Valtor’un yatağına doğru attığı her adım, odadaki zemini adeta buz kesiyordu. Bloom, sırtındaki o korkunç acıya ve bedenini esir alan titremeye rağmen yatağın başlığına doğru geriledi. Kaçacak hiçbir yeri yoktu. Ejder Ateşi’ni uyandırmak için içindeki o öfke kıvılcımını aradı ama karşısındaki adamın yaydığı o devasa karanlık aura, Bloom’un gücünü daha doğmadan boğuyordu.
"Benden ne istiyorsun?" diye sordu Bloom, dişlerinin arasından. Sesi titriyordu ama gözlerindeki o saf nefret hâlâ canlıydı. "Beni öldürmeye mi geldin? Yap o zaman!"
Valtor, yatağın tam ucunda durdu. Boyunun verdiği heybetle yukarıdan Bloom’a bakarken, yüzündeki o sinir bozucu gülümseme yerini daha ciddi, neredeyse aşağılayıcı bir acıma ifadesine bıraktı. Elini yavaşça havaya kaldırdı, parmaklarının ucunda minik, mor bir kıvılcım dans ediyordu.
"Seni öldürmek mi?" dedi Valtor, ses tonundaki sahte bir şaşkınlıkla. "Hayır, Bloom. Seni öldürmek çok sıradan olurdu. Ben seni yok ettim zaten. Bir periyi kanatlarından mahrum bırakmak, onu yaşayan bir ölüye çevirmektir. Ben buraya sadece... Eserimi yakından görmeye geldim."
O esnada, parmağının ucundaki mor kıvılcımı hafifçe ileri doğru fırlattı. Sihir dalgası doğrudan Bloom’un sırtındaki yaraya isabet etti. Bloom, acının şiddetiyle yatağın içinde iki büklüm oldu; çığlığı odanın duvarlarında yankılandı. Bu acı, şifacıların hafiflettiği o sızıdan çok farklıydı; sanki Valtor’un karanlığı, yaralı dokularını içeriden yakıyordu. Gözlerinden sicim gibi yaşlar boşanırken yorganı sımsıkı pençeledi.
"Acıyor, değil mi?" diye fısıldadı Valtor, onun bu çaresizliğini büyük bir zevkle izleyerek. "Ve bu acı hiç geçmeyecek. Alfea’daki o zavallı periler seni asla iyileştiremez. Çünkü o kanatları koparan güç sıradan bir büyü değil, doğrudan benim karanlığım."
Tam o sırada, odanın kapısı büyük bir gürültüyle ardına kadar açıldı.
"Bloom!" diye haykırdı Stella.
Kapının eşiğinde Winx kızları duruyordu. Koridordan geçen Stella ve Musa, Bloom’un acı dolu çığlığını duymuş ve hemen diğerlerini toplayıp gelmişti. Kızlar içerideki manzarayı gördüklerinde dehşet içinde kaldılar. Valtor, Alfea’nın göbeğinde, arkadaşlarının odasındaydı.
"Seni gidi pislik!" diye bağırdı Layla, ellerini öne doğru uzatarak Morfix enerjisini dalgalandırdı.
Musa, ses dalgalarıyla odayı titretirken, Flora odadaki saksı bitkilerini büyüterek Valtor’un ayaklarını saracak sarmaşıklara dönüştürdü. Kızlar öfkeyle ileri atıldı ancak Valtor arkasına bile dönmedi. Sadece elinin tersiyle havaya doğru bir dalga yaydı. Kızların birleşik saldırısı, Valtor’un etrafındaki görünmez karanlık kalkana çarpıp odanın dört bir yanına dağıldı. Gücün etkisiyle kızlar kapının dışına doğru savruldu.
"Sizinle daha sonra ilgileneceğim," dedi Valtor, bakışlarını tekrar yatakta acı içinde nefes almaya çalışan Bloom’a çevirerek. Eğildi ve yüzünü Bloom’un yüzüne yaklaştırdı. "Sana bir teklif, küçük kuş. Benimle gel. Bana itaat et ve o Ejder Ateşi'ni bana sun. Karşılığında sana kanatlarını, eski gücünü ve hatta daha fazlasını geri vereyim. Ya benim yanımda küllerinden doğan bir kraliçe olursun... ya da bu odada, acı içinde sürünen kanatsız bir hiç olarak kalırsın."
Valtor geri çekildi, siyah pelerini arkasında dalgalanırken odanın ortasında karanlık bir portal açıldı. Portalın içinden yükselen uğultu, tüm odayı yutuyordu.
"Seçimini yap, Bloom. Zamanın tükeniyor," dedi ve o kan donduran kahkahasıyla portalın içine doğru adım atarak gözden kayboldu.
Valtor’un gitmesiyle odadaki ağır baskı kalktı ama geriye tam bir yıkım kaldı. Kızlar acı içinde yerlerinden doğrulup hemen Bloom’un yatağına koştular. Flora, ağlayarak Bloom’un elini tuttu. Stella ise şok içinde açık kalan portala bakıyordu.
Bloom, yatağın içinde titremeye devam ederken zihni Valtor’un o zehirli teklifiyle çalkalanıyordu. Kanatlarını geri almak... Eski gücüne kavuşmak... Sırtındaki acı her saniye ona kanatsız bir hiç olduğunu fısıldarken, içindeki o yaralı Ejderha Perisi ilk kez karanlığın cazibesine karşı büyük bir savaş vermeye başlıyordu.