İçeriğe geç

Bir Yangının Gülü

Bölüm 37 · 7 dk okuma

Bir Yangının Gülü

Bölüm 37

Bölüm 36

Bazen ağlamak ve kalkıp dans etmek arasında kaldığınız oluyor mu? Bu aralar nedense öyleyim. Mutlu muyum değil miyim anlamıyorum. İçimden coşkulu bir sevinç yükseliyor bir anda, derken ağlamaya başlıyorum. Oysa az önce dans etmeye hazırlanıyordum. Kafayı iyice yedim galiba.

Geçenlerde evde otururken camdan kar yağışını izliyordum. Kar taneleri lapa lapa düşüyor, tüm şehri beyaza boyuyordu. Çocukluğumdan beri kar yağışını hep çok sevmişimdir. Sanki şehrin tüm günahlarını, tüm pisliklerini örtüyordu bir anlığına da olsa. Etkilenmemek elde değildi. İstanbul’u en çok geceleri yada kar yağışlı zamanlarda seviyordum. Şuan, ikisinin de bir arada olduğu bir andı.

Pencereden dışarıyı izlerken kahvemden bir yudum aldım ve o an başım fırıl fırıl dönmeye başladı. Aynı anda vücudumu soğuk bir hava dalgası kapladı. Sanki çalışan bir arabada oturuyormuşum gibi tirtir titriyormuş gibi hissediyordum. Kendimi sanki bir madde etkisi altında gibi hissetmeye başlamıştım. Halbuki yakın zamanlarda ne alkol ne de başka bir yasaklı madde kullanmamıştım. Böyle söyleyince de sanki daha önce kullanmışım gibi oldu ama, neyse işte.

Biraz koltuğa oturup üstümü örttüm ve baş dönmesinin geçmesini bekledim ama hayır. Bir şey oluyordu. Bir şeyler ters gidiyordu. Bunu hissediyordum çünkü algılarım bozulmaya başladı. Ya dünya çok yavaşlamıştı, ya da ben hızlanmıştım. Zaman geçmek bilmiyordu.

Kendi kendime konuştum bir süre ve konuşmamın kaydığını fark ettim. Sarhoş gibi konuşuyordum.

Ayağa kalkıp evin içinde biraz dolaştım ama düz çizgide bile yürüyemiyordum. Ayaklarım sekiz çiziyordu. Biraz endişelendim ama kontrolümü de kaybetmedim. Telefonu elime alıp pencereden bakmaya devam ettim kafam dağılsın diye. Yer ve zaman algım tamamen gitmişti. Sokakta karın altında yürüyen bir adam gördüm. O an saate baktım ve dakikayı aklımda tuttum. Bakın bu önemli bir detay. Ben o adamın sokakta yürüyüşünü neredeyse iki saat kadar izledim. Her hareketi hafızama kazındı adamın. Adam gözden kaybolana kadar iki saat falan geçmiştir. Vücudum kilitlenmiş şekilde ona odaklanmıştım. Adam köşeyi dönüp gözden kaybolduğunda saate yeniden baktım. Bir dakika bile geçmemişti. Kesinlikle bir sorun vardı.

Dışarıya çıkıp çıkmama konusunda kararsız kaldım. Hava almak iyi gelir diye düşünmüştüm ama emin olamadım. Ya dışarıda başıma bir şey gelirse?

Zaman bir türlü geçmiyordu. Evin içinde dolaşıyor, zaman geçsin diye bir o yana bir bu yana yürüyordum ama ıh ıh. Ne yaparsam yapayım saat ilerlemiyordu. Sanki zaman durmuştu.

Bana göre saatler geçmişti ama gerçek hayatta on dakika falan olduktan sonra bir anda kalbim çok hızlı bir şekilde çarpmaya başladı. Aynı anda vücudumu inanılmaz bir adrenalin kapladı. Heyecandan öleceğim sanki. Bana ne oluyordu? Bilincim kayboluyordu yavaş yavaş. Ölecektim, yada deliriyordum. İkisinden biriydi ve ikisi de çok yakın geliyordu bana. Gecenin bir yarısı ve ölüyordum. Bu evde cesedimi bulacaklardı. Acaba öldüğümü ilk kim fark edecekti? Muhtemelen haber vermeden okula gitmediğim için okuldakiler anlardı. Ömer’in pek anlayacağını sanmıyorum, çünkü bağlarımız giderek zayıflıyordu ve bu yüzden sıklıkla konuşmuyorduk.

Bari tek başıma ölmeyeyim, cesedimi çürüdükten sonra bulmasınlar diye apar topar karşı dairenin zilini çaldım. Kimse çıkmadı. Bir daha çalayım dedim ama elim zile yapıştı sanki, çekemedim. Vücudum beton gibi kaskatı kesildi. Elimi çekmeye çalışıyordum ama yapamıyordum. Derken birileri panikle gelip açtılar kapıyı. O an belirsizlikler başladı işte. Parça parça hatırlıyorum. Bina sakinleri başımıza toplanmış, üst ve alt katlardan merdiven boşluğundan bana bakıyorlardı. Herkes bağırıp çağırıyor, ortalıkta koşturuyorlardı. Apartman boşluğundaki zeminde başım birinin dizlerinde olacak şekilde yatıyordum. Sonrası yine yok.... Bir ara kendime geldim, göğüslerime ve karnımın değişik yerlerine bir şeyler yapıştırmışlardı ve EKG gibi bir cihaza bağlıydım. Nabzımın 210 olduğunu söylediler. İçimde bir kuş pır pır uçuyordu ve nefes alamıyordum. Tekrar kapandı gözlerim. Kendime geldiğimde ambulansta gidiyorduk. Beni cihazlara bağlamışlardı ve bana sorular sorarak uyumamı engellemeye çalışıyorlardı. Vücudumu saran soğuk hava dalgası şiddetini arttırıyordu. Ben de biliyorum kar yağdığını, bu öyle fiziksel bir soğuk değildi. Başka bir şeydi o hissettiğim.

İçimde kanat çırpan kuş biraz yavaşlayınca kendime gelir gibi oldum. Saati sordum, bir saat geçmiş. Bana günler geçmiş gibi geliyordu. Derken o kuş yeniden hızlandı. Bu kez daha hızlıydı ve yine nefesim kesildi. Kesit kesit hatırlıyorum. Kimliğimi üzerime koyup kamera ile resimlerimi çektiler, flaş patladı suratıma bir kaç kere. Bu sanırım öldüğüm andı. Morgda üzerime koyacaklardı galiba. Ay inşallah güzel çıkmışımdır. Flaş da nasıl patladı öyle. Bütün cilt problemlerim çıkmıştır şimdi, of. Bakacaklar resme, “İyy tipe bak” diyecekler. Nabzımın 240 olduğunu söylediklerini duydum. Ekg’den tuhaf sesler gelmeye başladı. Başımda sağa sola koşturuyorlardı. Bir şey oluyordu ama gözümü açamadığım için bilmiyordum ne olduğunu. Gözlerimi açtığımda hastanede yatakta yatıyordum. Kollarım delik deşikti. Serumlar, sakinleştirici iğneler yapmışlardı. Bilincim hala kapalı gibiydi. Konuşamıyordum, konuşmaya çalışınca sarhoş gibi geveleyip duruyor kelimeleri telaffuz edemiyordum. Tuvalete gitme ihtiyacı duyuyordum ama söyleyemiyordum. Cümleye başlıyor, devamını getiremiyordum. Telefonum cayır cayır çalıyordu ama elimi kaldırmaya bile halim yoktu ve neredeyse altıma işeyecektim. Yeniden yumdum gözlerimi uyanık kalmaya çalışsam da.

Bu kez gözlerimi açtığımda başka bir odadaydım. EKG’ye bağlıydım. Kollarımda hala serumlar vardı ve altıma işemiştim. Doğrulmaya çalıştım fakat yapamadım. Sanki bir şey üstümden bastırıyordu. Üstümdeki örtüyü kaldırınca kollarımın sedyeye plastik kelepçe ile bağlandığını gördüm. İşte o an bilincim açıldı ama ben delirdim. Çığlık kıyamet bağırmaya başladım. Duvardaki dijital saat sabahın altısını gösteriyordu ve ortalıkta kimse yoktu. Bağırıyor bağırıyor ama sesimi duyuramıyordum. Sonunda iki erkek ve bir kadın koşarak içeri girdiler.

- Siz kim olduğunuzu sanıyorsunuz? Şikayet edeceğim sizi. Beni neden bağladınız, çözün hemen beni. Deli değilim ben. Madde falan da kullanmadım çözün beni.

- Asiye hanım bi sakin olun, şimdi çözeceğim sizi. Sakin olun lütfen, çırpınmayın.

- Çöz beni. Uyuşturucu kullanmadım ben. Çöööööz. Bırak beni dedim sana bıraaaağk.

Duramıyordum. Sakin falan olamıyordum. Kollarımdan serumlar çıktı. Kadın hemen gelip her iki kolumdan da iğne yapıncaya kadar çıldırmış gibi davranmaya devam ettim. Neden böyle davrandığıma da anlam veremiyordum. Sanki bedenim ele geçirilmiş gibiydi.

Yine uykum geldi. Daha sakindim artık ve sordum.

-Beni neden bağladınız? Ne oluyor bana? Ölüyor muyum?

- Çok çırpındığınız için hem kendinize hem de hemşire arkadaşlarımıza zarar veriyordunuz. O yüzden sizi bağlamak zorunda kaldık. Eğer daha iyiyseniz çözeceğim ama sakin kalın lütfen.

Eline aldığı pense ile kelepçeleri kesti hemen. O kadar çırpınmışımki, bileklerimi kesmiş kelepçeler.

“Ben kimseye zarar vermem, yalan söylüyorsunuz” dediğimde adam cebinden telefonunu çıkartıp bana doğru tuttu. Bir video oynuyordu. Videoya dikkatlice bakmaya çalıştım. Videoda ben vardım, diğer odada yatakta yatıyor, kadın bir hemşireye saldırıyordum. “Orospu. Orpsusun sen. Beni öldürmeye çalışmak ne demekmiş göstereceğim sana” diye bağırıyor, kızın saçlarına yapışmış elimden bırakmıyordum.Tabi o esnada kollarımdan serumlar çıkmış, kanamıştı serum yerleri.

Ama... Ben... Hatırlamıyorum. Yemin ederim ben bunları yapmış olamam. Ben dünyadaki en feminist insan sayılırım. Hele ki sağlık çalışanlarına şiddete son derece karşıyım. Her türlü şiddete karşıyım da sağlık çalışanlarına hayatta yapmazdım böyle bir şey. Bedenim ele geçirilmişti sanki. Ben böyle biri değildim.

Saçma sapan rüyalar gördüm. Ateşlerde mi yanmadım, uçurumlardan mı düşmedim, polislerden mi kaçmadım? Kendime geldiğimde biri saçlarımı okşuyordu ama gözlerimi aralayamadığım için kim olduğunu anlayamadım. Bir süre sonra elimi tutmaya başladı o kişi. Elimi tutuyor, arada sırada beni öpüyordu. Kokusundan tanıyabildim. Ömer’den başkası olamazdı.

Zorladım kendimi uyanmak için ama uyanamıyordum. Sanki o halk arasında dolaşan karabasan olayları gibiydi. Her şeyi duyuyordum, ama elimi bile kıpırdatamıyordum. Tamamen uyanıktım. Beynim ve bilincim benimle oyun oynuyordu sanki. Filmlerdeki gibiydi. Hani yoğun bakımdaki hasta her şeyi duyar ama tepki veremez, durum aynen öyleydi.

Ay Ömer beni sidikli sidikli gördü, Allah kahretmesin ya. Of rezil oldum.

Nihayet zorlayarak da olsa gözlerimi açabildim. Ömer’e sımsıkı sarıldım. Kokusunu içime çeke çeke, ağlaya ağlaya tuttum ellerini. Ömer de saçlarımı okşamaya, beni öpmeye devam etti. Çok şükür üstümdeki her şeyi çıkartıp hasta önlüğü gibi bir şey giydirmişler. Neyse ki Ömer altıma işediğimi görmemişti.

Akşam taburcu ettiler bizi. Ömer’in anlattığına göre doktorlar neyim olduğunu anlayamamışlar. Tüm testlerim temiz olduğu için de psikiyatrik bozukluk olarak geçmişler kayıtlara. Bütün gece sayıklamış, kendi kendime konuşmuş ve hemşirelere saldırmışım. Sabah da Ömer’i tanımamışım. Bu yüzden doktor ciddi bir psikiyatrik muayene önermiş. Halüsünasyonların sebebi ise hala belli değilmiş. Onlar da benim gibi düşünüp vücudumda yasaklı madde aramışlar. Belirtiler onu gösteriyormuş çünkü ama ben eminim, bile isteye bir şey kullanmamıştım. Yanlışlıkla almış olabilirim diye inceleme yapılmış ama ona da rastlanmamış.

Bir hafta rapor verdiler bana. O bir hafta Ömer de yanımda kaldı. Zaten ilk üç gün sakinleştirici iğneler ve antidepresanlar yüzünden kendimi sarhoş gibi hissesiyordum. Ömer’in yanımda kalması çok iyi oldu. Kendime iyice geldiğimde de hasret giderdik. Onu çok özlemiştim. Ona dokunmayı, onu öpmeyi, onunla sevişmeyi, oturup sohbet etmeyi, el ele tutuşup amaçsızca yürümeyi. Hatta onunla hiç bir şey yapmadan öylece oturmayı bile özlemişim. Sanırım onu dinlemediğim için, Gaziantep’e gitmediğim için pişmanlık duyuyordum. Evlilik de yaklaşıyordu yavaş yavaş. Eş durumundan giderim nasıl olsa diye düşünüyordum ama ben hayatın benimle ilgili başka planları olduğunu nereden bilirdim.

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.