İçeriğe geç

Bitmesin Hikâyemiz

Bölüm 5 · 6 dk okuma

Bitmesin Hikâyemiz

Bölüm 5

5•Kimsesiz Kaldım

Kimsesiz kaldım

🥀

"Nerede kaldı bunlar?" Bira'nın kapağını tek hamlede açıp açacağı masa'ya geri koyarken açık kahve gözlerini kapıya dikti. Omuz silkerken elimdeki kadehin içindeki şarabı dairesel hareketler ile sallarken burnuma dolan güzel kokuyla gözlerimi kapattım. Kokusu muazzamdı. Kadehi dudaklarıma yaslamadan önce "Bilmem. Liyan almaya gitti." dedim. Şaraptan bir yudum alırken dudağımda çok hafif bir kıvrılma oluşmuştu. Kırmızı sıvıyı ağzımda gezdirirken dilimde ve damağımda bıraktığı tat ile dudaklarımın arasından bir mırıldanma çıktı. Tadı da kokusu gibi muazzamdı.

Mirel ile neredeyse bir saatten beri gelecek misafirleri bekliyorduk ve Mirel artık patlama noktasına gelmişti. "Sanki evi kendi başlarına bulamayacaklar!" Sinirli bir şekilde birasını dikerken bende ekimdeki kadehteki şarabı yavaş yavaş tadına vararak içiyordum.

Mirel başını bana çevirip kaşlarını çatarak konuşmaya devam etti. "Hadi onu geçtim, Bulut'un arkadaşları neden evimize geliyor? Bize ne onlardan, sanki yedi yirmi dört beraber takılıyoruz!" Ağzının içinde cık cık'larken kapıda anahtar hışırtısı duymamız ile geldiklerini anlamıştım. Mirel'in kapı sesini duyması ile susmasını beklerken hiçbir şeyi umursamadan devam konuşurken Mirel'e yönelik "Geliyorlar, sus." dediğimde burnunu kırıştırarak yerinden kalkarken birasının son yudumlarını içip boş şişeyi masaya koyup kollarını göğsünde birleştirdi.

Kapı açılırken kadehimden bir yudum daha aldım. Onlar salona geçerken benim misafirlerim olmadıkları için yerimden hiç kalkmadan şarabımı devam yudumluyordum. Mirel ise sinirli bir şekilde pimi çekilmiş bir bomba gibi misafirleri salona yönlendiriyordu. Mutfağa giren Liyan'la yüzümde minik bir tebessüm oluştu. Uzun zaman sonra arkadaşlarımdan birisinin gözleri mutluluktan parlıyordu. Başıyla elimdeki şarabı gösterdiğinde bu sefer benim gözlerimde saniyelik bir parıltı geçmişti. Şaraplar zaaflarımdan sadece bir tanesiydi ve bunu açık açık göstermekten asla gocunmuyordum.

"Tadı ve kokusu arasında oldukça fark var kokusu daha çok muzu andırırken tadında ise keskin bir şekilde hissedilen çilek, ahududu ve kiraz tadı var. Renginin bu kadar güzel olması ve tadındaki keskinliğin bu şaraba uyumlu olması da cabası." Liyan kendisinde bir yudumluk doldurup dairesel hareketlerde salladıktan sonra koklayınca yüzünde küçük bir sırıtış belirdi. Dudaklarını kadehe yaslayıp tek yudumluk şarabı dudakları arasından yollarken onun tepkisini bekliyordum. Kadehi masaya bırakırken şarabı ağzında gezdiriyordu. Gözlerini açmasıyla şarabı yuttuğunu anladım. "İyi gözlem Sherlock. Babamdan bir kaç tane daha tadım için şarap isteyebilirim. Hem senin de bu şarapları yorumlaman onun hoşuna gidiyor." Başımı olumlu anlamda sallarken kadehimdeki son yudumu da alıp kadehi masaya bıraktım.

Şarabı yuttuktan sonra alt dudağımı ağzıma alıp emerken şarap tadının silik tadı gelirken dudaklarım arasından yine bir mırıldanma kaçmıştı. Bu Liyan'ı güldürürken birkaç tane atıştırmalık alıp salona girmişti. Mutfaktan çıkarken bir elimde kadehim diğer elimde ise daha demin içmeye başladığım o mükemmel ötesi şarabım vardı. Üç erkek gelmişti. Liyan'ın anlattığına göre birinin adı Akın'dı diğerinin adı ise Bulut'tu diğerini hatırlamıyordum.

Salona uğramadan merdivenlerden yukarı çıkıp odama girdim. Yatağımın üzerindeki çantamı alıp içine dikkatli bir şekilde şarap şişesini koyarken kadehi de onun yanına koymuştum. Kulaklığımı da takıp odadan çıkarken unuttuğum bir şey var mıydı onu hatırlamaya çalışıyordum. Cüzdanım çantanın ön gözündeydi, telefonumda şortumun arka cebinde, anahtarım ise. Resim atölyesinde kalmıştı ve ben atölyemi kilitlememiştim.

Merdivenlerden hızlı bir şekilde inip resim atölyeme girdim. Kenardaki içine resim malzemelerimi koyduğum dolabın yanındaki küçük komodinin üzerindeki ev anahtarımı ve atölyemin anahtarını alıp çıktım. Kapıyı üst üste kilitleyip çantama koyarken, arkamı dönüp ablama yakalanmamaya çalışarak sessiz bir şekilde ilerlemeye başladım. Evden çıkacakken ablamın sesini duyunca başımı arkaya atıp sesli bir inleme bıraktım.

"Polen? Nereye gidiyorsun?" Nefesimi sesli bir şekilde verip salona ilerlerken omzumu kapı pervazına yaslayıp herkeste gözlerimi gezdirip yapmacık bir şekilde tebessüm ettim. Misafirlerden asla haz etmiyordum. "Hoş geldiniz." diye mırıldanırken herkes karşılık vermişti. Onları takmayıp Mirel'e dönerken gözlerimle ablamı gösterip bu sefer ablama döndüm. "Gelirim ben bekleme beni hem yarın erken kalkıyorsun. Mirel yanında."

Ablama tebessüm edip seri adımlarla evden çıktım. Bahçe kapısından çıkarken birisine çarpınca sendelesem de dengemi sağlayıp kim olduğuna baktım. Tanımıyordum, koyu kahve gözleri ve siyaha kaçan saçları çarpışmadan dolayı alnına dökülmüştü. Muhtemelen Bulut'un geç kalan arkadaşlarından birisiydi. O kenara çekilirken bende hiçbir şey demeden bahçeden çıktım. Liyan ve Bulut üç aydan beri çıkıyorlardı. Bunu bir sonraki aşamaya geçirmeye çalışıyorlardı fakat önce Bulut'un arkadaş grubuyla Liyan'ın arkadaş grubunu aynı ortama sokup kaynaştırmak istemişlerdi. Sonuç olarak Mirel'den ve ablamdan oradaki garip ortamda bulunmasını istemişti. Aslında benimde orada olmamı istiyordu ama bana yapılan sadece bir teklifti. Kabul etmeyeceğimi biliyordu.

^^^

Sahile geldiğimde her zaman oturduğum banka ilerledim.

Canım yanıyordu.

Ve ben son bir yıldır olduğu gibi yine denize karşı bayıldığım ağır bir şarabı içmeye başladım. Saatler geçiyordu yavaş yavaş. Evden saat dokuzda çıkmıştım şu an ise saat gece yarısına geliyordu. Ablam Mirel'e benim ne zaman geleceğimi sormaya başladığını düşününce yüzümde buruk bir tebessüm oluştu. Telefonumu elime alıp Whatsapp'a girdim. Polat'ı ararken yazılar birbirine giriyordu ve benim başım dönüyordu. İsmini görüce gülümseyip parmaklarımı klavyenin üzerinde gezdirmeye başladım.

0554: Biliyor musun hayat senin hesabını bana soruyor...

0554: Ala ala seni aldı elimden...

0554: Kanla yazıyorum adını duvarlara...

0554: Bir gün ölürsem senin yüzünden...

0554: Senin öldüğüne üzüldüğümden değil ama...

0554: Seni arıyor yana yana gönlüm...

0554: Kimi sevsem gitti peşinden...

0554: Yerine gelen seni soruyor bana, neredesin diye...

0554: Bende bilmiyorum ki nerede olduğunu...

0554: Neredesin sahi...

0554: Kimse memnun değil yerinden...

0554: Bu yaşlı kötü dünya, bizim canımızı acıtan biri...

0554: Yutuyor iyileri hep, kötüleri bırakıyor, giyiyor istediğini...

0554: Yakama toz değiyor...

0554: Kirim nazlıdır bu da az bilinir...

0554: Kanım pıhtılaşır, yâr yine aspirinim...

0554: Yavaş yavaş öldüğüme sevinme, tanıyorum katilimi...

Son görüntülenme 00:34

Saat 01:54'tü ablam şu anda kafasında bana olabilecek türlü türlü

senaryolar kuruyordu muhtemelen. Şarabım bitmişti ama şişesi o kadar asil duruyordu ki çöpe atmaya kıyamayıp çantama yerleştirdim.

Bugün eve erken gitsem iyi olurdu, çok erken kalkması gerekiyordu ve o ben eve gelmeden uyumazdı, uyursa bile istemeden uyuya kalıyordu. Benim gelmemi beklerdi çoğunlukla.

Ayağa kalkıp derin bir nefes aldım.

Her şey geçecekti!

Çantamı da alıp eve yürümeye başladım.

ˆˆˆ

Eve yarım saatte gelmiştim çantamdan evin anahtarını alıp kapı deliğine sokmaya çalışırken başım dönüyordu. Anahtarı sonunda yerine oturtup kapıyı açarken anahtarı anahtarlığa asıp içeri geçtim. Ablam yine endişeli bir şekilde aklında ki senaryoları anlatıyordu. "Abla senden çok güzel senarist olur benden söylemesi." Ablam sesimi duyar duymaz ayağa kalkarak yanıma koşup sarılınca bende kollarımı onun beline sardım.

"Beni bir gün endişeden öldüreceksin!" Ondan ayrılıp yanaklarına birer öpücük kondururken salona baktım, neden kimse gitmemişti? Boş gözlerle odayı süzüp ablama döndüm yanağını tekrar öpüp onu odasına götürdüm. Hazırlandığında yatağına girince bende yatağın kenarına oturup saçlarını sevmeye başladım.

Uyuduğunda odadan çıkıp salona ilerledim, hala oturuyorlardı ve benim sessizliğe ve uykuya ihtiyacım vardı. Liyan ve Bulut bakışıyor diğer herkes de sohbet ediyordu. Mirel'e dönüp "Yarım saat!" dediğimde Liyan ve Mirel beni anlarken diğerleri bana anlamayan gözlerle bakıyorlardı. Arkamı dönüp merdivenlere yürürken başıma bir ağrı saplanınca yerimde sendeledim. Bu baş ağrıları çok olmaya başlamıştı. Burnumdan akan sıvı dudaklarıma kadar geldiğinde elimi kaldırıp burnumdan akan kanı temizledim.

Ben ölüyordum!

Ben gerçekten ölüyordum ama bunu kimse fark etmiyordu!

Burnumdan hala kan akıyordu ama benim kımıldayacak halim yoktu. Gözlerim kararmaya başlayınca kalan son gücümle dudaklarımı oynattım. Beni duyduklarına şüphem vardı. Sesim içime kaçmıştı. İsteğim benimle ilgili değildi ablam ile ilgiliydi. Belki yatağa gitmiş olabilirdi ama her an uyanabilirdi.

"Mirel. Ablam beni böyle görmesin."

Yere yığılırken son duyduğum şey buraya doğru gelen ayak sesleri ve bir kişinin panik dolu sesiydi.

Bölüm Sonu

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.