İçeriğe geç

Bir Yangının Gülü

Bölüm 39 · 13 dk okuma

Bir Yangının Gülü

Bölüm 39

Bölüm 38

Okul kapanmış, bir eğitim yılı geride kalmıştı. Hem öğrencilere hem öğretmenlere geçmiş olsun. Özellikle de bana.

Ömer ile birlikte Gaziantep’i tercih etmediğim için gerçekten büyük pişmanlık duyuyor, kendimi bu koca şehirde yapayalnız hissediyordum. Büyük bir boşluğa düşmüştüm. Haklıydı adam. Babasının vasiyetini yerine getirmek istiyor, bunun için çabalıyordu. Nişanlısı olarak benim de buna saygı duymam ve ona yardımcı olmam lazımdı.

Seminer haftası biter bitmez Ömer’e sürpriz yapmak için Gaziantep’e gidecek, onunla doya doya vakit geçirecektim. Hem yaz boyunca orada yaşamaya alışır, kendime bir düzen kurmaya çalışırdım. Nikah tarihimize az kalmıştı. Nikahtan sonra da eş durumu talep eder Gaziantep’e tayinimi isterdim. Yapılacak en mantıklı şey şimdilik buydu.

Ömer’e oraya gideceğimi kesinlikle haber vermeyecek, sürpriz yapacaktım. Hem o da gitmemi istemiyordu. “Buralar çok sıcak, sıkılırsın sen. Ben gelirim oraya” diyordu. Elimde doğru düzgün adres madres de yoktu. Nasıl bulacaktım ben bu adamı?

Düşünürken aklıma bir şey geldi. Ömer’in okulunu arayacak, hem kendisiyle ilgili de bilgi toplayacaktım. Bana bu krallığı yaparlardı her halde.

Hemen internete girip Ömer’in okulunun adını tarattım ve iletişim adreslerinde çıkan numarayı aradım. Heyecan yaptım bir an için. Telefondan her “Dıııt” sesi geldiğinde kalbim hızla çarpıyordu. Tam kapanacakken Ömer’in okul müdürü olduğunu söyleyen bir hanımefendi açtı telefonu. Hayatımda hiç bilmediğim, hiç görmediğim bu kadının hayatımı bu kadar değiştireceğini nereden bilirdim.

Kendimi tanıtıp “Okulunuz coğrafya öğretmenlerinden Ömer’in nişanlısıyım hocam. Ben de Edebiyat öğretmeniyim. Allah nasip kısmet ederse Ömer hoca ile evleneceğiz bir kaç ay sonra. Sizden kendisi ile ilgili dışarıdan bir göz olarak bilgi almak istiyorum. Nasıl biridir Ömer hoca? Oralarda hal hareket olarak siz nasıl buluyorsunuz kendisini” gibi bir konuşma yaptım. Kadın da çok anlayışlı ve tatlış biriydi.

- Allah tamamına erdirsin hocam. Çok sevindim sizin adınıza, mutluluklar dilerim ancak ben bu okulda göreve başlayalı henüz iki ay oluyor. O yüzden kendisini pek tanımıyorum ama dışarıdan bakınca gayet efendi ve düzgün birine benziyor. Kendi halinde bir öğretmen arkadaşımızdır. Ama merak etmeyin, ben kendisiyle alakalı bilgiler toplar size haber veririm” dedi.

İçim rahatlamıştı. Hatta Ömer’e bir anda bağlılığım artmıştı. Derhal valizlerimi hazırlayıp yolculuk planı yaparak geçirdim günü. Bir kaç gün içinde Ömerime kavuşacaktım.

Sabah uyandığımda telefonumda Ömer’in okul müdüründen yedi tane cevapsız arama olduğunu gördüm. Saat sekiz sularında aramış beni. Bir tane de mesaj.

“Hocam, acilen bana dönün”

Bir sıkıntı bastı her yanımı. Tıpkı o hastaneye kaldırıldığım gün gibi, kalbim hızla çarpıyordu. Biliyordum, hayra alamet değildi bu. Sabahın köründe bu kadar acil olan ne olabilirdi ki? Yoksa... Ömer’e bir şey mi olmuştu? Kaza geçirmiş, belki de ölmüştü.

Başım dönmeye başlayınca geçip bir köşede biraz soluklandım ve korkudan titreyerek kadını geri aradım. Daha telefon açılmadan ben ağlamaya başlamıştım bile. Kötü bir şey olduğu yada olacağı kesindi. Sadece ne olduğunu bilmiyordum.

İlk çalışta açıldı telefon ve karşıdaki ses “Asiye hocam, öncelikle sakin olun” diye girdi. Öldü Ömer diyecek sandım bir an için. Geç kalmıştım, kesin ölmüştü. Duyduklarımdan sonra keşke ölmüş olsaydı diye çok dua edecektim ama.

- Siz Ömer hoca ile ne zamandır birliktesiniz?

-Dört buçuk.

-Ay mı?

-Dört buçuk senedir hocam. Bir senedir de nişanlıyız. Hayır olsun hocam, bir şey mi oldu?

Ben böyle söyleyince kadın “Hımm” dedi ve sustu bir süre. Merak ediyordum ve kurcalamaya devam ettim. Bu kadının bildiği ve benim bilmediğim bir şey vardı.

- Neler oluyor hocam?

- Sakin olun öncelikle. Ömer hocanın burada iki senelik birlikte yaşadığı bir ilişkisi olduğunu öğrendim okuldaki öğretmen arkadaşlarımızdan. Sanırım siz de beklemiyordunuz. Hiç biri Ömer’in İstanbul’da nişanlı bir adam olduğunu bilmiyormuş. Madem ilişkiniz ciddi, gelip kendisi ile görüşseniz iyi olur. Bir kadın olarak her türlü yardıma hazırım.

-...

-Alo, hocam orda mısınız? Alo.

-...

Aldatılmak acı vericidir, bunu hepimiz biliyoruz yıllardır. Aldatılan kadının öfkesi cehennem ateşinden beterdir, bunu da biliyoruz. Peki aldatılan kadının acısı...

Beynimi kullanamıyordum. Böyle bir durumda ne yapılır, kime haber verilir bilmiyordum. Polisi mi aramalıydım, Ömer’i mi, yoksa Ömer ile aramı yapan arabulucuları mı?

Zeyno geldi aklıma. Bu konuyu şimdilik sadece ona anlatabilir ve ondan fikir alabilirdim. Çevremdeki en mantıklı insan oydu zaten.

Aradım ve acil bir şekilde yüzyüze görüşmemiz gerektiğini söyledim ve her neredeyse çıkıp gelmesini istedim. Yanıma gelene kadar ne kadar ısrar ettiyse de anlatmadım. Meraktan ve endişeden arabasına atladığı gibi İzmir’den İstanbul’a doğru yola çıktı. Bir kaç saat içinde benim evimde olacaktı. Ben bu kızın hakkını nasıl ödeyeceğim?

Ben sanki donmuş kalmış gibiydim. Tepki veremiyor, felçli gibi bakıyordum boş gözlerle. Zeyno da telaş ve merak ile ne olduğunu soruyordu. Kısaca olaydan bahsettim ama kendime gelemiyordum. Resmen kullanılmış, aldatılmıştım.

-Kimmiş sevgilisi?

-Bilmiyorum.

-Okuldan mıymış?

-Bilmiyorum.

-Kızım, Ömer atanmadan önce mi başlamış bu ilişki?

-Bilmiyorum.

-Kadın yanlış biliyor olamaz mı?

-Bilmiyorum.

Zeyno da sıkıldı artık, “kalk o zaman. Bilmediğimiz ne varsa öğreneceğiz” dedi. Hemen internetten uçak biletlerini alıp akşama yola çıktık. O gece bir otelde kaldık Zeyno ile birlikte. Gözüme uyku girmiyordu. Ömer’in okul müdürüne sürekli mesaj atıyor, kadını darlıyordum. Bildiği ne varsa öğrenmek istiyor, sürekli soruyordum. O da Gaziantep’e geldiğimi öğrenince “Sabah okula gelin, konuşalım. Fevri davranıp yanlış bir şey yapmayın” dedi.

Ömer beni hiç aramadı. Sadece bir kere ben aradım ama meşgule attı. Tabi ki bütün bu olanlardan ve her şeyi bildiğimden haberi yoktu.

Sabah Zeyno ile öncelikle bir araba kiraladık, buna ihtiyacımız olacaktı. Ardından hemen okula gittik. Yaz tatili başladığından nasıl olsa Ömer oraya gittiğimi bilemezdi. Bütün gece ağlamaktan gözlerim kan çanağı gibi olmuştu. Müdüre hanım sağolsun bizi iyi karşıladı. O da az sinsi değilmiş ama. Ne yapıp edip Ömer’in ilişki içinde olduğu kadınla ilgili bilgiler toplamış. Numarasını falan da attı bana ama daha fazla yardımcı olamayacağını belirtip gönderdi bizi.

Kendisine çok teşekkür edip sarıldık. O da halime çok üzülmüştü belli ki. “Sakin olun hocam, Allah bir kapıyı kapatır bir diğerini açar. İnşallah düzelir her şey” dedi. Tam çıkarken de “Hocam, bu olanlarda adımı geçirmezseniz çok memnun olurum ” diye de belirtti. Kadın bana o kadar yardımcı olmuşken deli miyim, verir miyim ismini hiç?(Hayvansever)

Okuldan çıkınca Zeyno ile arabaya oturup “Ne yapıyoruz şimdi” diye istişare ettik bir süre. Yapılacak olan belliydi.

Önce derin derin nefesler alıp sakinleştim. Ömer’in beni aldattığı kadını aradım Zeyno’nun telefonu ile. Güçlü hissediyordum kendimi. Kimse beni yıkamazdı, Asiyeydim ben. Güçlüydüm.

Peheeeeey. Kadın telefonu açıp da “Alo” diyince ağlamaktan nefesim kesildi bir anda. Konuşamıyordum. Kadın hala “Alo, alo” diye bağırıyor, ben sesim çıkmasın diye dudaklarımı ısırarak ağlıyordum. Zeyno telefonu elimden kaptı ve konuşmaya başladı.

- Kusura bakmayın, sesiniz gelmedi. Telefon çekmedi galiba.

- Sorun değil, buyrun kimsiniz?

- Biz Ömer Hoca’nın üniversiteden arkadaşlarıyız. Ona sürpriz yapmak istiyoruz da sizin yardımınıza ihtiyacımız var. Yardımcı olursanız çok müteşekkir oluruz.

Ömer deyince kadının bir hoşuna gitti. “Hay hay, sizin için ne yapabilirim” dedi. Yüz yüe görüşmek istediğimizi söyledi Zeyno ve belirtti. “Lütfen Ömer’e şimdilik hiç bir şey söylemeyin.” Kadın da dünden hevesliymiş gibi hemen bir mekanın konumunu attı. Bir saat sonra o mekanda görüşmek üzere telefonu kapattık.

O bir saat geçmek bilmedi. Titriyordum yine. Ateşim yükselmişti ve sanki üstüme bu sıcakta kar yağıyormuş gibi üşüyordum. Nefret ediyorum şu huyumdan. En ufak bir duygu patlamasında hemen ateşim çıkıyor ve her seferinde soluğu hastanede almam gerekiyordu. Bu defa ne olursa olsun güçlü olmalıydım.

Kadının attığı konumdaki kafeye gidiyorduk. Yol boyunca aklımdan binlerce şey geçmişti. En belirgin olan ise Ömer’in ihanetiydi. Güvenmiştim ya. Gerçekten güvenmiş, beni gerçekten sevdiğine inanmıştım. En değerli hazinemi vermiştim ben ona. Daha da fazlasını verirdim. Tek bildiğim ben bunu hak etmemiştim.

Acaba o kadın benden daha mı güzeldi? Daha mı iyi sevişiyordu? Nasıl olmuştu da aklı kaymıştı bu kadına? Ne derdi vardı da bu kadın derman oldu derdine? Benim yapamadığım neyi yapmıştı?

Antep de Antep diye tutturmuştu yıllardır. Burada yaşayacağız diye deli oluyordu. Hiç de sevmedim bu şehri. Bana uğur getirmeyeceğini başından beri biliyordum. O nesini sevdiyse? İstanbul - Arnavutköy gibi bir yer.

Yol boyunca Zeyno ile hiç konuşmadık. Ben sessiz sessiz ağlıyordum, Zeyno ise çok gergin bir şekilde arada sırada omzumu okşuyor, kendi kendine ofluyordu.

Nihayet konuma vardığımızda kadına verdiğimiz vaktin üstünden yirmi dakika geçmişti. Çok korkuyordum. Ömer’e olan bütün hıncımı bu kadından almamak için kendimle savaşıyordum. Buraya gelene kadar da onun için savaştım. Kendime hakim olmam gerekiyordu. Zeyno elimi tuttu ve “hadi” dedi. Birazdan hayatımın rolünü yapacaktım.

Güneş gözlüklerimizi takıp mekana girdik ve tek başına oturan kadınlara bakmaya başladık. O sırada kırk yaşlarında bir kadın oturduğu masadan kalkıp pişmiş kelle gibi sırıta sırıta “Hiş gildiniiiiiz” diye bizi karşıladı. Ben mekanın çalışanı sanmıştım ama meğer Ömer’in sevgilisi olan kadınmış. Olgun bir kadındı. Yüzündeki estetik dokunuşlara rağmen olgun olduğu anlaşılıyordu. Ömer’in olgun kadınlardan hoşlandığı yada hoşlanacağı hiç aklıma gelmezdi.

Yalandan güler yüzle cevap verdim kadına. Sonuçta onun bir suçu yoktu. Ben hatayı onda değil, hayatıma aldığım, hayatımı paylaştığım adamda aramalıydım. Şu anda bu kadını yere yatırıp saçlarını yolmak en kolayıydı ama hesabı başkasına sormalıydım. Bir de kadının (estetik müdehalelerden kaynaklı da olabilir) bir konuşma bozukluğu vardı. Kelimeler de tam anlaşılmıyordu.

Geçip masaya oturmadan önce lavaboya gidiyorum diye çıktım ve Ömer’i aradım. Telefonu açıp “Söyle kurban olduğum” dedi. Sesini duyunca gözümden aşağı kocaman bir damla yaş süzüldü ve onu ne kadar sevdiğimi, ne kadar özleyeceğimi düşündüm. En çok da bana “Kurban olduğum” deyişini...

“Seni çok sevdiğimi söylemek istedim sadece” dedim.

“Ölürüm sana ölürüm. Ben de seni seviyorum kurban olduğum” dedi ve telefonu kapattık.

Masaya döndüğümde Zeyno kadını ikna etmeye çalışıyordu. “Lütfen, Ömer hocayı arayıp buraya çağırın. Bizi görmesi ona çok büyük sürpriz olacak. Çok özledik birbirimizi. Belki size benden bahsetmiştir. Ben Zeyno” deyince kadın da hemen ikna oldu. Benim de adımı sordu ama yalan söyledim ve hemen belirttim. “Bizden bahsetmeyin lütfen, tam bir sürpriz olsun”.

Çıt bile çıkarmıyorduk kadın telefonu eline aldığında. Biz “Ömer mutlu olur” dedikçe o da heyecanlanıyordu. Belli ki onu mutlu etmek istiyordu. Telefon çalmaya başladığında elim ayağım titremeye başladı. Çaktırmadan Zeyno’nun elini tuttum. Nihayet açıldı telefon. Kadın heyecanla “Aşkım. Sana bir sürprizim var. “

-Hayırdır yavrum, ne sürprizi bu?

-Çok sevineceksin aşkım. Hemen gel. Güven bana değecek buna.

Allahım, eğer varsan; biliyorum aramız çok iyi değil seninle. Biliyorum, yapma dediğin ne varsa yaptım. Ama kimsenin umuduyla oynamadım. Eğer varsan lütfen Ömer’e evlilik yüzü gösterme. Damatlık giyemesin, birinin kocası olamasın ve Allahım, lütfen baba olamasın. Başına gelen her kötü şeyde aklına ben düşeyim. Senden başka hiç bir şey istemiyorum. Ona edeceğim en büyük bedduam bu olsun. Baba olamasın.

Ömer gelene kadar yarım saat geçti. O süre içinde ilişkileri ile ilgili bilgi almak istiyordum. Merak ediyordum deli gibi. Nasıl başlamışlardı mesela? İlk adımı kim atmıştı? İlk kim “Seni seviyorum” demişti? Nasıl bir ortamda tanışmışlardı? Onun bu kadınla nasıl bir ortak noktası olabilirdi ki? Hepsini olmasa da bir kısmını Ömer’in arabası mekanın önünde durana kadar öğrenmiştim.

Kadın bunun babasının terzi dükkanının sahibiymiş. Ömer’in babası vefat etmeden önce tanışıyorlarmış. Askere gitmeden önce sevgili olmuşlar bu kadınla. Bir senelik ilişkiden sonra Ömer’in yaşı çok genç olduğu için problemler yaşamaya başlamışlar. Kadın da bu ilişkinin sonu yok diye Ömer’i terk edip bir başkası ile evlenmiş. O süre içinde Ömer büyük bir depresyona girmiş ve üniversite okumaktan vazgeçip askere gitmiş. On sekiz ay askerlik yapmış.

Ay sinir krizi geçirecektim dinlerken. Neye sinir olacağımı şaşırmıştım. Ömer bana eski sevgilisinin buradan olduğunu söylemişti ama çocukluk aşkı olarak bahsediyordu ondan. Haklı da sayılır zaten, çocukmuş daha. Bu şırfıntıya ne demeli peki? Ortalıkta adam mı kalmadı da çocuğa elini sürmüş. Sübyancı orospu.

Ömer askerden dönünce dükkanı satın almak için köyden bir tarla satıp buraya geri dönmüş. Satış işlemleri sırasında yeniden ama arkadaş gibi görüşmeye başlamışlar. Zaten kadın da boşanma aşamasındaymış. Ömer bunu öğrenince arkadaşlıktan ileriye taşımak istemiş bu ilişkiyi yeniden ama kadın kabul etmemiş. Üniversite okuyup mesleğini eline almadan görüşmek istemediğini söyleyince Ömer’de üniversite okumaya karar vermiş.

İki sene önce buraya gelip gitmeye başladığı o dönem de yeniden bir araya gelmişler ve kadını ikna etmiş...

Ay ben nasıl geri zekalıyım var ya? Resmen oynadı benimle kedinin fareyle oynadığı gibi. Babasını bile kullandı bunun için. Vasiyet masiyet diye ölmüş adamı da alet etti. Salaklık bende ki hiç sormadım kimseye de. Gerçi bir ara aklıma geldi Ömer’in annesine sormak ama konu hassas ya, hatırlatıp da insanları üzmeyeyim diye düşünmüştüm.

Ömer’in arabasının mekanın önünde durduğunu görünce elim ayağıma dolaştı heyecandan ve panikten. Zeyno’ya baktım korkulu gözlerle. O da “Sakin ol, yanındayım” dedi ve elimi tuttu.

Bir kez daha aradım Ömer’i, meşgule atıp “Duşa giriyorum” diye mesaj attı. İçeriden kendisini izlediğimi bilmiyordu.

Bir dakika sonra da mekanın kapısından içeriye girdi. Masaya yaklaşırken önce adımları yavaşladı, daha sonra tamamen durdu. Öyle dikilip bize bakıyordu. Masada Zeyno ve Ömer’in kurban olduğu kadınlar...

Mekanda sanki kimse yoktu bizden başka. Gözümü gözlerinden bir an olsun ayırmıyordum. O ise ne yapacağını bilemiyor, kendini tuzağa düşürülmüş gibi hissediyordu. Bir o kadına bir bana bakıyor, ne yapacağını düşünüyordu. Eliyle başını okşadı ve bir an geri gidecek gibi oldu ama gitmedi. Bize doğru döndü ve hızlı adımlarla yanımıza doğru gelmeye başladı.

Kadın gülümseyerek kollarını açıp “Hoş geldin aşkım, sürpriiiz” dedi.. Ömer kadına dokunmadı bile. Yanından geçip yanıma kadar geldi. Gözleri ıslaktı. İşte böyle pişman olacaksın Ömer efendi. Daha çok ağlayacak, çok yalavaracaksın geri döneyim diye ama bitti. Adi köpek, ne istedin de vermedim? Neyim yeterli gelmedi sana? Tamam, mükemmel değilim ama olmak zorunda da değilim zaten. Sanki sen mükemmel misin? Hayır. İşte o yüzden daha peşimde çok koşacak, çok af dileyeceksin. Ayaklarıma kapanıp aşk dileneceksin benden.

Hoş, hiç de öyle bir şey olmadı. Kadının yanından geçip doğruca yanıma geldi. Bir süre gözlerimin içine içine baktı öylece. Ben af dileyecek sanırken bana tokadı koyduğu gibi yere serdi beni. Canımı bu şekilde acıtamazdı. Ben bunun gibi ne tokatlar yedim çocukluğumdan beri? Sen beni bununla incitebilir misin? Attığın kazıktan başka canımı ne acıtabilirdi ki?

Zeyno hemen kaldırdı beni. Ilk defa onu böyle delirmiş halde görüyordum. Ömer’e ağzına geleni sayıyor, arada sırada bir şeyler fırlatıyor ve bana yaptığı haksızlıktan bahsediyordu. Kadın şok içinde kalmıştı.

Mekandaki herkes bize bakıyordu ama aldırmıyordum. Dudağımın kenarı kanamıştı. Elimin tersi ile sildim ve önüme gelen bir tutam saçı tutup kulağımın arkasına attım havalı bir eda ile. Ağlamadım, üzülmedim de. Sadece az önceki gibi bir ifade ile Ömer’e bakmaya devam ettim. Bakışlarımda nefret ve öfke dışında başka bir duygu aramaya gerek yoktu.

Kadın da etrafa bakıp bakıp neler olup bittiğini anlamaya çalışıyordu. En sonunda Ömer’in koluna girip “Ne oluyor aşkım” dedi. Ömer zaten öfkeden deli olduğu için kolunu savurarak kurtuldu kadından ve “Ne aşkı be, rahat bırak artık beni” deyip arkasını döndü ve kendi kendine bir şeyler söyleyerek mekandan çıkıp gitti.

-Kızlar neler oluyor böyle? Bana da anlatın. İyi misiniz siz? Hay allah, ne oldu böyle birden bire?

Artık hiç bir şeye gerek yoktu. Masadan bir peçete alıp dudağımı sildim ve milletin bakışları arasında ayağa kalktım. Zeyno da olan biten her şeyi kadına anlattı hızlıca. Her ikimiz de aldatılmış, ihanete uğramıştık. Kadın da bunu öğrenmişti bu vesile ile. Biz kalkarken kadın da masada ağlıyordu. Valla onu da ben düşünmeyeyim artık.

Milletin bakışları ile mekandan çıktık. Tam arabaya biniyordum ki Ömer koluma yapıştı. Keşke filmlerdeki gibi “Bırak kolumu, canımı acıtıyorsun” deseydim ama ben hiç o prenses kızlardan olamadım hayatım boyunca. Nasıl kandırıldığımı düşünüyordum o an sadece. Bu hayatta herkese altın tepside sunulan her şey için yıllarca çalışmış çabalamış ve yine de başaramamıştım. Hayatın ya da kaderin benimle bir derdi vardı ve tüm hiddetim ve öfkem onaydı. Hayata öfkeli, küs, kırgındım artık. Hayattaki yegane düşmanım artık hayatın ta kendisiydi.

İşte bütün bu öfke, düşmanlık ve hiddet ile elimi yumruk yapıp Ömer’in gözünün üstüne patlattım bir tane. O kadar hızlı ve o kadar serttim ki, sanki karşımda Ömer değil, yaşadığım bu iğrenç hayatın kendisi vardı.

Yumruğun etkisi ile Ömer yere düştü ve bir tane de taşaklarına tekme atıp arabaya bindim. Ömrümü, gönlümü, geçmişimi ve geleceğimi o şekilde yerde iki büklüm yatarken bırakıp çekip gittim. Dikiz aynasından son kez ona baktığımda çok iyi hissediyordum kendimi.

Hayat mı, ondan nefret ediyordum.

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.