İçeriğe geç

Biz Bize Yeteriz (Döngü Serisi 2)

Bölüm 2 · 13 dk okuma

Biz Bize Yeteriz (Döngü Serisi 2)

Bölüm 2

1. Bölüm

Samet dolu gözlerini sildikten sonra kekeleye kekeleye lafa girdi.

"O-otelimize hoş geldin Alperen..."

Alperen... Alperen'di bu çocuk.

Yıllar önce ki abimizdi bu çocuk.

"Merhabalar ben Ada Sönmez. Diğer adımla İnci Göz." deyince Alperen'e elimi uzatmıştım. Diğer elimle yanımda ki Yusuf'u cimcikledim. "Ha." dedi yalandan gülmesiyle. Yusuf'un hareketiyle herkes güldü. "Ona herkes İnci Göz der." dediğinde yalandan gülmeye devam ediyordu.

Alperen bir anda "İnci Göz mü?" diye sorduğunda gözlerim dolu başımı salladım. "Ada?" dediğinde gözleri dolmuştu. Bir anda bana sarıldığında bende ona sarıldım. "Nerdesin be oğlum... Çok özlettin be..." derken ağlıyordum. Bizimkilerin arasında kiminin gözleri dolmuş, kimisi ağlıyor, kimisi gözleri dolmuş gülüyordu.

"Özür dilerim..." dediğinde sarılmayı bıraktım ve gözlerimi sildim. Gülümsemeye çalışıp Yusuf'u gösterdim. "Bu Yusuf."

Alperen Yusuf'a sarılırken ben Yusuf'un yanında ki Çağrı'yı gösterdim. "Bu da Çağrı. Seninkinin abisi hatırlarsın."

Alperen Yusuf'la sarılmayı bırakınca surat ifadesi soru doluydu. Yusuf ise yalandan gülümsüyordu. Göz göze geldiğimizde hemen bakışlarını kaçırmıştı.

Ne dönüyordu burada?

Gülümsediğinde Çağrı'ya elini uzattı. Çağrı elini tutunca sertçe onu kendine çekti.

"Hatırlamaz mıyım? Baş Belası!" diye dolu gözlerle sesini yükselttiğinde Çağrı Alperen'in sırtına vurdu.

Çağrı'nın yanında ki Bahar'ı gösterip "Bu da Bahar. Sevgilisi olur."

Alperen'le sarılmayı bırakmış Çağrı aniden bana dönüp yalandan öksürdüğünde yanakları kızarmış Bahar'a baktım. "Ne, değil misiniz?" dediğimde Çağrı kaşlarını havaya kaldırdı. "Yuh be Çağrı! Hala açılmadın mı şu kıza!?" diye bağıran Görkem'e Alperen kahkaha atmış, Çağrı homurdanmıştı.

"Bu kesin Görkem." diyen Alperen'e

Görkem gülerek "Herhalde oğlum başka kim olacaktı?" diyerek yanıt verdi.

Ardından el sıkışıp sarıldılar. Alperen Bahar'a dönüp "Ben Alperen, yenge."

dediğinde Bahar kızaran yanaklarda başını salladı. "Bende Bahar, Alperen."

Alperen aniden Çağrı'ya dönüp "Ben hep ne dedim? 'büyüyünce öğrenirsin' " Çağrı bir anda Alperen'e vurunca biz kıkırdamaya başlamıştık.

Bir anda "Eee Fatih?" diye soran Alperen'in karşısında yüz asan suratlar vardı. Yusuf'sa göz devirmişti.

"Yok mu o?" diye soran Alperen, olmadığını anlayınca suratı asılmıştı.

"Ben varım oğlum Samet!" diye bağıran kişi resepsiyon masasının yanından gelen mutlu Samet'di. Alperen gülerek Samet'e sarıldıktan sonra Alperen Çağrı'ya dönüp "Eee Ceylan?" diye sordu. Herkes sırıtmaya başlamıştı. "Ara!" diye bağıran Bahar'a karşılık gülmüştük.

Çağrı hızla telefonu çıkartıp Ceylan'ın numarayı çaldırdı. Ceylan'ın sesini dışarıya veren Çağrı ekibi susturup lafa girdi.

"Alo abicim?"

"Yine ne var abi! Yiğit'le önemli bir mesele

konuşuyorduk!

"Yiğit'le anca yemek konuş sen!"

Hepimiz kıkırdarken Yusuf bizi susturdu.

"Abicim işi gücü bırakıp otele gelmen lazım acil!"

"Noldu abi?"

"Birşey yok abicim. Hızlı gel ve girişte otur bizi bekle."

******

Çağrı telefonu kapattıktan on dakika sonra Ceylan gelmiş. Alperen'se Ceylan gelene kadar üstünü değişmiş, odasını öğrenmişti.

En son hepimiz bir yerlere saklanıp Alperen'i otelin girişinden uzakta ki otelin ortasında kalan koltuklara oturturduk.

Ceylan otele girdiğinde telefonu eline almış birini aramıştı fakat telefon açılmamıştı. Tahmini olarak abisini aramıştı. Alperen'in önünde ki koltuklardan birine oturup etrafa bakındıktan sonra Alperen'i görmüş olacak ki lafa girdi.

Ceylan;

Oteli süzdükten sonra karşımda oturan çocuğa baktım.

Alperen...

"Alperen?" dediğimde çocuk telefondan başını kaldırıp bana dönmüştü. "Ceylan?" dediğinde telefonunu kapatıp yanına koymuş bana odaklanmıştı.

"Senin burada ne işin var?" diye sorduğumda "Bir arkadaşımı bekliyorum. Senin burada ne işin var?" diye sorduğunda "Abim burada çalışıyor da abimi bekliyorum." dediğimde gülümseyip başımı sallamıştı. Ayağa kalkıp "Ceylan..."

diye mırıldandığında başım salladım. "Evet?" dedim soru sorar gibi. "Ben Alperen Altan. Eski sevgilin." dediğinde bir anda şoka girdim.

Biliyordum!

Heyecanla ayağa kalktığımda sarılacakken geri çekildim. "Şey... Sarılayım mı? Sevgilin falan var mı?"

Alperen kollarını açtığında koşarak ona sarıldım. "Seni çok özledim." dediğinde saçlarımı okşuyordu. "Bende seni Alperen!" diye sesimi yükselttiğimde bizimkiler tek tek bir yerlerden çıkmaya başladı. "Ben size dedim Alperen ölse evlenmemiş, Ceylan'ı unutmamıştır diye! Değil mi Yusuf?!"

Yusuf bunu söyleyen Çağrı'ya göz devirdi.

Elleri belinde duran adama Ada "Siz çok kabasınız! Durduk yere insanlara soğuk yapıyorsunuz! Şimdi niye durduk yere göz devirip aranızı bozuyorsunuz ki?!" diye sesini yükselterek cevap verdi. Yusuf'sa ağır adımlarla Ada'ya döndü. Sinirli gözüküyordu. "O soğuğu sana yapmadığıma dua et."

Ada "Mümkünse, lütfen, Allah için o soğuğu bana da yapın! Lütfen!" diye sesini yükselttiğinde Yusuf Ada'ya yaklaştı. "Niye?"

"Çünkü sizi istemiyorum!"

"Ben seni istiyorum ama." dediğinde herkes birbirine döndü. Herkes sinsi sırıtırken Yusuf Ada'ya yaklaşmıştı bile.

"Ben istemiyorum!"

"Öyle mi dersin?"

"Evet! Mümkünse uzaklaşın benden!"

"İyi. Senden uzak duracağım."

"Bir zahmet Maydanoz Bey. Şu durumda bile keyfimi kaçırıyorsunuz!"

Gülümsemek için kendini zor tutan Yusuf'un, Ada'yla olan ilişkisini izliyordu herkes.

"Benimde, şu inatçılığın keyfimi kaçırıyor Ada."

"Beni sizden uzaklaştıracaksa kaçırsın lütfen."

Nefretle karışık sırıtan Yusuf, "Hastayken öyle demiyordunuz hanımefendi." dediğinde Ada sertçe yutkundu.

"O- o ayrıydı!" diye sesini yükselttiğinde Yusuf "Öyle olsun prenses." dedi ve Ada'dan uzaklaştı.

Ada Yusuf'un ensesine vurup "Bana prenses falan deme!" diye sesini yükseltince Yusuf bir anda refleks olarak elini kaldırıp Ada'ya döndü. Eli havada Ada'yla bakışan Yusuf'a Ada, "Napacaksın! Vuracak mısın? Vur!" diye bağırarak yanıt verdi. "Refleksti..." diyip Yusuf hızla elini indirdi.

"Sana vurmam Ada. Bunu biliyorsun."

"Az önce?"

"Asla Ada. Sana ölsem vurmam. Sadece refleksti."

"İyi inanayım bari." diyip önüne dönen Ada'nın kafasına Yusuf orta hızda vurunca hepimiz kıkırdamaya başladık. "Şaka dışında." diyip uzaklaşan Yusuf'a Ada "Puu Allah senin belanı versin Yusuf! Anan seni doğuracağına taş doğursaymış, dünyaya bir katkısı olurmuş en azından! Belki bir çocuk alır, seni denize atar, oyun yapar, eğlendirdi! Ya da Maydanoz olsaydın Maydonoz'sun zaten de, fiziksel olarak olsaydın eğer, en azından yemeğe, aşa tad, tuz olurdun! Böyle hiç birşeye yaramıyorsun be adam!" diye sesini yükseltince hepimiz gülmeye başladık. Yusuf yanımıza "Bu ağırdı." diye gülerek geldiğinde gülmeden edemedik.

Alperen benden uzakta ben ondan uzakta duruyordum. Görkem ikimizin arasında ki mesafeye baktıktan sonra elleri belinde lafa girdi. "Ne lan bu mesafe? Aranıza 10 yıl girmiş gireceği kadar zaten!" diye sesini yükselttince herkes bize döndü. Bir anda Alperen'le göz göze geldikten sonra ikimizde başımızı eğdik. Yusuf aramıza girip kolunu benim ve Alperen'in omzuna atıp bizi birbirimize yaklaştırdı. Alperen'le aramda ki mesafe çok azdı. İkimizde göz teması kurmuyorduk. Başımızı eğmiştik. Bense tırnaklarımı elime batırıp duruyordum. Yusuf sadece bizim duyabileceğimiz ses tonuyla konuşmaya başladı. "Bana bakın." diye lafa başladığında tırnağımı o kadar sert elime geçirmiştim ki, sivri tırnağım elimi kanatmıştı. "Oğlum yıllar sonra bir aradasınız lan, bu fırsat bir sizde var ya!" diye sesini yükseltti. Ardından öksürüp tekrar bize yaklaştı. Bir anda başımı kaldırıp Alperen'e baktığımda o da aynısını yaptı. Göz göze gelince hemen başımızı eğdik. Yusuf Alperen'in sırtına vurunca Alperen'in başını kaldırıp Yusuf'a baktığını, Yusuf'unda ona kaş, göz yaptığını tahmin etmek zor değildi. Alperen "Ceylan..." diye mırıldandığında başımı kaldırdım. "Efendim?" diye sordum. "Çok mu beklettim?" diye sorunca başımı eğdim. Gözlerim dolmuştu. Yıllardır onu beklemekten gerçekten çok yorulmuştum. Ama bu anın geleceğini hep biliyordum.

Gözlerim dolu başımı kaldırıp başımı salladığımda onun da gözleri dolmuştu.

Bir anda bana sarıldı. Arada saçlarıma öpücükler kondurarak bana, artık buradayım diyordu resmen. Bense onun omzuna başımı yaslamış göz yaşlarımın boşalmasına izin vermiştim.

"Geçti. Geçti güzelim, ben artık buradayım. Bir daha asla bırakmayacağım seni söz veriyorum." dediğinde bir kez daha saçlarımı öptü. Başımı kaldırıp dolu gözlerle "Söz mü?" diye sordum. O ise dolu gözlerini silip "Söz." dedi. Bense ona tekrar sarıldım. "Ağlıyor musun?" diye sordum bir anda. "Tabii ki hayır!" diye sesini yükselten Alperen'e somurtmuştum. "Ağlamaya neden karşısın anlamıyorum." diye mırıldandığımda lafa girdi. "Ne deniyor ona... Ha! Mutluluktan gözleri dolmak. O işte." dediğinde gülümsedim. "Hiç değişmemişsin."

O ise sadece güldü. Bir anda kaşlarını çatarak lafa girdi. "Şey ya. Şu Yiğit denen çocuk kim?" diye sorduğunda yüzüne bir sinir hakimdi. "Restorantta ki bir arkadaşım. Yemekten baya anlıyor da."

"Restorant mı?" diye sorduğunda kaşlarını çatmış, merakla beni dinliyordu. Başımı salladım. "Oho Alperen Bey ben aşçı oldum restorantta çalışıyorum siz dünyadan bir habersiniz." dediğimde "Vay." dedi gülümseyerek. "Ben neyimdir sence?"

diye sorduğunda biraz düşündüm. Baştan aşağı süzüp lafa girdim. "Doktor falan mı yoksa?" diye sorunca "Yok." dedi gülümseyerek. "Mühendis."

Gözlerim fal taşı gibi açıldı bir anda.

Vay be... Baya okumuş bu çocuk.

"Ananı avradını." dedi abim. "Oğlum orta okulda senin dersler yerlerdeydi noldu bir anda?" diye soran abim, herkes gibi şoka girmişti. "Oğlum benim sekizde jeton düştü." dediğinde gülmeye başladık.

"Şey ya. Berna, Melisa ve Fatih... Yoklar mı onlar?" diye sorduğunda Çağrı "Berna otele sekreter olarak geliyor." dedi gülümseyerek. Alperen'in yüzü gülüyordu. Bizi özlediği çok belli oluyordu. Samet hemde "Güneş'in sekreteri." dediğinde Alperen "Güneş kim?" diye sordu. Çağrı herkesi tek tek süzdükten sonra "Sizce kim?" diye sordu. Bir kaç kişi "Bu otelin çalışanı." dediğinde Çağrı hayır anlamında başını sağ sola salladı. "Samet'in nişanlısı arkadaşlar."

Herkesin gözleri fal taşı gibi açılmışken Samet elinde ki kağıdı buruşturup Çağrı'ya fırlattı. "Oğlum sürpriz olcaktı!" diye sesini yükseltti. Ada "Ulan ben yeni mi öğreniyorum?!" diye bağırınca Samet lafa girdi. "Sakin. Daha nişan olmadı. Kızla sevgiliydik zaten."

Ada "Lan ben sevgili olduğunuzu da yeni öğreniyorum!" diye bağırdı bir anda. Samet bu sefer "Valla Ada o kadar şey oldu ki o arada kaynadı." dediğinde Ada "Elimde kalacaksın Samet. Dua et Alperen yeni geldi! Yoksa girişirdim sana burada Samet! Samet!" diye sesini yükseltti.

Samet "Tamam be. Ne abarttın ha. Altüstü Güneş'in sevgilim olduğunu sana söylemedim." dediğinde Alperen bir anda araya girdi. "Bu kız Yusuf'la sevgili olsa, ki zaten öyle gibi duruyor. Sana söylemese, sinirlenmez misin?"

Ada;

Alperen'in bu cümlesine bir noktada hak verirken bir noktada vermemiştim.

Yusuf kim ben kim? Aramızda dağlar var.

Evet karizmatik olabilirdi, ama onun karizmatik olması, benim onunla uyumlu olacağım anlamına gelmiyordu. İkimizde çok inatçıydık, onun çok vurdumduymaz ve arsız tavırları vardı. Bense hep dediği gibi çok inatçıydım. Saçımı bağlandığım kıskaçlı tokamı bir anda Alperen'e fırlattım.

Toka tam karnına gelmişti. Yusuf'sa yanında ki Alperen'in ensesine bir tane geçirdi.

Ama iyi oldu, içimin yağları eridi.

Görkem "Alperen haklı." diyince bende bir tane onun ensesine yapıştırdım. "Kesin şunu!" diye sesimi yükselttiğimde Yusuf'la göz göze geldim.

Ne yani!? Bir kız, bir adamın sekreteri olamaz mıydı bunlar neden hep bizi yakıştırıyordu ki?

Gözlerimiz birbirimizden ayrıldıktan sonra Yusuf elleri cebinde başını dikleştirdi. Sesini düzelttikten sonra lafa girdi. "Arkadaşlar şakalaşıyoruz, Ada benim sekreterim. Aramızda bir şey yok. O bana karşı herhangi bir duygu beslemiyor, bende ona." Bunu o kadar ciddi ve sert söylemişti ki, duygularım altüst olmuştu.

Bu adama bir duygu beslemememe rağmen neden kırılmış hissediyordum bilmiyorum. Ama kırılmıştım.

Kendine gel Ada! O adam umrunda değil!

Ne yani o sözler boşa söylenen sözler miydi?

Eğik başımı kaldırdığımda göz göze gelmiştik. Söylediklerinin benim üzerimde bir etki bırakıp bırakmadığını ölçer gibi bana endişeli gözlerle bakıyordu.

Yusuf benimle göz temasını kesip, bir bana bir telefona baktı. İşaret yaptığında bir işin olduğunu anladım. "Çocuklar kusura bakmayın ben gelemeyeceğim acil bir iş çıktı Ada sizinle gelecek fakat küçük bir işi var. Yani beş dakika sonra Ada gelecek, siz burada kalın beş dakikaya Ada'yı yollayacağım." dedi ve asansöre doğru koştu. Bense bir bizimkilere bir de ona baktıktan sonra arkasından koştum. Asansöre binerken lafa girdim. "Noldu?"

"Konuşmamız gerekiyor."

Lanet olsun! Bu adam iş bahanesiyle beni kandırmıştı! Benimle az önceki konuyu konuşacaktı üçkağıtçı!

Asansörden inip hızlı adımlarla odaya girerken ben arkadan onu takip ediyordum. Bir anda beni bileğimden tuttu ve içeri çekti. Anında kapıyı kapatıp beni kapıyla arasına alınca şoka girdim.

"Güzelim..." diye mırıldandığında biraz daha yüzünü yüzüme yaklaştırdı. "Sana aşığım..."

Olmak istemiyordum...

Bir anda geri çekilip "Yusuf..." diye mırıldandığımda bakışlarını hafif aralı dudaklarımdan ayırmayan adam, bakışlarını gözlerime doğru yönlendirip beni yanıtladı. "Efendim güzelim."

"Ben seni sevmiyorum."

"Öyle mi dersin?"

"Evet."

"Kanıtlayabilirim."

"Dinliyorum."

"Beni görünce, benimle göz göze gelince kalbin hızlanıyor. Sana her yaklaştığımda nefesin kesiliyor, heyecanlanıyorsun. Fatih için benden uzak durmaya çalışıyorsun fakat kalbin buna izin vermiyor."

Uzun uzun onun gözlerine bakarken o "Doğru mu?" diye sordu.

Bakışlarımı kaçırdığımda sinsi bir sırıtış sergiledi. Yüzü yüzüme çok yakın adam, biraz daha bana yaklaşınca bedenimi elimden geldiğince geriye ittirdim. "Evet prenses, cevap?" dediğinde soru soran surat ifadesi bana bakıyordu. Başımı kaldırdığımda, bakışları hafif aralıklı dudaklarımda geziniyordu. Gözleri yavaşça kapanmaya başladığında dudaklarıma yaklaşmaya başlamıştı. Bu durumdan şikayet etmedim...

Kontrolsüz bir şekilde.

O bana yaklaşırken gözlerimi yavaşça yumdum.

Kontrolsüz bir şekilde.

Kontrolsüz yapıyordum bunları. Kalbim bu adam diyordu... Kalbim bu adama doğru itiyordu beni.

Ama bu adam bir katil olabilirdi! Katil olmasa bile ölüme teşebbüste bulunacaktı. Ya da birinin ortağıydı. Allah'ım neyin nesiydi bu lanet karizmatik adam!

"Katil misin?"

NE?! YOK ARTIK ADA!

Bir anda geri çekilerek sorduğum bu soruya karşılık benden uzaklaşmış, kaşlarını çatmıştı.

Ben tam bir aptalım! Onu içinden söylüyordun ahmak!

Allah'ım sana geliyorum, al bu ahmak kulunu yanına.

"Ne?" diye sorduğunda sertçe yutkundum.

"Yok birşey." diyip tam kapıyı açacaktım ki söylediği şey kanımı dondurdu.

"Hayali bir katil olacağımı nereden biliyorsun?"

Bir anda arkama döndüğümde elleri cebinde sert ve ciddi bir ifadeyle bana ölümcül bakışlar atıyordu. "Hayali... Derken?"

Zar zor konuşuyordum çünkü uzun zaman sonra ki ufak bir hoşlantı duyduğum adamın bir katil tarafından olması çok büyük bir ihtimaldi. Bunu istemiyordum...

"Ada düşündüğün gibi değil." dediğinde birşeyler açıklamaktan bıkmış bir ifadesi vardı. "Babam... Senden nefret ediyor. Bu yüzden adam kiraladı. Seni öldürmek için..." dediğinde sertçe yutkundum. Soğuk soğuk terlediğimi hissediyordum. Şu anda aklımda ki tek soru babasının neden benden nefret ettiğiydi.

"Kiralık katil fazla pratik ve zeki olduğu için onunla başa çıkamayancağımızı düşünüp ben seni öldüreceğimi söyledim. O ise bu fikri bir kenara attı."

Riskli, ama zekice bir plandı. Peki beni nasıl öldürecekti?

"Beni nasıl öldüreceksin?" diye sorduğumda sesim titriyordu.

"Seni öldürmeyeceğim bu sadece bir plandı."

"Peki, sen beni öldürmeyince babana ne diyeceksin?"

"Telefonda ki konuşmalarımızı ses kaydına aldım. Her an onu karakola verebilirim."

"Kendi babanı mı?" diye sordum şok içinde. Benim için babasını kaybetmeyi göze mi alıyordu?

"O benim babam değil. Ben on üç yaşımdan beri onu baba olarak görmedim kendime."

"Neden?"

"Çünkü o en başından beri seni sevip, bana saygı duymadı." dediğinde birşeylerin farkına varmıştım.

Düşündüğüm olabilir miydi?

Bu adam...

Benim çocukluğumda ki...

Yok ya imkansız! Bu kadar denk gelemez artık.

"Ada... Ben uzun zaman sonra ilk defa bir kadını bu kadar sevdim." dediğinde gülümsüyordu fakat bu gülümseme buruk bir gülümseydi.

"İlk defa bir kadından sevgi bekledim. Ben sana tutuldum. Ben sana çok pis tutuldum." dediğinde çok çaresiz bakıyordu gözleri. Sanki bana muhtaç gibiydi.

"Zorla kendimi sevdirmek istemiyorum Ada. Zorla hiç birşey yapmak istemiyorum. Herşey doğal olsun istiyorum." dediğinde gözlerini gözlerime dikmişti. Cesaretimi toplayıp lafa girdim. "Yusuf, sen hiç birşeyi zorla yapmadın."

Buruk bir şekilde gülümsedikten sonra tekrar lafa girdi. "O zaman söyle bana Ada. Beni seviyor musun?"

Bir iç çekip lafa girdim. "Yusuf, aşk ve sevmek çok farklı şeyler. Ben bizimkileri çok seviyorum. Hepsini ayrı ayrı çok seviyorum. 'Beni seviyor musun?' derken 'ben bizimkilerin arasında mıyım?' diye soruyorsun aslında. Evet... Sen bizimkilerin arasındasın."

Yusuf gülümsedikten sonra başını eğdi. Bir anda tekrar başını kaldırdı ve biraz daha yaklaşıp lafa girdi. "Hadi bakalım güzellik seni aşağıya alalım." dediğinde suratım asılmıştı. "Sen gelmiyor musun?"

Derin bir nefes içine çektikten sonra lafa girdi. "Toplantı var. Vural'la."

Sakin kalmaya çalışarak başımı salladım. Bir anda yanağına bir buse kondurduğumda yanağını tutarak şok içinde bana baktı. "Hadi iyi toplantılar sana."

dediğimde hafiften sırttı ve gülerek başını eğdi.

"Size de iyi eğlenceler güzelim." dedikten sonra odadan çıktım.

Biliyor musunuz? Ben yine o çukura düşmüştüm... o lanet çukura bir kez daha düşmüştüm... Yusuf'u severek... Fatih'e ne diyecektim? Bizimkilere ne diyecektim? Babası neden beni sevmiyordu? Güneş aramıza geldi. Alperen... Alperen geldi. Berna gelecek. Berna ile Melisa gelecek büyük ihtimalle. Fatih'in o gün telefonda bağrıştığı çocuk kimdi? Lanet olsun aklımda o kadar çok soru vardı ki...

2 Gün Önce;

Fatih'le film keyfi yapmaya karar verdikten sonra ben mutfağa gidip mısır patlatacak, Fatih'se filmi seçecekti. Mısırı patlatıp elimde iki mısır dolu kovayla içeri giderken Fatih'e bağırmıştım. "Fatih! Seçtin mi filmi!"

Cevap gelmemişti. İçeri gittiğimde Fatih yoktu. Balkonda gelen bağrışma sesleriyle birlikte yavaş adımlarımla balkona doğru ilerledim. İlerleyince Fatih'in telefonda birilerine bağırdığını duydum.

"Sen bizi sevmedin, sevmedin! 23 yıl boyunca yoktun sen! Şimdi neyin sahiplenmesi bu!"

Kafam çok karışmıştı. Ciddi manada allak bullak olmuştu kafam. Duvarın arkasından dinliyordum Fatih'i. Sesi titriyordu. "Bana bak! Bana abilik taslamayı kes! Neredeydin lan o kadar yıl? Neredeydin?! Karınla dimi... Bu kadar mı umursamadın lan beni, bizi! Lan ben annesiz babasız kaldım! Tek başıma Orhan'a bakmak için cebelleştim sen nerdeydin?!!" diye bağırdığında ses netleşti. Buraya geldiğini anlayıp, hızla içeri gidip, koltuğa oturdum. Kumandayı elime alıp filmlere bakıyormuş gibi yaparken Fatih kulağında telefonla yanıma geldi. "Arama lan beni!" diye bağırıp telefonu kapattıktan sonra "O kim?" diye sordum. "Hiç ya..." diye mırıldandı yanıma otururken. "Gereksizin teki."

Yalandan gülümseyip başımı sallarken neler olduğunu anlamaya çalışıyordum.

Orhan'la aralarında 7 yaş vardı. Yani Fatih on dörtken Orhan yediydi. Şu anda Orhan 16 yaşındaydı ve bildiğim kadarıyla teyzesinde kalıyordu. Teyzesi kocasını yakın zamanda kaybettiği için Orhan'ın hem ona destek olduğunu, hemde çok iyi anlaştıklarını söylemişti Fatih.

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.