İçeriğe geç

Bir Yangının Gülü

Bölüm 7 · 5 dk okuma

Bir Yangının Gülü

Bölüm 7

Bölüm 6

Yengemden aldığım gazdan mıdır nedir, her şey yolunda gitti. İstanbul’a gelip önce yurda yerleştim. Hemen ertesi gün okula gidip kayıt işlemlerimi yaptırdım. Bingo! Artık üniversiteli bir öğrenciydim. Üstelik yurda para da ödemeyecektim ama okul masraflarım için bir iş bulup çalışmam gerekecekti.

Yengemin verdiği hesapta oldukça yüklü bir para vardı. Hatta şöyle ki, yanlış mı okuyorum acaba diye bir kaç kere baktım. Tamı tamına on iki milyar lira. Şimdinin on iki bin lirası yani. Şimdi az bir para ama o zaman o para beni dört yıl okutur, üstüne burada bir düzen kurmama bile yeterdi. Ama gerek kalmadıkça kullanmamaya karar verdim ve vadeli hesaba attım. Ben para kullanmaya pek alışkın değildim. Bize koruyucu ailelerimiz yada yurdun verdiği harçlıklar dışında para nedir bilmezdik. Şimdi elimde aklımın almayacağı büyüklükte bir para vardı.

İlk aylar yurt ve üniversite ortamına alışmaya çalışmakla geçti. Liseden çok farklı bir ortam, çok farklı bir hayattı bu. Derslerim bitince doğruca yurda dönüyordum. Okul dışında pek hayatım yoktu. Bütün hayatım yurt ve okul arasında geçiyordu. Fakülteden bir kaç arkadaş edinmiştim ama kendimi onlardan farklı hissediyordum.

Okulun yakınlarında bir restoranda garson aranıyordu. Başvuru yaptım, işe girer hem okurum hem geçinirim diye düşünüyordum. Görüşmeye gittiğimde “Ablacığım, garson alındı. İlanı sökmeyi unutmuşlar ama bulaşıkçı aranıyor hala. İstersen oraya alalım seni” diyerek bulaşıkçı yaptılar beni. Böylece günlerim yurt, okul ve iş arasında geçmeye başladı. Keşke Zeynep de yanımda olsaydı. Daha güçlü hissederdim kendimi.

Çocukken kaldığımız yurda bazen birileri gelir, içimizden birini alıp giderlerdi. Yani o kişiyi sahiplenmiş olurlardı. Bir çoğumuzu da getirip yurdun kapısına geri atarlardı. Köpek yavrusu gibiydik. Ben kimse tarafından sahiplenilmek istemezdim. Kendi annem ve babamın yerine koyamazdım kimseyi. Genellikle içimizdeki en temiz, en sevimli ve uysal olanı seçerlerdi. Yaş da önemliydi tabi. Evlat edinmek diyorlardı buna. Bizi evlat edinmeye geldikleri zaman hepimiz en cici kıyafetlerimizi giyer, saçlarımızı tarar kendimizi göstermeye çalışırdık. Yeter ki biri bizi de sahiplensin, pardon evlat edinsin diye.

Bazen aldıkları çocukları geri getirdikleri de olurdu. Uyumsuz ve yaramaz çocuklar hep geri getirilirdi.

Önceleri yurttaki sapık hademeden kurtulmak için yapardım bunu. En azından kurtulabilirdim ama o zaman Zeynep burada yalnız kalırdı. Zeynep’i alıp götürseler bu kez de ondan ayrılmak zorunda kalacaktım. Biz de bir karar verdik Zeynep ile. Bundan böyle evlat edinme günlerinde türlü türlü yaramazlıklar yapacak, dağınık ve pasaklı olacaktık. Böylece kimse bizi beğenmeyecekti. Nasıl plan ama? Kafa zehir de Neriman hanımdan ve bakıcılardan yiyeceğimiz dayakları hiç hesaba katmamıştık. Ne olursa olsun kararımız kesindi. Bizi beğenmemeleri için elimizden geleni yapacaktık.

Bir akşam Zeynep ile bahçede oturuyorduk. Korkudan tuvalete gidemiyor, bahçeye işiyorduk çünkü. Hademeyle karşılaşma ihtimalimizin en az olduğu yerlere gidiyor oralarda vakit geçiriyorduk. Canıma yetti artık, dedim “Büyük ablalara söyleyelim, onlar bize yardım ederler”. Gittik anlattık durumu üst kattaki ablalara. Onlar büyük ya, onlara dokunamaz sanıyorduk. Onlara da dokunurmuş meğer. “Müdireye söylesek inanmaz mı” dedim de güldüler. Meğer kızlar yıllarca şikayet etmişler Neriman hanıma ama kimse oralı olmamış.

Aldım Zeynebi de yanıma yatakhaneye döndüm. Aynı yatakta yatıyorduk o gece.

- Yarın evlat edinme günü, değil mi? dedi.

- Evet ama sen bunları düşünme. Nasıl olsa ikimizi de beğenmeyecekler.

- Ya seni yada beni alırlarsa?

- Almamaları için elimden ne geliyorsa yapacağım. Yarın pasaklı ve yaramaz ol yeter, deyip yanaklarından öptüm.

Ertesi gün öğle yemeğinden sonra geldiler. Yine herkes hazırlanıp alt kata indi. Ben de pasaklı pis kıyafetler giydim, saçlarımı güzelce dağıttım ve bildiğim bütün argo kelimeleri yüksek sesle söyleyerek konuşmaya başladım. Zeynep henüz hazır değildi.

“Hadi hazırlan aşağı gel. Yaramazlık yapmayı unutma” dedim. “Tamam, sen git geliyorum” dedi.

Ben bağıra çağıra, erkek çocukları tartaklaya tartaklaya aşağı indim. Herkese bulaşıyor, tam bir pislik gibi davranıyordum. Birazdan Neriman anneden dayak yiyeceğimi biliyordum ama umrumda değildi.

Biraz sonra sıraya soktular bizi. Bir an birini gördüm, aksayarak geliyordu yanımıza doğru. Zeynep sandım önce ama Zeynep böyle temiz, güzel ve sevimli olamazdı. Olmamalıydı.

Gözlerime inanamadım, Zeynepti bu. Geçen bayram öğretmeninin aldığı ve hiç giymediği elbisesini giymiş, saçlarını güzelce toplamış ve uğruna dayak yediğim uğur böcekli tokaları takmış. Yüzünü falan da yıkamış, mis gibi tütün kolonyası kokuyordu. O da sıraya girdi. Hemen yanına doğru sıvıştım.

- Ne oluyor Zeynep, neden böyle güzel oldun?

O ise hiç bir şey söylemedi, yorgun yorgun baktı yüzüme ve önüne döndü. Karşımızda Neriman, anneler ve babalar vardı. Bugün üç kişi seçeceklerdi. Aklım çıkıyordu. Kalbim hızla çarpmaya başladı, ya Zeynebi de alırlarsa? Ben o zaman ne yapardım?

- Zeynep lütfen konuş, neden süslendin. Ya seni alırlarsa?

Zeynep yutkundu, yanakları kızardı ve bakışlarını yere çevirdi. Ağlıyordu. Sessizce bir sır verir gibi mırıldandı.

- Yoruldum artık Kimsesiz olmaktan. Sakat diye dışlanmaktan, okulda dalga geçilmesinden... Sen olmasan beni koruyacak kimsem yok dedi.

- Ama ben varım Zeynep. Ben senin kardeşin sayılırım. Korurum seni.

Güldü, kendini bile koruyamıyorsun. O hademeden korusaydın ya kendini. Yoruldum Asiye anlamıyor musun? Bizim de annemiz babamız olsa fena mı olur?

- Ama ben sensiz ne yaparı? Yıllardır senden güç buldum ben Zeynep.

-Kendini düşünme bu sefer, benim mutluluğumu düşün. Beni de düşün, bencil olma bu kadar.

Hiç bir şey söyleyemedim. Kadınlar ve erkekler pazardan domates seçer gibi çocuk seçiyorlardı. Ben sessiz sessiz ağlıyordum. Bir erkek çocuk, bizim yatakhaneden bir kız ve Zeynep’i seçtiler. Onu dışarıya çıkarttılar o gün, akşama kadar da dönmedi. Akşam olup da geri döndüğünde benimle hiç konuşmadı. Ben de onunla konuşmadım, ona kırılmıştım. Öfke sarmıştı her yanımı. Bana ihanet etmiş, aldatmış ve beni kandırmıştı. Beni burada yalnız bırakmıştı.

Ertesi gün gelip Zeynebimi alıp götürdüler. Duyduğuma göre İstanbul denen büyük şehire götüreceklermiş. Yurdun bahçesine indiğimde onun yeni anne ve babasının elini tutmuş arabaya doğru yürüdüğünü gördüm. Tam araba hareket edecekken bir acı kapladı her yanımı. “Zeyneeeeep” diye bağırarak koştum arabanın arkasından, yetişemedim. “Bırakın Zeynebimi ne oluuur” diye bağırıyor ama kendimi duyuramıyordum. Hıçkıra hıçkıra ağlıyor, nefes bile alamıyordum.

Araba yurdun bahçesinden çıkıp giderken son kez dönüp baktı Zeynep. Ağlıyordu. Bu onu son görüşüm oldu.

Kapıcı Sabri efendi beni yaka paça tutmasaydı peşlerinden koşacaktım ama tokadı yediğim an fukara sümüğü gibi yere yapıştım. Zaten önceki gece ağlamaktan uyuyamadığım için bayılmışım. Kendime gelince bir de Neriman cadısından dayak yedim. Kulaklarımı çekip tokadı bir koydu, Allahıma kavuşuyordum. Beni kendime getiren o tokat oldu işte. O dayağın ilk kez evlatlık verilmemi sağlayacağını nereden bilirdim.

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.