Odanın kapısının arkasındaki sessizlik, Bloom’un zihnindeki fırtınayı dindirmeye yetmiyordu. Aynadaki yansımasına baka kaldı; omuzlarına kadar tırmanan mor çizgiler, sanki derisinin altında yaşayan tekinsiz birer sarmaşık gibi hafifçe kımıldıyordu. Korkması gerekiyordu. Alfea’nın sarsılmaz lideri, kızların sevgili Bloom’u bu manzaradan dehşete düşmeliydi.
Ama hissettiği tek şey, garip, uyuşturucu bir güç hissiydi.
"Bloom? İçeride misin?"
Kapının aniden tıklatılmasıyla Bloom hızla tişörtünü aşağı indirdi, üzerini düzeltti. Kapıyı açtığında karşısında Stella ve Layla duruyordu. Stella’nın elinde parıldayan, üzeri rünlerle kaplı gümüş bir kutu vardı.
"Flora bize anlattı, revirde biraz gergin bir konuşma olmuş," dedi Layla, içeri girerken bakışlarıyla Bloom’u süzerek. "Ama bunu görmelisin. Tecna ve Stella, kadim kütüphanedeki gizli bölmeden Valtor’un karanlık büyülerini etkisiz hale getirebilecek bir ışık tılsımı buldular. Solaria’nın saf güneş ışığıyla dövülmüş."
Stella heyecanla kutuyu açtı. İçinden çıkan kristal kolye, odayı göz kamaştırıcı, bembeyaz bir ışıkla aydınlattı. "Bu kolye sırtındaki o sinsi büyü kalıntılarını tamamen söküp atacak, Bloom! Valtor’un sana dokunduğu o anın tüm izlerini silecek."
Kolye, Bloom’un gözlerinin önüne doğru yaklaştırıldığında, odadaki o saf ve aydınlık ışık Bloom’un ruhunun derinliklerine mühürlenmiş karanlığı fena halde rahatsız etti. İçindeki o yabancı güç, kolyenin ışığı karşısında adeta bir asit gibi yanmaya başladı. Sırtındaki mor damarlar gerildi, canı yandı.
Ve o an, içindeki ses bir kükremeyle zihninde patladı:
Onu yok et! Sana ait olan gücü, kanatlarını elinden almak istiyorlar! Seni yeniden o aciz, yerde sürünen kanatsız kıza çevirmelerine izin mi vereceksin?
Bloom’un gözleri öfkeyle parladı, bakışları anlık olarak tamamen mor bir renge büründü. "Uzaklaştırın onu benden!" diye haykırdı.
Ellerinden çıkan ani ve kontrolsüz bir karanlık dalgası, Stella’nın elindeki gümüş kutuya ve kolyeye çarptı. Işık kolyesi, Bloom’un yolladığı o mor kıvılcımlarla saniyeler içinde karardı ve büyük bir gürültüyle çatlayarak un ufak oldu. Patlamanın şiddeti Stella ve Layla’yı birkaç adım geriye fırlattı.
Oda bir anda sessizliğe gömüldü. Yerde parçalanmış, gücünü kaybetmiş tılsımın kalıntıları duruyordu.
Stella dehşet içinde ellerine, ardından yerdeki küllere baktı. "Bloom... Sen ne yaptın? O... o kadim bir şifa tılsımıydı."
Layla ise hemen doğrularak Bloom ile Stella’nın arasına girdi. Gözlerindeki şüphe artık tamamen somut bir korkuya dönüşmüştü. Ellerini savunma pozisyonuna getirirken Bloom’un gözlerinin içine baktı. "Bu senin gücün değildi Bloom. Ejder Ateşi böyle karanlık, böyle yıkıcı hissettirmez. Sen... sen bize ne gizliyorsun?"
Bloom, kendi ellerine baktı. Parmaklarının ucundan tüten kara dumanı gördüğünde bir anlığına ne yaptığını fark eder gibi oldu, kalbi hızla çarptı. Arkadaşlarına, onu iyileştirmek isteyen kız kardeşlerine saldırmıştı. Ama içindeki o Valtor’un zehri, pişmanlık duymasına izin vermedi. Yüzündeki o şaşkınlık ifadesi anında silindi, yerini kibirli ve soğuk bir bakışa bıraktı.
"Benim gizlediğim bir şey yok," dedi Bloom, sesi odadaki herkesin tüylerini ürpertecek kadar mesafeliydi. "Sadece beni rahat bırakmanızı söylemiştim. Sizin o aciz iyileştirme çabalarınıza ihtiyacım yok. Ben eskisinden çok daha güçlüyüm."
Layla, Stella’nın kolundan tutarak yavaşça kapıya doğru geriledi. "Gidiyoruz Stella. Müdire Faragonda’ya haber vermeliyiz. Bloom... Bloom bizim bildiğimiz Bloom değil artık."
Kızlar korku ve hayal kırıklığı içinde odayı terk ederken, Bloom arkalarından sadece baktı. Kapı kapandığında odanın ortasında tek başına kaldı. İçindeki o karanlık ses, muzaffer bir edayla güldü:
Gördün mü? Artık tamamen yalnızsın. Ve yalnızlık... seni sadece daha güçlü kılar.
Bloom aynaya geri döndü. Gözlerindeki mor parıltı artık tamamen kalıcı olmaya başlamıştı. Alfea’ya, arkadaşlarına karşı olan isyanı artık geri dönülemez bir yola girmişti.