Merhaba okurum. Umarım iyisindir. Değilsen bile kopar, parçala artık şu kötü duyguları, kötü hisleri. Böylece en azından rahat ve hafif hissedersin.
Bugün seninle duygular hakkında sohbet edeceğim ve de duygusuzluk hakkında. Duygu dediğin nedir okurum? Nasıl bir şey bu? Olayı nedir bu duygu denen şeylerin? İnan bana bilmiyorum ve çokta bir fikrim yok çünkü bende gittikçe kayboluyor bu belirsiz şeyler. Bir belirsizlik, bir karışıklık, bir telaş var içimde ama ne olup bittiğini ben bile bilmiyorum. Tek bildiğim artık değişmeye başladığım ve bambaşka biri olacağım. Fakat seni bırakmayı gibi bir düşüncem yok, kaygılanma bu yüzden.
Duygu sözlükte 'Bir olay, kimse ya da nesnenin insanın iç dünyasında oluşturduğu, uyandırdığı yankı, etki, tepki, izlenim.' diye tanımlanmaktadır. Peki bizce duygu nedir? Bir tanım yapmak mümkün müdür gerçekten bu kavrama? Kimine göre farklı anlamları olsa da kimine göre anlamsızdır bu kavram çünkü onlar bu kavram karmaşasını çok az hisseder veya hiç hissetmez. Kimine göre ise çok fazla anlam yüklüdür çünkü onlar en yoğun şekliyle hisseder bu kavram karmaşasını.
Duygusuzluk, hissizlik veya çok yoğun duygular, hisler yaşamak ve bun konuda çok hassas psikolojik bir şey sanırım. Emin değilim bundan. Senin için araştırıp ilerideki sohbetlerimizden birinde konuşuruz bunu güzelce.
Bana sorarsan duygu nedir, nasıl bir şeydir vs. diye tıkanır kalırım. Çünkü önceden çok yoğun hissedip çok hassas olduğum halde, şu an şu an batmaktayım duygusuzluk bataklığı içinde... Eskiden çok hassas bir insandım ve duyguları çok uçta yaşardım kendimle veya dışarıyla ilgili olması fark etmeksizin. Üzüntü, sevinç, mutluluk, mutsuzluk, korku, acıma, öfke, nefret, sevgi, şefkat vs. birçok duygum vardı. Ancak şimdi çoğu yok olmakta ve hatta kimi çoktan yok oldu bile. Bazen bazı olaylarda, hatta çoğu olayda gerçekten hissederek mi tepki veriyorum yoksa hissettiğim zamanlardaki alışılmışlıktan kalma tepkiler mi oluyor bunlar bilmiyorum.
Duygusuzluk hem çok güzel hem de çok lanet bir durum, çok lanet bir karmaşa. Evet, kötü olaylarda ya da normalde canını sıkacak durumlarda bir şey hissetmemek sebebiyle tepkisiz kalmak güzel oluyor. Ancak duygusuzluk güzel olduğu kadar can sıkıcı da bir şey çünkü hep şüphe, ikilem içindesin. Üzülsen de mutlu olsan da acabalar dolanır hep kafanın içinde. İçten gelen bir şey mi yüzeysel bir duygu, tepki mi tereddütte kalırsın hep.
Sanırım duygusuzluk sürekli kötü şeyler hissetmekten ya da yaşamaktan, travmalardan, sürekli çok hassas olmaktan, her şeye kırılmaktan kaynaklı.
Ben zamanında çok fazla kötü şeyler yaşadım hâlâ da yaşıyorum. Çok fazla derdim oldu ki giderek artıyor da ama orası ayrı. Hep çok üzüldüm, çok kırıldım zamanında ki bazen oluyor yine ara ara. Bu sebeplerden ötürü sanırım gittikçe yok oluyor duygularım. Zannımca da genelde bu sebeple çıkıyor ortaya duygusuzluk durumu. Ben hep duygularımı uçlarda yaşadım. En uçlarda yaşanan iki duygu, mutluluk ve mutsuzluk, etrafında gelişti ve diğer duygularda onlar gibi en uçta olacak şekilde döndü durdu hep bu ikisinin çevresinde diğerleri. Çok hassas olmak, benim sürekli üzülüp kırılmama sebep oldu. Bu kadar üzüntü sonrasında da birkaç ay önce duygusuzlaşmaya, hissizleşmeye başladığımı fark ettim. Her bir üzüntü, kırgınlık, gözyaşı biraz daha duygularımı alıp götürmeye devam ediyor. Çığ gibi büyüyen bu olay, en ufak bir kırgınlıkta bile kocaman parçalar alıp götürüyor benden.
Evet, duygusuzluk güç veriyor. Evet, bu sayede dış etkenler tarafından zarar görme ihtimalin en aza indirgeniyor ancak zamanda herkesten uzaklaşmanı, kendin dışındaki kimseye pek bir şey veya hiçbir şey hissetmeme durumu var oluyor. Bazen kendine bile acımıyor, sevgi hissetmiyor, bazen hiçbir şeyden mutluluk duyamamayı, güvenmemeyi ve benzeri şeyleri var ediyor. Genel anlamda hep bir şüphe, güvensizlik, soğuma tarzı şeylerle yaşamaya başlıyorsun. Bazen bir şeyler hissetme isteği yüzünden kendine eziyet ediyorsun ya da zarar veriyorsun. Hoş değil, hiç hoş değil.
Normalde çok fazla güvendiğin veya sevdiğine emin olduğun birinden bile şüphe duymaya, uzaklaşmaya, soğumaya, paranoya yapmaya sebebiyet veren duygusuzluk, her şeyden ve herkesten yavaşça uzaklaşmana sebep oluyor.
Bazen duygusuzluk yüzünden hissizleşmeye de başlıyorsun yani fiziksel hisler de kayboluyor yavaşça. Ne sıcağın sıcak olduğunu hissediyorsun ne soğuğun soğuk. İçi boş biri haline geliyor, kolayca hayatından insanları, anıları, eşyaları çıkarıveriyorsun. İstemli ya da istemsiz canını yakıyorsun bazen herkesin veya umursamıyorsun onları. Zarar veriyorsun bazen çok sevip değer verdiğin insanlara bile... Ağlasan ağlayamıyorsun çünkü donuklaşmış için. Tıkanıp kalıyorsun bu yüzden de sıpsıkışık ve sonuna kadar dolmuş olan içinle...
Öyle işte sevgili okur, tuhaf bir şey bu duygusuzluk. Karmakarışık, tatsız tuzsuz bir şey. Ruh gibi dolaşıyorsun etrafta ama aslına ruhsuzsun falan. Aslında daha çok yazılacak, anlatılacak şeyler olsa da artık gücüm ve halim kalmadı, bu yüzden bırakıyorum burada. Çok halsiz, güçsüz ve yorgunum be sevgili okur... Neyse.
Kendine çok dikkat et, tamam mı? Ben yapamadım ama sen umutla, mutlulukla ve özellikle sevgiyle kal.
Yakın zamanda, bir sonraki yazıda görüşmek dileğiyle. Hoşça kal...
11/04/2022 Pazartesi - Saat: 16.48





