuk bir zemine çarptı. Dengede duramayarak dizlerinin üzerine düştü.

Burası kasvetli, devasa taş sütunların yükseldiği ve pencerelerinden içeri sadece kızıl bir dolunayın ışığının sızdığı karanlık bir şatoydu. Havada asılı duran kadim büyü kitapları, etraftaki meşalelerin titreyen alevleri ve her köşeye sinmiş o saf, çiğ güç... Valtor’un sığınağındaydı.

"Zekice bir seçim, küçük kuş."

Ses, salonun derinliklerindeki gölgelerin içinden geldi. Valtor, taht benzeri büyük bir koltuktan ağır adımlarla kalkarak Bloom’a doğru yürümeye başladı. Yüzündeki o sinir bozucu gülümseme, yerini avını tamamen ele geçirmiş bir avcının gururlu, sakin ifadesine bırakmıştı.

Bloom, ellerini tahta zemine bastırarak zorlukla ayağa kalktı. Bedeni hâlâ titriyordu ama bu kez korkudan değil, arkasında bıraktığı kız kardeşlerine, Alfea’ya yaptığı ihanetin o ezici ağırlığındandı. Gözlerini Valtor’un buz mavisi gözlerine dikti.

"Geldim işte," dedi Bloom, sesi bu devasa salonda yankılanırken. "Acımı dindir ve bana söz verdiğin şeyi ver. Kanatlarımı geri istiyorum."

Valtor, Bloom’un tam önünde durdu. Aralarındaki mesafe kapandıkça, adamın yaydığı karanlık aura Bloom’un göğsünü sıkıştırıyordu. Valtor yavaşça elini kaldırdı, uzun parmaklarını Bloom’un omuzuna yerleştirdi ve onu arkasına doğru çevirdi. Genç kızın sırtındaki, mor damarlarla sarılmış o derin yaralara baktı.

"Sabırsızlık, perilerin en büyük zayıflığıdır," diye mırıldandı Valtor, parmak uçlarını Bloom’un yarasının hemen üzerinde gezdirerek. "Kanatlarını hemen geri alamazsın Bloom. Onlar kırıldı, yırtıldı ve yok oldu. Onları yeniden var etmek için... içindeki o saf, aydınlık Ejder Ateşi’ni benim karanlığımla beslemen gerekiyor. Gücünü bana açmalısın."

Bloom sırtında hissettiği o soğuk dokunuşla irkildi. "Bana oyun oynama, Valtor! Beni buraya sadece gücümü çalmak için mi çağırdın?"

Valtor sertçe güldü, bu kez gülüşünde alay yoktu; saf bir otorite vardı. "Eğer gücünü zorla almak isteseydim, bunu Alfea’daki odanda, sen çaresizce kıvranırken yapardım. Ben senin gücünü çalmak istemiyorum. Ben, Ejder Ateşi'nin sahibinin kendi rızasıyla bana itaat etmesini istiyorum. Sana karanlık kanatlar vereceğim Bloom. Alfea’nın göklerini titretecek, seni o zavallı arkadaşlarından çok daha güçlü kılacak kanatlar..."

Valtor elini geri çekti ve salonun ortasında havada asılı duran, içi simsiyah bir sıvı ve mor kıvılcımlarla dolu kadim bir iksir kadehini işaret etti.

"O kadehten iç. İçindeki ışığı karanlığımla mühürle. İşte o zaman, sırtındaki o zincirler kırılacak."

...

Aynı dakikalarda Alfea’da, Winx odasının kapısı hızla açıldı. Flora’nın ellerinde taze şifalı bitkilerle dolu bir kase vardı.

"Bloom, bak sana ne getirdim..." diyerek içeri adım atan Flora, gördüğü manzara karşısında elindeki kaseyi yere düşürdü. Toprak kase büyük bir gürültüyle kırılırken içindeki bitkiler etrafa saçıldı.

"Kızlar! Hemen buraya gelin!" diye çığlık attı Flora.

Musa, Stella, Tecna ve Layla saniyeler içinde odaya daldılar. Oda bomboştu. Yatak darmadağındı, yerdeki halının üzerinde ise hafifçe tüten mor büyü kırıntıları ve portaldan geriye kalan tekinsiz bir koku vardı.

"Hayır... Hayır, bu olamaz," dedi Stella, elleriyle ağzını kapatarak yatağa doğru çökerken. "Valtor onu tekrar mı kaçırdı?"

Tecna hızla cihazını çıkarıp odadaki havayı taradı. Ekrandaki verileri gördüğünde yüzü kireç gibi bembeyaz oldu. Cihazı tutan elleri titriyordu.

"Kaçırılmamış..." dedi Tecna, sesi fısıltı halinde çıktı. "Büyü izleri... Portal içeriden açılmamış. Bloom... kendi rızasıyla portalın içine adım atmış. Gitmeyi o seçmiş. Belkide Valtor onu kendine çekmeye zorladı."

Odanın içine bir anda ölümcül bir sessizlik çöktü. Flora hıçkırıklara boğularak Layla’nın omzuna saklanırken, Musa öfkeyle yumruklarını sıktı. En yakın arkadaşları, liderleri, Ejder Ateşi'nin perisi... Onları bırakıp düşmanın tarafına geçmişti. Ya da zorla götürüldü.

...

Valtor’un şatosunda, Bloom kadehe doğru bir adım attı. Arkasında bıraktığı her şeyi, kızların ona olan güvenini düşündü. Ama sırtındaki o korkunç boşluk hissi ve aynadaki o acınası, kanatsız silueti zihnini tamamen ele geçirmişti.

Kadehi titreyen elleriyle kavradı. Valtor, arkasında durmuş, gözlerindeki o muzaffer ve aç parıltıyla onu izliyordu.

Bloom, kadehi dudaklarına götürdü ve içindeki karanlığı tek bir yudumda yuttu. Kadeh elinden düşüp yerde parçalanırken, Bloom acı dolu bir çığlıkla yere kapandı. Ama bu kez acı sırtından değil, doğrudan ruhundan geliyordu. İçindeki saf altın sarısı Ejder Ateşi, damarlarına sızan simsiyah karanlıkla çarpışmaya, renk değiştirmeye başlamıştı. Gözleri bir anlığına tamamen mora döndü ve sırtındaki yaralardan dışarıya doğru simsiyah, parıltılı ve devasa karanlık kanatların gölgeleri yükselmeye başladı.

Bölüm sonu

3 yorum