Teneffüs zili çalıyor.
Koridora çıkıyorum.
Aslında tek amacım kantine gitmek.
Sonra görüyorum.
Demir.
Bir kızla konuşuyor.
Hem de gülüyor.
Ben duruyorum.
Kantin mi?
Boş ver.
Su mu?
Boş ver.
Hayatım mı?
Boş ver.
Direkt yön değiştiriyorum.
Demir'in yanına doğru yürüyorum.
Hayır.
Yürüme değil.
Görev bilinciyle ilerliyorum.
Kız bir şey anlatıyor.
Demir gülüyor.
Ben daha hızlı yürüyorum.
Demir beni görüyor.
Yüzünde "Eyvah" ifadesi oluşuyor.
Çünkü beni tanıyor.
Ben gidip Demir'in tam yanına dikiliyorum.
Dip dibine.
O kadar yakınına ki kız bile şaşırıyor.
"Merhaba."
Kız:
"Merhaba?"
Ben Demir'e dönüyorum.
"Ne yapıyorsun?"
"Konuşuyorum."
"Onu görüyorum."
Demir dudaklarını ısırıyor.
Gülmemeye çalışıyor.
Bu daha da sinir bozucu.
Ben kolumu Demir'in koluna doluyorum.
"Kantine gidiyorduk."
Demir:
"Gidiyor muyduk?"
"Şimdi gidiyoruz."
Demir artık yüzünü başka tarafa çeviriyor.
Kesin gülüyor.
İki dakika sonra Demir'in arkadaş grubunu buluyorum.
Bana bakıyorlar.
Sonra Demir'e.
Sonra tekrar bana.
Birisi:
"Vay be."
"Ne?"
"Demir nefes alsa bu kadar sahiplenilmez."
"Sus."
Başka biri:
"Emre kardeşim, çocuğu GPS'le mi takip ediyorsun?"
"Hayır."
"Demir'i gördüğün an ışınlandın."
"Abartıyorsun."
"Hayır, biz de gördük."
Öğle arasında yine aynı kız geliyor.
Ben uzaktan görüyorum.
Demir de görüyor.
Kız tam yanına yaklaşacakken...
Ben de yaklaşıyorum.
Demir:
"Emre."
"Efendim?"
"Hayır."
"Ne hayırı?"
"Yapma."
"Ne yapmayayım?"
Kız bize bakıyor.
Demir bana bakıyor.
Ben Demir'e biraz daha yaklaşıyorum.
Arkadaş grubundan biri uzaktan bağırıyor:
"DEMİR, SEVGİLİN SAVUNMA MODUNA GEÇTİ!"
Bir diğeri:
"TEHLİKE SEVİYESİ KIRMIZI!"
Ben:
"SUSUN!"
Ders çıkışında Demir beni yakalıyor.
Koridor boş.
Birden önümde duruyor.
Kollarını bağlıyor.
"Bitti mi?"
"Ney?"
"Kıskançlık krizin."
"Kriz değildi."
Demir kaş kaldırıyor.
"Kızla konuşurken üç kez yanımıza geldin."
"Tesadüf."
"Dört kez."
"Tesadüf."
"Beş kez."
"..."
Demir sırıtıyor.
Ben yüzümü çeviriyorum.
Sonra dayanamayarak soruyorum:
"O kız kim?"
Demir iki saniye bana bakıyor.
Sonra:
"Kuzenim."
Kuzenimi? Ben yok olmak istiyorum.
Demir'in kuzeni olduğunu öğrendiğim an bütün gururum yerle bir olmuştu.
Ben ise kaçmaya çalışıyordum.
Tam dönecekken Demir bileğimden tuttu.
"Dur."
"Hayır."
"Dur."
"Hayır."
"Emre."
"Ne?"
Demir bana bakıyor.
O sinir bozucu sırıtışı yüzünde.
Kesin eğleniyor.
Hem de çok.
"Sen beni mi kıskandın?"
Kalbim duruyor.
"Ne?"
"Beni mi kıskandın?"
"Hayır."
"Yalan."
"Değil."
"Emre."
"Ne var?"
Demir bir adım yaklaşıyor.
"Koridorun öbür ucundan koşarak geldin."
"Koşmadım."
"Koştun."
"Yürüdüm."
"Emre, olimpiyat sporcusu gibi geldin."
Ben yüzümü çeviriyorum.
Demir hâlâ sırıtıyor.
"Bir de koluma yapıştın."
"Yapışmadım."
"Yapıştın."
"Destek alıyordum."
"Durduk yere mi?"
"Belki."
Demir artık gülmemek için dudağını ısırıyor.
Ben ise utanmaktan yok olmak istiyorum.
Sonra birden:
"Demir."
"Hm?"
"Bu kadar mutlu olma."
"Neden?"
"Çünkü sinir oluyorum."
"O zaman doğru."
"Ney doğru?"
Demir gözlerimin içine bakıyor.
"Kıskandın."
Sessizlik.
Ben tavana bakıyorum.
Yere bakıyorum.
Duvara bakıyorum.
Her yere bakıyorum.
Demir'e bakmıyorum.
Çünkü cevabı biliyor.
Sonunda iç çekiyorum.
"...Biraz."
Demir'in yüzü aydınlanıyor.
"Biraz mı?"
"Tamam."
"Küçük bir miktar?"
"Demir."
"Ne?"
"Sus."
"Ne kadar?"
"Demir."
"Ne kadar?"
"Çok."
Bir saniye sessizlik oluyor.
Demir'in gülümsemesi yumuşuyor.
Bu sefer benimle dalga geçmiyor.
Sadece bana bakıyor.
Sonra alçak sesle:
"Hoşuma gitti."
"Ne?"
"Beni kıskanman."
Yüzümün yandığını hissediyorum.
"Sen çok garipsin."
"Olabilir."
"Normal insanlar böyle mutlu olmaz."
Demir omuz silkiyor.
"Ben normal değilim."
Sonra hafifçe elimi tutuyor.
"Merak etme."
"Neyi?"
"Benim gözüm senden başkasını görmüyor."
Bir an ne diyeceğimi bilemiyorum.
Sonra utanmamak için hemen başka tarafa bakıyorum.
Demir ise gülüyor.
Belimden Tutup beni nazikçe duvara yasladı. Bir elini duvara yasladı. Bana yaklaştı ama durdu. Sanki izin istiyordu. Boynunu tutup kendime çektim.

"Bak, şimdi de kızardın."
"Demir."
"Hm?"
"Sana küstüm."
"Yalan."
"...Biraz."
