Bir sonraki derste Mert yanıma geldi.
Elinde küçük bir papatya vardı.
"Eee..." dedi sessizce.
"Noldu?"
Mert etrafına baktı.
Sonra çiçeği bana uzattı.
"Bunu gördüm de... sevdiğini biliyorum."
Gülümsedim.
"Teşekkür ederim."
Mert de gülümsedi ama bir yandan da sınıfın kapısına bakıyordu.
"Sadece şey... yanlış anlama."
"Neyi?"
"Demir görürse yine saçma bir şey der diye düşündüm."
Tam o sırada arkamızdan bir ses geldi.
"Görürse ne olurmuş?"
İkimiz de döndük.
Demir kapıda durmuş bize bakıyordu.
Mert'in yüzü düştü.
"Hiç."
Demir yanımıza geldi.
"Ne veriyordun?"
Mert çiçeği gösterdi.
"Çiçek."
Demir birkaç saniye baktı.
Sonra kaşlarını çattı.
"Niye gizliyordun?"
Mert hemen cevap verdi.
"Çünkü senden çekiniyorum."
Sınıf sessizleşti.
Demir'in yüzü gerildi.
Bir an sinirlenmiş gibi göründü.
Sonra Mert'in çantasını alıp başka sıraya fırlattı.
"Tamam."
"Demir!" dedim.
Hiç hoşuma gitmemişti.
Demir benim yanımdaki boş sandalyeye oturdu.
Mert şaşkınlıkla ona baktı.
Sonra başını salladı.
"Eski Demir geri geldi galiba."
Bu söz üzerine ben ayağa kalktım.
"Hayır."
İkisi de bana baktı.
"Eski Demir insanların eşyalarını alıp istediği yere koyardı."
Demir'in yüzündeki ifade değişti.
"Emre..."
"Hayır, dinle."
Sınıf tamamen sessizdi.
"Mert bana çiçek verdi diye ona böyle davranamazsın."
Demir birkaç saniye konuşmadı.
Sonra derin bir nefes aldı.
"Haklısın."
Mert şaşırdı.
Ben de biraz şaşırmıştım.
Demir ayağa kalktı.
Çantayı gidip aldığı yere geri koydu.
Sonra Mert'e döndü.
"Özür dilerim."
Mert gözlerini kırpıştırdı.
"Gerçekten mi?"
"Şansını zorlama."
Sınıftan birkaç kişi şaşkınlıkla birbirine baktı.
Demir eskiden kolay kolay özür dilemezdi.
Demir tekrar bana baktı.
"Bir an sinirlendim, sana çiçek verdiğini ve gizli gizli verdiğini görünce kendime engel olamadım."
Ben kollarımı kavuşturdum.
"Belli oldu."
Demir mahcup bir şekilde başını kaşıdı.
Mert ise yavaşça gülümsedi.
"Tamam."
Sonra bana dönüp çiçeği tekrar uzattı.
"Al o zaman."
Bu kez gülerek aldım.
Demir de sıraya oturup homurdandı:
"Yine de papatyadan daha güzel bir çiçek bulabilirdin."
Mert güldü.
"Bak, biraz önceki özrünü boşa çıkarma."
