İçeriğe geç

Bir Zamanlar, Yeniden Doğanlar ~1.Kitap~ Yeniden Doğuşun Kıyısında

Bölüm 2 · 3 dk okuma

Bir Zamanlar, Yeniden Doğanlar ~1.Kitap~ Yeniden Doğuşun Kıyısında

Bölüm 2

2.Bölüm Geçmiş Tekrarlanıyor

“Bazı izler, zamanın içinde kaybolmaz; geçmiş, en beklenmedik anlarda geri döner ve yeniden başlar.”

Liora

Sabaha kadar elimdeki kitabı bırakmadan sayfaları çevirmiştim. O yeşilimsi tenli, uzun saçlı, elf kulaklı, mavi gözlü karakter… Neden bu kadar çekiliyordum ona? Sadece bir kurgu muydular, yoksa ruhlar arasında zaman ve evrenler aşan görünmez bir bağ mı vardı? Her kelimesi, yaşadığı her acı, beni derinden sarsıyordu. Sanki onunla ben aynı kaderin parçalarıydık. Onun yaşadığı savaş, benim içimde yıllardır saklı kalan fırtınayı uyandırıyordu. Gece ilerledikçe, kendimi daha da yalnız hissettim. Ama aynı zamanda bu yalnızlık, içinde bir güç barındırıyordu; içimde, beni harekete geçirecek bir kıvılcım…Kitaptaki dünyayla kendi dünyam arasında ince bir perde vardı ve ben o perdenin arkasına bakmak istiyordum. Belki de kaderim, o görünmez iplikler sayesinde yeniden örülüyordu. Sabahın ilk ışıkları odama dolarken, bilinmezlik içinde bir adım atmaya karar verdim. Çünkü artık biliyordum; bu sadece bir hikaye değil, benim hikayemdi.

Bedenim uyumak için yalvarırken, ben hâlâ gözlerimi kapatmamıştım. Ama sonunda bedenim savaşı kazandı; göz kapaklarım ağırlaştı ve kapandı. Gözlerim kapandığında, kendimi ani bir ışınlanmayla bir ormanın içinde buldum.Ama bu gerçek değildi; rüyamdaydım. Etrafımı saran ağaçların yaprakları güneşin kırık ışıklarıyla dans ediyordu. Hava serindi ama içinde garip bir sıcaklık vardı. Bu yer tanıdık, ama aynı zamanda yabancıydı.Adımlarım sessizdi, neredeyse ayaklarım yerle temas etmiyordu. İçimde hem huzur hem de ürperti vardı. Sanki burada, o yeşilimsi tenli adamın dünyasında, ruhumun kayıp parçaları beni bekliyordu.

Ormanın içinde ilerlerken, gözlerime inanamadım; karşımda kocaman, görkemli bir şato yükseliyordu. Mavi ve mor tonlarının ağırlıkta olduğu, sanki başka bir dünyadan kopup gelmiş gibi bir yapıydı bu.Girişi farklıydı; kapılar klasik taş değil, adeta ışık ve gölgeyle örülmüştü. Şatonun etrafındaki hava bile titreşiyor, hafif bir melodi kulağıma çalınıyordu — neydi bu böyle?Adımlarımı hızlandırdım, çekim gücü gibi beni oraya doğru çekiyordu. İçeri girmek istiyordum, ama aynı zamanda bu yerin sırlarını çözmeden ilerlemek tehlikeli gibiydi.

Girişe yaklaştıkça, garip bir kırmızı buharın içine çekildim. Sanki evren oraya girmeme izin vermiyordu. O buhar, görünmez bir duvar gibi önümde duruyordu.İçimde tuhaf bir boşluk hissettim; oraya adım atmam için gereken bir şey vardı ama ben o şeye sahip değildim. Nefesim daralıyor, kalbim hızla çarpıyordu. “Bu… bu ne?” diye fısıldadım kendi kendime. Sanki oraya girmek için ruhumda bir anahtar, bir izin gerekiyordu. Ama ben boş ellerle, eksik bir parça ile oradaydım.Adımlarımı geri çekmek zorunda kaldım. O an anladım ki, orası benim için kapalıydı — en azından şu an için.

Alarmın tiz sesiyle irkildim, rüyamın sisli dünyasından kopup gerçekliğe geri döndüm. Üniversite beni çağırıyordu. Psikoloji bölümündeydim; derslerimi seviyordum, ama o günün sıradanlığı içimde küçük bir boşluk bırakıyordu.Uyandım, gözlerimi ovuşturdum ve klasik kıyafetlerimi giymek için doğruldum. Gün daha yeni başlıyordu ve ben, hayatımdaki o sıradan günlerden birine adım atıyordum.Ama içimde o rüyanın bıraktığı izler hâlâ tazeydi; sanki ruhumun başka bir köşesinde ormanın, şatonun, kırmızı buharın yankıları çalıyordu.Bugün, bu sıradan gün, belki de kaderin dönüm noktası olacaktı.

Üniversitenin görkemli kapısından içeri girdim. İlk iki saat dersim yoktu ama ben erkenden gelmek istemiştim. Kafeteryaya indim; aklım hâlâ rüyanın kırıntılarıyla doluydu. Umursamadan, kafeteryada her zaman oturduğum koltuğa oturdum. Yakın arkadaşım Eura enerjik bir şekilde yanıma geldi, elinde iki kahve vardı. “Li, çok önemli dedikodular var bugün. Ares ve Zahir kavga etmiş!” “Balım, iyi de bundan bize ne?” dedim. Söylediğim sözle yüzü düştü, enerjisinin  bozduğumu hissediyordum. Onun aurası çok güçlüydü ama benim auram onu etkiliyordu. “Ben atıştırmalık bir şeyler alacağım, bir şey ister misin?” dedim. Başını olumsuz anlamda salladı. Sipariş bölümüne gittim, poğaçalarımı aldım. İkisini de kaptım ve masamıza doğru yürürken, etrafa garip bakışlarla bakan, buraya ait olmadığını belli eden bir adam yanıma yaklaştı. Sanki beni görmüyormuş gibiydi. Ben de onu görmezden geldim, inat ettim ama çarpıştık. “Ay! Çok özür dilerim, bir kahve ısmarlamamı ister misiniz? Masam şurada,” dedim.

Olumlu anlamda başını salladı, onu elimde kalan son poğça ile masaya yönlendirdim, sipariş bölümünden bir kahve aldım ve geri döndüm ama geri döndüğümde Eura ile koyu bir sohbetin içindelerdi ama daha 10 dakika bile olmamıştı, bu adam da çok mistik bir enerji vardı hissediyordum 



Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.