İyi okumalar!
▪
Eve varmıştım.
Kucağımdaki beden ile odama girip onu nazikçe yatırmıştım.
Her ne kadar dışarıdan yarası olmadığı gözükse de belli olmazdı. Hareketlerimde yavaş olmalıydım.
Üstüne eğildiğim bedenden geri çekilip derin bir nefes aldım.
Öncelikle üstündeki paltodan kurtulmalıydım.
Dolabıma yönelip bulabildiğim bol giysilerden alıp dönmüştüm tekrar.
Yüzünü incelediğimde sayıklamayı bıraktığını fark ettim. Yüzünü gereğinden fazla incelediğimi fark ettiğimde hemen toparlandım.
Elimdeki pijamayı dikkatlice bacaklarından geçirip paltonun altından iyice çekiştirdim. Üstüne eğildiğim için bir süre çıplak karnıyla bakıştım. Bu kadar pürüzsüz olması normal miydi? Eğer alsaydı bunun izi olurdu.
Ahh! Ne düşünüyordum öyle. Bundan sanane dimi.
Kalçasından geçirirken zorlandığımı düşünmemeye çalıştım.
İşimi bitirdiğimde hemen geri çekildim.
İç çamaşırı giydirmedim çünkü her ne kadar temiz olsalarda yabancı biri olduğum için rahatsız olabilirdi. Yarın ona yenisini alırdım.
Paltoyu alıp koltuğa fırlatmıştım. Üst vücudunda herhangi bir yara yoktu. Umarım kırık çıkık da yoktur. Olsaydı görünürdü herhalde.
Tişörtü elime alıp boğaz yerine kadar topladım. Biraz genişletip kafasından geçirdim. Vücudunu biraz havalandırıp geri kalanı da giydirdim. Bir nevi kollarımda durduğu için bir tuhaflık fark ettim. Ondan mı geliyor diye saçlarına burnumu yakınlaştırıp koklamıştım.
Evet, yanlış düşünmemiştim. Çilek kokuyordu.
Şaşkınlığımı hızlıca üzerimden atmıştım. Bedeni yavaşça geri bırakıp, saçlarının tekrar beyaz yastıkta dağılmasını sağladım.
Saçma bir merak sarmıştı bedenimi. Acaba sadece saçlarından mı geliyordu. Yolda bulup kucağıma aldığımda endişe ve telaştan hiç fark etmemiştim.
Kötü bir şey yapmıyordum sonuçta.
Yataktaki bedenin üzerine eğilip kokusunu almaya çalıştım. Gelmeyince biraz daha eğildim. Yataktan destek alıp boynuna eğilince almıştım. Çilek tarlası gibi buram buram çilek kokuyordu. Tüylerim diken diken olmuştu. Gözlerimi kapattığımı fark edince hemen geri çekilmiştim.
Şu saçma davranışlarımı acil kesmem gerekiyordu. Ne yapıyordum ben? Ne olmuş yani en sevdiğim meyve kokuyorsa. Parfümün kokusudur.
Biraz daha geri çekilip ne yapmam gerektiğini düşünmeye çalıştım.
Şuan yolun kenarında baygın bulduğum çocuk benim yatağımda, benim kıyafetlerimle yatıyordu.
Rahat olsun diye bol giydirmiştim ama anlaşılan ona fazla bol gelmişti çünkü içinde kaybolmuştu.
Saat geç olmuştu.
Yüzünü incelerken gerçekten de sandığımdan daha fazlası olduğu kesindi. Yaşı yirmilerinde gibiydi.
Yüzündeki yaraya mikrop kapmasın diye yara bandı yapıştırdım. buna rağmen kusursuz duruyordu.
Aklımdaki düşüncelerimi algıladığım gibi def etmiştim. Yorgunluğuma veriyordum. İnsan yorulunca düşünemez olurdu. Işığı da kapatarak odadan çıkmıştım.
Çok yorgundum. Gözlerim yanıyordu. Bütün kemiklerim sızlıyordu.
Salona gelir gelmez kendimi geniş ve rahat koltuğuma atmıştım. Sadece birazcık kestirmeye ihtiyacım vardı, birazcık.
***
Yüzümde hissettiğim nefesle huylanmış ve olduğum yerde biraz kıpırdanmıştım. Dudağımın altında hissettiğim hafif dokunuş ile aniden gelen refleksle o temasın sahibini yakalamış ve gözlerimi aralamıştım.
Doğrulduğum gibi elimdeki bileğin sahibine sinirle bakmıştım.
Odamda yattığını düşündüğüm çocuk korku dolu gözlerle, yerde bana bakıyordu.
Ben aniden böyle bir harekette bulunduğum için korkmuş olmalıydı ki yerde olmasına rağmen kendini geriye doğru çekiştiriyordu ama bileği ellerimde olduğu için bunu yapamıyordu.
"B-bırak elimi."
Titrek sesini duyduğum an henüz uyanmamış beynim işlevini tamamen kaybetmiş, çatılı kaşlarım hayretle gevşemişti.
Ses tonu duyduğum en güzel şarkıların harmanlanmış hali olabilirdi. Derin ve bir o kadar da nazik geliyordu kulağa. Sabahın erken saatleri olduğu için mi bu kadar derinden geliyordu orasını anlayamamıştım.
Kolunu kurtarmak için avcumun içinde ki bileğini döndürmeye çalıştığında ağzından acılı bir inilti kaçmıştı. O saniyede beynimdeki nöronlar uyanmış olacak ki hemen elini bırakmıştım. Sıktığımın bilincinde değildim.
Anlaşılan cildi çok hassastı çünkü parmaklarımın tuttuğu yer kızarmıştı.
Bu çocuğun üstümde bıraktığı etkiyi anlamıyordum. Daha önce böyle bir duygu karmaşası yaşamadığıma emindim oysaki.
Beni düşüncelerimden sıyıran şey çocuğun elini kurtardığı gibi bileğini tutarak geri çekilmesiydi. Gözlerinde korku vardı. Acaba çok mu acıtmıştım.
Beni yanlış tanımaması için aklıma gelen ilk kelimeleri aceleyle sıralamıştım.
"Ben üzgünüm, niyetim sana zarar vermek değildi. Sen yüzüme dokununca... ben...refleksle oldu yani."
İlk defa böyle şeyler yaşıyordum. İncitme korkusu ve kendini açıklayamama...
Düzgün kuramadığım cümlelerimi duyduğu an yüzünde açıkça belli olan bir gevşeme oluşmuştu. Gözlerinde ki korkunun kırıntısı dahi kalmamıştı. Buna sevinmiştim.
"Dudağının altında küçük bir ben var. Sadece çok sevimli durduğu için dokunmak istemiştim."
Önce gözleriyle gösterdiği dudaklarıma bakıp sonrada cümlesini bitiren çocuğa hayret ve donmuş gözlerle bakmıştım.
Ne diyeceğimi kesinlikle bilmiyordum.
"B-ben...şey, teşekkür ederim. Sorun değil, kızmadım."
Nasıl bir cevap vereceğimi bilememiştim. Bu durum beni sinirlendirmekten başka hiç bir şey yapmıyordu.
"Sen iyisin değil mi? Ne zaman uyandın? Bir yerin acıyor mu?"
Sesimi duyduğunda kafasını kaldırıp, hafif gülümsemişti. Simsiyah gözlerini benimkilerle buluşturmuştu.
Peş peşe sorduğum sorularım ile onu üstün körü süzmüştüm. Bir yerine bir şey olmuş mu diye bakmıştım ama içinde kaybolduğu ve sadece ayak parmaklarının gözüktüğü kıyafetlerimin arasında ne kadar inceleyebilirdim ki. Artı bir de ben normal bedenimden de bol giyindiğim için haliyle onun üstüne çuval gibi durmuştu. Tatlı bir görüntüydü.
Sesini duymamla gözlerimi daldığım tatlılıktan ayırıp tekrar siyahlıklarına bırakmıştım.
"Uyanalı çok olmadı. İyiyim, teşekkürler. Herhangi bir yerim de ağrımıyor."
Cümlesini bitirdiğinde gözleri tekrar aşağılarıma kaymıştı. Dudağıma mı çeneme mi yoksa boynuma mı bakıyordu kesinlikle anlamıyordum. Bense gözlerimi kuytularından alamıyordum.
O an gözlerindeki ışıkların an be an açıldığına şahit olmuştum. Onun yerine hiç anlamlandıramadığım sarı pırıltılılar oluşmuştu. Gözleri sararmıştı ama içinde karanlığın tehlikeli tonlarını bulunduruyordu. Bu mümkün müydü?
Buna sevinmeli miydim yoksa korkmalı mıydım kesinlikle bilememiştim ama yüzüme korkarak bakmasından iyidir diye düşünmüştüm.
Bakışları derinlik kazanmıştı, üstüne bir de derin bir şekilde yutkunmuştu. Sanki...susamış gibi!!
Kendimi çok tuhaf ve rahatsız hissettiğim için ensemi kaşıyarak bakışlarımı kaçırmıştım. O anda o da bal rengine harmanlanmış delici bakışlarını benden çekip, zemine çevirmişti.
Ortamdaki gerilimden kesinlikle hoşlanmamıştım. Karşımdaki kişi daha ismini bile bilmediğim bir yabancıyken hemde.
Ben o anda onun beni sorguya çekeceğini ve sormasını beklediğim soruları düşünmeye başlamıştım.
Sen kimsin?
Burada ne işim var?
Buraya nasıl geldim?
Bana ne oldu?
Niye üstümde kendi kıyafetlerim yok?
Burası neresi?
Kendi kıyafetlerim nerede?
Kaç saattir burdayım?
Üstümdeki kıyafetler kimin?
Beni kim giydirdi?
Kıyafetlerin kime ait olduğunu sormuş muydum?
Çilek kokmamın nedeni şu bu... vb.
Ama o hiç birini sormamıştı, aksine sanki başına gelenler çok normalmiş gibi rahat ve masum bir şekilde hiç beklemediğim bir şey sormuştu.
"Açım. Et var mı acaba?"
***
"Bana ismini söylemeyecek misin?"
Sorduğum soruyla dikkati bir saniyeliğine dağılmış olsada hemen geri toplamıştı. Büyük bir iştahla önündeki yemeği yiyordu. Onun adına üzülmüştüm. Kim bilir kaç gündür açtı. Çok olmasa da zayıftı zaten. Tek anlayamadığım şey kahvaltı yerine sabahın köründe nasıl et yiyebiliyordu. Ben bir kahve dışında hiç bir şey yiyemiyordum.
Aç olduğunu tahmin ettiğim için, ona dolaptan 2 porsiyonluk et çıkarıp yapmıştım. O bedeniyle bitireceğini kesinlikle düşünmüyordum ama o beni şaşırtmayı başarmıştı çünkü önündeki tabağının hepsini bitirmişti.
Ardından diliyle dudaklarının üstünde kalan sosu yalamıştı. Bu hareketi dikkatimi dağıtıp oraya bakmama sebep olmuştu. O ise kafasını kaldırıp uzun süre sonra tekrar kavuştuğu siyahlıklarını yüzüme çevirmişti. Şu göz olayına hala anlam verememiştim orası ayrı. Büyük ihtimalle şu meşhur renk olan ela rengiydi. O renk tonu açılıp kapanıyormuş. Her ne kadar tuhaf gelse de... Hala dudaklarına baktığımı fark edince hemen toparlanmıştım.
Gözlerimi pembeliklerinden çekip karalarına çevirmiştim. Bilinçsizce yutkunmuştum.
Bana ne oluyordu? Acilen kafamı toparlasam iyi olacaktı!
Hemen sonrasında söylediği şeyle olduğum yerde kalmıştım.
"İsmim Taehyung."
▪︎
Bölüm Sonu!

