İçeriğe geç

Blackwood Ormanında Kamp

Bölüm 3 · 4 dk okuma

Blackwood Ormanında Kamp

Bölüm 3

Bölüm 3 — Aynadaki Yabancı

Bölüm 3 — Aynadaki Yabancı

Akşam olmuştu.

Blackwood Kampı, gündüz olduğundan bile daha kasvetli görünüyordu.

Ağaçların tepelerini örten bulutlar, son ışıkları da yutmuştu. Kampın etrafındaki lambalar yanıyordu ama verdikleri sarı ışık, karanlığı dağıtmaktan çok daha ürkütücü hale getiriyordu.

Yemek zili çaldığında öğrenciler isteksizce yemekhaneye doluştu.

İçeriyi ağır bir yemek kokusu kaplamıştı.

Metal tepsiler sırayla uzatılıyor, görevliler tek tek yemek dağıtıyordu.

Nate tepsisini aldı.

Bir parça eti uzun uzun inceledi.

"..."

Rengi normal görünüyordu ama dokusu tuhaftı.

Çatalı batırınca lifleri olması gerekenden daha kolay ayrıldı.

Yanında bir top patates püresi...

Ve kenara iliştirilmiş yumuşamış bir dilim peynir.

Tyler burnunu buruşturdu.

"Bu et... gerçekten et mi?"

Görevli kadın donuk bir ifadeyle cevap verdi.

"Bugünün menüsü."

"Onu anladım. Ne eti?"

Kadın birkaç saniye sustu.

"...Sığır."

Tonundaki tereddüt, Tyler'ın iştahını tamamen kaçırmıştı.

"Henüz yemedim, ama midem bulanmış gibi hissediyorum."

---

Yemekhanenin her köşesinde şikâyet sesleri yükseliyordu.

"Patates püresi su gibi."

"Peynir niye sıcak?"

"Bu ete bıçak bile işlemiyor."

"Bundan sonra okul gezisine falan gelmem."

"Ben de."

"Üç kuruş ucuz diye bizi nereye getirmişler."

Öğretmen Harrison gülümsemeye çalıştı.

"Abartmayın çocuklar. Yarın daha güzel geçecek."

Arka masadan biri mırıldandı.

"İnşallah yarını görürüz."

Birkaç kişi güldü.

Ama bu kahkaha uzun sürmedi.

---

Nate sessizce yemeğini bitirdi.

Tadı...

Fena değildi.

Ama açıklayamadığı garip bir metalimsi tat ağzında kalmıştı.

Çatalını bırakırken gözleri istemsizce Ezekiel'e kaydı.

Kamp görevlisi salonun köşesinde tek başına oturuyordu.

Önünde dolu bir tabak vardı.

Fakat tek lokma bile yemiyordu.

Sadece öğrencileri izliyordu.

Onlar güldükçe gülümsüyor...

Konuştukça başını sallıyordu.

Ama yemeğine hiç dokunmuyordu.

Nate bunu fark eden tek kişi gibi görünüyordu.

"Neden yemiyor?"

---

Yemekten sonra öğrenciler kamp ateşinin etrafında toplandı.

Ortada büyükçe bir ateş yanıyordu.

Odunlar çıtırdıyor, kıvılcımlar geceye doğru yükseliyordu.

Herkes yarım daire şeklinde oturmuştu.

Bir süre marshmallow kızartıldı.

Şakalar yapıldı.

Sonra Jacob ayağa kalktı.

Yüzüne el fenerini tuttu.

Alevlerin turuncu ışığı yüzünü olduğundan daha ürkütücü gösteriyordu.

"Duyduğuma göre..."

Bilerek yavaş konuşuyordu.

"...bu ormanda kaybolan insanlar olmuş."

Öğrenciler sessizleşti.

Zach hemen sözü devraldı.

"Eskiden burada başka bir kamp varmış. Bir gece... Dört çocuk ortadan kaybolmuş."

Kızlardan biri kaşlarını çattı.

"Gerçekten mi?"

Jacob sırıttı.

"Kim bilir?"

Tyler ateşe odun attı.

"Kesin uyduruyorsunuz."

"Belki."

Jacob omuz silkti.

"Ama ilginç kısmı bu değil."

Herkes ona bakıyordu.

"Çocukların cesetleri hiçbir zaman bulunamamış."

"..."

"Sadece..."

Jacob sesini alçalttı.

"...kampın tuvaletindeki aynalarda bazen arkalarında biri görünüyormuş."

Ateş çıtırdadı.

Kimse konuşmadı.

Zach yavaşça ekledi.

"Arkana döndüğünde... kimse olmuyormuş."

Kızlardan biri ürperdi.

"Kes şunu."

Jacob kahkaha attı.

"Tamam, tamam. Ama gece tek başınıza tuvalete gitmeyin."

---

Nate içeceğinden son yudumu aldı.

Masallara pek inanmazdı.

Ama tuvalete gitmesi gerekiyordu.

Sessizce ayağa kalktı.

Tyler seslendi.

"Nereye?"

"Tuvalete."

"Hızlı dön."

Jacob sırıttı.

"Kaybolma."

Nate gözlerini devirip hızlı adımlarla yürüdü.

"İnşallah kaybolurum, ya rabb'i"

---

Kamp alanındaki ana tuvalet kalabalıktı.

Bu yüzden daha uzaktaki eski tuvalete yöneldi.

Oraya giden patika karanlıktı.

Ağaç dalları başının üzerinden birbirine sürtünüyordu.

Hışşş...

Telefonunun fenerini açmadı.

Ay ışığı yeterliydi.

Eski bina kısa süre sonra karşısına çıktı.

Kapısı yarıya kadar açıktı.

Rüzgâr estikçe...

Gıcır...

Gıcır...

diye sallanıyordu.

---

İçerisi boştu.

Eski floresan lambalar tavanda uğulduyordu.

Lavaboya yürüdü.

Musluğu açtı.

Buz gibi su ellerine aktı.

Yüzünü kaldırıp aynaya baktı.

Yorgun görünüyordu.

Birkaç damla su yüzünden aşağı süzüldü.

Tam ellerini kurularken...

Cızt...

Lambalar titredi.

Nate'in eli havada kaldı.

Bir saniye.

İki saniye.

Floresanlar yeniden yandı.

Sonra tekrar titredi.

Cızt...

"..."

Nate sessizce tavana baktı.

"Yapıcağınız tesisatı s####."

Kendi kendine konuşmuştu.

Mantıklı açıklama buydu.

Tam musluğu kapatacağı sırada...

Tak!

Bütün ışıklar söndü.

Mutlak karanlık.

Lavabodan damlayan suyun sesi yankılanıyordu.

Dam...

Dam...

Dam...

Nate olduğu yerde kaldı.

Nefes alışını yavaşlattı.

"Sakin ol. Sadece elektrik kesildi."

Yaklaşık üç saniye geçti.

Birden floresanlar yeniden yandı.

CIZZT!

Nate refleks olarak aynaya baktı.

Ve...

Kanı bir anlığına çekildi.

Aynadaki yansımasının hemen arkasında...

Uzun boylu, koyu renkli bir siluet duruyordu.

Yüzü seçilmiyordu.

Omuzları hareketsizdi.

Başını hafifçe eğmiş gibi görünüyordu.

Aralarında yalnızca bir adım vardı.

Nate'in bedeni düşünmeden hareket etti.

Kung Fu antrenmanlarının kazandırdığı refleksle ağırlığını sol ayağına verdi, anında arkasına döndü.

"Hah!"

Boşluk.

Kimse yoktu.

Tuvalet bomboştu.

Kabinin kapıları açıktı.

Pencereler kapalıydı.

Hiçbir hareket...

Hiçbir nefes...

Hiçbir ayak sesi...

Yoktu.

Nate yavaşça yeniden aynaya döndü.

Yansımasına baktı.

Arkasında artık yalnızca boş tuvalet görünüyordu.

Derin bir nefes aldı.

"Göz yanılması..." diye düşündü.

"Jacob'ın anlattığı saçma hikâyeden etkilendim."

Tam arkasını dönüp çıkacakken...

Lavabonun üzerindeki aynanın en alt köşesinde, sanki içeriden bir parmakla buğunun üzerine yeni yazılmış gibi beliren iki kelimeyi fark etti.

ARKANA BAKMA.

Nate'in gözbebekleri küçüldü.

Kemikleri tuz ve buz olmuş gibiydi.

Arkasını dönmeye tereddüt etti, ağırlığını sol ayağına verdi ve başını omzunun üstünden çevirerek arkasına doğru dönerek bir tekme attı.

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.