İçeriğe geç

BL/ Kölen bile olurum

Bölüm 24 · 4 dk okuma

BL/ Kölen bile olurum

Bölüm 24

Boks maçı

Bugün okulda herkes aynı şeyi konuşuyor.

“Demir’in maçı var.”

“Gerçek boks maçı mı?”

“Evet.”

Ben ilk duyduğumda çok ciddiye almıyorum.

Ta ki Demir’i soyunma odasına giderken görene kadar.

Üzerinde spor çantası.

Yüzü ciddi.

Normal Demir yok.

Yanına gidiyorum.

"Sen gerçekten maça mı çıkıyorsun?"

"Evet."

"Niye söylemedin?"

"Söyleyecektim."

"Ne zaman?"

"Şu an söylüyorum."

Ben ona bakıyorum.

Biraz sinirleniyorum.

"Demir bu ciddi bir şey."

"Biliyorum."

Bir an sessiz kalıyorum.

Sonra daha alçak sesle:

"Yaralanırsan?"

Demir gözlerime bakıyor.

Sonra çok sakin:

"Sen burada ol."

Ben donuyorum.

"Ne?"

"Seyret."

"Demir…"

"İyi olur."

Salon kalabalık.

Arkadaş grubu bağırıyor.

“DEMİR!”

“YIK ONU!”

Ben kenarda duruyorum.

Kalbim hızlı atıyor.

Maç başlıyor.

Demir ringde.

Bambaşka biri gibi.

Ciddi.

Odaklanmış.

Rakip saldırıyor.

Demir karşılıyor.

Bir darbe geliyor.

Ben istemsizce irkiliyorum.

"Demir…"

Yanımdaki biri:

"Merak etme, iyi."

Ama ben yine de geriliyorum.

İkinci raunt.

Rakip sert geliyor.

Demir bir an geri gidiyor.

Ben nefesimi tutuyorum.

Sonra Demir toparlanıyor.

Bir hareket.

Bir hamle.

Rakip sendeleyip geri düşüyor.

Salon bir anda bağırıyor.

Ben de fark etmeden ayağa kalkıyorum.

"DEMİR!"

Demir bana bakmıyor bile.

Odaklanmış.

Son gong.

Maç bitiyor.

Demir kazanıyor.

Salon patlıyor.

Arkadaş grubu çığlık atıyor.

Ama ben sadece Demir’e bakıyorum.

O da beni görüyor.

Ve ilk kez yüzündeki o sert ifade yumuşuyor.

Maç bitiyor.

Salon yavaş yavaş boşalıyor.

Ben hâlâ Demir’e bakıyorum.

O ringden iniyor.

Omzunu hafif oynatıyor.

Yüzünde küçük bir ifade var.

“Bir şey yok” ifadesi.

Ama ben onu biliyorum.

Yanına gidiyorum.

Direkt önüne geçiyorum.

"Dur."

Demir duruyor.

"Bitti mi?"

"Bitti."

"İyi misin?"

"İyiyim."

"Yalan."

Demir kaş kaldırıyor.

"Niye yalan olsun?"

Çantayı omzundan alıyorum.

Sonra ona daha yakından bakıyorum.

"Bir yerin ağrıyor."

"Yok."

"Ellerin titriyor."

"Yorgunluktan."

"Omzun sert."

"..."

Demir susuyor.

Ben hemen devam ediyorum:

"Neren ağrıyor?"

Demir bir saniye bakıyor.

Sonra iç çekiyor.

"Biraz kolum."

"Biraz mı?"

"Tamam biraz fazla."

Ben hemen ciddileşiyorum.

"Niye söylemedin?"

"Önemli değil."

"Demir."

"Ne?"

"Bu önemli."

Demir gözlerini kaçırıyor.

"İyiyim dedim ya."

Ben elini tutuyorum.

Daha dikkatli bakıyorum.

"Buraya mı vurdu?"

"Evet."

"Buraya mı?"

"Evet."

Ben kaşlarımı çatıyorum.

"Sen nasıl 'iyiyim' diyorsun?"

Demir hafif gülümsüyor.

"Sen bakınca daha iyi oluyorum zaten."

Bir an donuyorum.

Sonra hızlıca toparlanıyorum.

"Saçmalama."

"Saçmalama değil."

Ben derin nefes alıyorum.

Yürürken koluna hafifçe dokunuyorum.

"Çok mu acıyor?"

"Biraz."

"Dayanıyor musun?"

"Sen yanımdayken daha kolay."

Ben yine susuyorum.

Çünkü bu cümleler bana fazla geliyor.

Demir ise gülüyor.

"Kontrol ediyorsun beni resmen."

"Ediyorum."

"Neden?"

Bir an duruyorum.

Sonra net söylüyorum:

"Çünkü benimsin."

Demir bir an duruyor.

Sonra hafifçe gülümsüyor.

Maçtan sonra Demir biraz sessiz.

Ben de onunla birlikte evine gidiyorum.

Kapıyı açıyor.

"İçeri geç."

"Tamam."

Oturma odasına geçiyoruz.

Demir koltuğa çöküyor.

Omzunu oynatınca hafif yüzünü buruşturuyor.

Ben hemen yanına oturuyorum.

"Bakayım."

"Emre, iyiyim dedim."

"Bakayım dedim."

Demir iç çekiyor ama itiraz etmiyor.

Ben kolunu dikkatlice tutuyorum.

"Buraya mı vurdu?"

"Evet."

"Burada mı ağrı var?"

"Biraz."

Kaşlarımı çatıyorum.

"Çok mu?"

Demir bana bakıyor.

"Sen bakınca geçiyor."

Ben gözlerimi deviriyorum.

"Demir."

"Ne?"

"Bunu her seferinde diyorsun."

"Çünkü doğru."

Bir an susuyorum.

Sonra yumuşuyorum.

"Tamam, ama yine de dikkat edeceksin."

"Tamam."

Bir süre sessiz oturuyoruz.

Ben mutfaktan buz getiriyorum.

"Al."

Demir bana bakıyor.

"Bunu gerçekten yapıyor musun?"

"Evet."

"Evde bana bakım servisi açtın."

"Sus ve tut."

Demir gülüyor ama alıyor.

Sonra birden kapı açılıyor.

Demir’in annesi içeri giriyor.

Bizi görüyor.

Bir saniye bakıyor.

"Demir?"

"Evet anne."

"Boks maçından geldin değil mi?"

"Evet."

Annesi bana bakıyor.

Sonra Demir’e.

"Yenildin mi?"

Demir:

"KAZANDIM."

Annesi:

"Tamam o zaman sorun yok."

Ben:

"..."

Demir:

"..."

Annesi bana dönüyor.

"Emre, iyi bakıyorsun ona."

Ben:

"Ben sadece—"

Annesi:

"Senin yanında daha sakin."

Demir bana bakıyor.

Küçük bir gülümseme.

Ben içimden:

"Bu ev beni tamamen sahiplendi."

Demir koltukta uzanıyor.

Maçtan sonra hâlâ biraz sessiz, biraz yorgun.

Ben yanında oturuyorum, koluna bakıyorum.

"Buz iyi geldi mi?"

"İyi."

"Yalan."

Demir hafif gülüyor.

"Biraz iyi geldi."

"İşte bu daha doğru."

Bir süre sessiz kalıyoruz.

Televizyonda bir şeyler açık ama ikimiz de bakmıyoruz.

Sonra Demir yavaşça hareket ediyor.

Dönüyor.

Kafasını bana doğru uzatıyor.

"Ne yapıyorsun?"

"Hiç."

Ve hiç düşünmeden kafasını kucağıma koyuyor.

Ben bir an donuyorum.

"Demir…"

"Hm?"

"Rahatsız mısın?"

"Hayır."

Sessizlik.

Ben aşağı bakıyorum.

O gözlerini kapatıyor.

Sanki en normal şey buymuş gibi.

Ben istemsizce fısıldıyorum:

"Çok acıyor mu?"

"Artık az."

Bir süre sonra ekliyor:

"Sen buradayken daha az."

Ben saçlarını hafifçe kenara itiyorum.

"Abartma."

"Abartmıyorum."

Ben gözlerimi devireceğim ama yapamıyorum.

Çünkü o an…

Gerçekten sakin.

Gerçekten güvende gibi.

Kapıdan annesi sesleniyor:

"Demir iyi misin?"

Demir gözlerini açmadan cevap veriyor:

"İyiyim anne."

Annesi:

"Emre yanında mı?"

Ben:

"Evet."

Annesi:

"O zaman iyisin."

Ben:

"..."

Demir hafif gülüyor.

Ben de istemeden gülüyorum.

Sonra tekrar sessizlik oluyor.

Demir hâlâ kucağımda.

Ve bu kez kimse bunu garip bulmuyor

Bölüm sonu

1 yorum