Çok rezil bir mezuniyet töreni geçirdik. Neredeyse karakolluk oluyor, mezuniyetimizi yakıyorduk. Hepsi benim salak arkadaşlarım yüzünden oldu. Halbuki onları ne kadar uyardım, “Yapmayın, etmeyin” dedim ama dinlemediler beni.
Tamam plan benden çıkmış olabilir ama onlar da uymasaymış bana. Allah Allah, ben sadece yapalım mı diye teklifte bulundum. Zorla yaptırmadım ya, onlar da dünden razıymış.
Tamam, birazcık zor kullanmış olabilirim. Hatta uymak istemediler diye küsüp, Ömer’e de “Boşuyorum ulan seni. Boşol boşol boşol”diye bağırmış da olabilirim ama sadece bir fikirdi benimki. Başımıza gelebilecekleri nereden bileyim.
Her şey mezuniyet töreninin tarihinin açıklanması ile başladı. KPSS bitmiş, rahat bir nefes almıştık. Hepimiz için yorgun ve stresli bir dönemdi. Bu yüzden kafamız dağılsın diye törene katılmaya karar verdik.
Yaklaşık yirmi kişi ile yine evde oturuyor, sohbet edip oyunlar oynuyorduk. Gizem oflayarak “Törende ne giyicez yaa” deyince tüm konuşmalar kesildi. Özellikle kızlar aynı anda Gizem’e kanalize oldular. Gerçekten bu detayı hiç düşünmemiştik. Biz şimdi ne giyecektik. Biraz kilo vermiştim ama mezuniyette giyecek kadar güzel bir elbise ayarlamamıştım. Belki kızların elbiselerinden birini ödünç alırım diyordum ama onların hali benden daha vahim. Kelin ilacı olsa kendi başına sürer.
Zeyno çok güzel siyah bir elbise gösterip onu giyeceğini söyledi. Diğer kızlar da sırayla giyecekleri kıyafetleri göstermeye başladılar. Kızlardan biri bir elbise gösterdi. Krem rengi, şahane inci ve dantel detayları olan bir elbiseydi. O kadar güzel ve şık bir şeydi ki, hepimiz neredeyse aşık olduk. Tarlatanı olmayan bir gelinliği andırıyordu. Kıza “Kesinlikle bunu giy” dedik ama o “Olmaz, bunu Asiye’nin düğününde giyeceğim” dedi. Lan salak, ben bunu sana düğünümde giydirir miyim? Kocamı da vereyim istersen. Düğünümde beyaz giyecekmiş, üstelik gelinlik gibi bir şey. Katiyen kabul etmem.
İşte o an aklıma o dahiyane plan geldi. “Törenden sonra balo yapılacak ya, işte o baloda düğün yapalım.”
Tamam, ben bunu düşünürken mantıklı gelen gerekçelerim vardı. Kız düğün yapmak ne kadar zor, zahmetli ve masraflı. Ev tut, dayayıp döşe, gelinlik damatlık al, düğün salonu tut, orkestra ayarla. Davetliler için yiyecek içecek için cattering şirketleri ile anlaş, fotoğraf çekimi için fotoğrafçı ile anlaş... Bunlarla da bitmiyor ki. Davetliler de tek tek giyinecek, kuaföre gidecek, vakit ayıracak falan. İşte ben de düşündüm ki, bütün bunlar balo için zaten ayarlanmış olacak ya, o ara evlenelim. Nasıl plan? Tamam susar mısın, ben de biliyorum saçma olduğunu ama o an mantıklı gelmişti.
O kadar insandan sadece biri mantıklı buldu o planı. Tabi ki Ömer değildi o. “Saçmalama bebeğim, olur mu öyle şey” dedi Ömer. Ne kadar ikna etmeye çalıştıysam da ikna olmadı. En son parmağımı sallayarak “Evlenmiyorum ulan seninle. Evlenirsem de hemen boşayacağım. Hatta şimdiden boşol boşol boşol” dedim. Ciddi değildim tabi. Zaten kimse ciddiye almadı beni. Götleriyle güldüler.
Zeyno: Olur mu öyle şey. Üniversiteden izin falan almak lazım, prosedürü vardır o işlerin.
Ben: İzin isteyelim o zaman. Balo benim düğünüme dönüşse ne olur ki?
Gizem: Diyelim ki izin verdiler, ne giyeceksin?
Ben: Gelinliiiik.
Kerim: Diplomanı almaya da gelinlik ile çıkarsın artık hahahah.
Kerem: Cübbeyi de gelinliğin üstüne giyersin hahahah.
Zorbaladı beni uyuzlar. Yok kepi duvağımın üstüne takarmışım, yok çiçek yerine diplomamı fırlatırmışım, yok yakalayan mezun olurmuş... Geri zekalılar, size iyilik yapanda kabahat. Ben de hazır düğüne gider gibi hazırlanacaklar, tekrar uğraşmasınlar diye kendi düğünümü feda edip aradan çıkartmaya çalışıyorum. Bok yesinler, Hepsine küstüm. Hatta zeynoyu instagramdan engelleyip Facebookta Ömer’den boşandım.
Sinem: Ya aslında mantıklı biliyor musunuz? En azından kızın gönlü olsun. Onun düğünüymüiş gibi davranırız. Sadece Asiye’nin arkadaşları bilir o balonun Asiye’nin düğünü olduğunu.
Ömer: Ya olur mu öyle şey? Ben kurban olduğuma en güzel düğünü yapacağım zaten.
Can: Ya bence de olur. Hem düğüne herkes gelemeyebilir. Hazır hepimiz bir aradayken yapalım derim ben.
Gizem: E ne giyeceğiz peki?
Ben: Ya zaten baloya da düğüne gider gibi gitmiyor muyuz? Tamam işte, zaten saçımız başımız da ona göre yapılacak. Haksız mıyım Zeyno? (Hak versin diye bacaklarını çimdiklediğim için çığlık attı.)
Zeyno: Olabilir aslında ya, düşününce mantıklı geldi.
Ben: Mantıklı tabi. Hem tekrar para harcamayacaksınız arkadaşlar. Rica ederim.
Sinem: Bir kaç kadeh içmeden mi evlendireceğiz seni? Biliyorsun balo alkolsüz olacak. Rektörlük kesinlikle alkole müsaade etmez.
Ömer: Gizli gizli sokarız. Kimseye çaktırmadan içeriz. Sadece bizim düğünümüz olduğunu bilenlere ikram ederiz.
Aç köpek. Konu alkol olduğu zaman balıklama atlıyor. Ben senin bütün saçlarını tek tek yolardım da neyse, dua et işime geliyor şu durum.
Masadan bir kaç kişi de mantıklı fikirler üretti ve planımız böylece son halini aldı.
Plan: Benim davet edeceğim kişiler baloya değil, aslında benim düğünüme gelecekler. İçeriye alkoller Ömer’in arkadaşları tarafından gizlice sokulup gizlice dağıtılacak. Can ve Kerim fotoğraf işlerini halledecek. Mezuniyet baloları zaten düğün gibi olduğundan biz de ona göre hazırlanacağız. Gelinlik olarak da şu kızın gösterdiği dantelli ve incili krem rengi elbise var ya, onu giyeceğim. Bu kadar basit bir şeyi organize edebilmek için yirmi kişiye tek tek laf anlatmak zorunda kaldım.
Gizem: Düğün davetiyesi de istersin sen şimdi.
Zeyno: O iş bende. Yalnız bir şartla yaparım. Kesinlikle sarhoş olmayacaksınız hiç biriniz. Yoksa yönetim sorun çıkarır. Başımız belaya girer. Hem ben bölüm birincisiyim, konuşma yapacağım. O yüzden rica ediyorum dikkatli olun. (Kendisi sarhoş oldu)
Ben: Yok aşkım sen hiç merak etme, ben herkese göz kulak olurum. (Kendisine bile sahip çıkamadı)
Ertesi gün Zeyno ile birlikte kepaze diyebileceğimiz bir davetiye hazırladık.
Gereği düşünüldü...
Birbirine karşı “sevmek” suçunu işlemiş olduklarından, medeni kanunun 4721. maddesine göre evlilik cezasına çarptırılmışlardır. Sizleri de Mezuniyet balosunda aralarında görürlerse cezaları ömür boyu mutluluğa dönüşecektir.
Not: Baloda gizlice Asiye ve Ömeri evlendiriyoruz. Gizli alkol servisimiz vardır. Düğün gizli olacağı için kimseye söylenmemesi önem arz etmektedir.
O gün geldiğinde hepimiz gerçekten sanki mezuniyet balosuna değil de düğüne gider gibi hazırlanmıştık. Ömer zaten her zaman takım elbise giyerdi am bu kez smokin ile çok yakışıklı ve karizmatik olmuştu. Gerçekten bazen soruyorum kendime bu çocuk bende ne buldu diye. Hayran hayran baktım ona bütün gün.
Saat yaklaştıkça ben heyecanlamaya başladım ama yok böyle bir şey. Adımı unutacağım neredeyse.
Bütün kızlar hep birlikte kuaföre gidip hazırlandık ve tekrar bizim eve döndük. Bembeyaz elbise de bana çok yakıştı doğrusu. Kuaför masrafı beşe katlamasın diye düğün olduğunu asla söylemedik. Mezuniyet balosuna hazırlanıyoruz dedik. Aynı işlemi düğün için yapınca ne hikmetse masraf beşe katlanıyordu. Benim arkadaşlarım kız tarafı olarak bizim eve toplandılar. Ömerin arkadaşları da erkek tarafı olarak bizim eve gelecek, baloya buradan geçilecekti. Şaka gibi, birazdan evleniyordum.
Kızlar “çiçeksiz gelin olmaz” diyerek günün anlam ve önemine uygun bir buket hazırlamışlar. Bir kaç tane beyaz fon kartonu rulo yapıp etrafına kurdele bağlamışlar ve temsili diplomalar yapmışlar. Sonra onları birleştirip buket görüntüsü vermişler. Aralarına da bir kaç gül yerleştirmişler. Gayet güzeldi bence.
Bizim evde temsili bir kız isteme töreni yapıldı. Arkadaşlarımdan yine istemek zorunda kaldı beni Ömer. “Allah aşkına, ben bu kızı daha kaç kere isteyeceğim” diye isyan ediyordu ama yapacak bir şey yok. Kız evi naz eviydi.
Hepimiz toplanmıştık. Gerçekten hepimiz çok şık görünüyorduk. Gerçekten düğün gibi olmuştu. O sayede gerçek düğünün stresini atıyorduk. Bu arada o kadar kalabalık olmuştuk ki, baloya katılmayacak olanlar benim düğünüm var diye katılmak zorunda kalmışlardı. Ömer itiraz etmeseydi takı da taktıracaktım hepsine. Hatta davetiyeye “Takı takmak zorunludur” yazacaktım neredeyse. Aç köpekliğimin ortama girişi ektedir.
Evden konvoy halinde ayrılmadan önce bir kaç kadeh içelim, gevşeyelim dedik. Bir kısmımız daha şimdiden sarhoş oldu. En çok da Zeyno. Bölüm birinciliği konuşması var diye heyecanlandı, heyecanını bastırmak için de biraz içti ama fazla kaçırdı galiba.
Baloya geçtik ve asıl eğlence oradaydı. Ömerin saf arkadaşları içeriye bir senelik alkolü stoklamışlardı. Şimdi de gizlice sadece düğün davetiyesi olanlara ikram ediyorlardı. Düğünüme gelenler dışında hiç kimse alkol servisi olduğunu bilmiyordu. Bilenler de kimden ve nasıl alacağını biliyor, ona göre servis yapılıyordu. Gizli bir operasyon gibi yürütülüyordu her şey. Bilişimci bir arkadaş da arada sırada müziklerin çaldığı sisteme müdehale edip düğüne uygun şarkılar açıyordu. Yoksa Mozart eşliğinde evlenmek zorunda kalırdım. Bir süre sonra sarhoş öğrencilerin sayısı arttı. Dikkat çekmemek için ne kadar çabalasak da dikkat çekmiştik. Taşklınlık çıkmaması için sürekli hoparlör sisteminden “Alkol alan öğrencilerin tören alanından uzaklaşması önemle rica olunur” anonsları yükseliyordu.
Balo bitip düğünümüz sona erdiğinde Mezuniyet töreni başladı. Zeyno fazla içmişti ve şimdi hepimiz ayıltmaya çalışıyorduk. Baktık ki ayılamayacak, bu sefer konuşma yapmasını engellemeye çalıştık ama asla ikna olmuyor, illa o konuşmayı yapmak istiyordu.
O an geldiğinde Matematik Öğretmenliği bölüm birincisini sahneye davet ettiler: Zeyno sallana sallana sahneye çıktı. Tutamadık valla, çünkü gülme krizine giriyorduk.
Eline mikrofonu alıp “Her başarılı kadının arkasında güçlü bir erkek vardır: Mustafa Kmeal Atatürk” diye başlayan bir konuşma yapmaya başladı. Okulun hazırlamış olduğu konuşmaya bağlı kalmayıp doğaçlama ilerliyordu. Konuşmanın devamında okulu eleştiriyor, hükümete giydiriyordu. Şoklar içinde kalmıştık. Karının içinden CHP Kadın Kolları Başkanı çıktı resmen. Hepimiz onu alkışlıyor, gurur duyuyorduk. Alkolün etkisiyle de olsa söyledikleri doğruydu ve tüm öğrenciler alkışlar ve ıslıklar ile ona destek oluyordu. Tören alanı bir anda Taksim’de eylem yapan öğrenci grupları gibi karıştı. Ne olduğunu anlayamadık hiç birimiz. Hükümet aleyhinde sloganlar atılıyor, siyasiler ağır eleştiriliyordu. Derken güvenlikler sahneye çıkıp Zeyno’ya engel olmak istediler. Böyle olunca küçük bir arbede çıktı sahnede ve derhal bizim grup sahneye atladık. Sayıca fazlaydık ve bugün bizi susturamazlardı. Güvenliğin biri Zeyno’ya hamle yapınca Zeyno elindeki mikrofonu güvenliğin kafasına fırlattı ve olanlar oldu, tören yarıda kesildi.
Derhal kaçtık hepimiz. Bir hafta sonra mezuniyet balosunda yasaklı madde kullanmak, törenin düzen ve işleyişine engel olmak gibi suçlardan tüm arkadaşlarım ve bana soruşturma açıldı. Özellikle Zeyno’ya. Neyse ki korkulacak bir şey olmadı. Zaten o dönemler üniversite okuyan herkes bir kere taksim’deki yürüyüşlere katılmış, biber gazı yemiş ve okuldan en az bir kere soruşturma yemişti. İnsan alkol alınca eski sevgilisini, ne bileyim küs olduğu arkadaşını falan arar. Bizimki yanlışlıkla hükümeti devirmeye yönelik eylem başlattı. Çok şükür kazasız belasız atlattık. Kazasız belasız dediğim de bu işte. Ama olsun ben mutluydum. Üstümden büyük bir yük kalkmıştı. Düğünümde kız tarafı olmayacak diye içten içe kendimi yiyip bitirmiştim yıllardır. Hatta genç kızken bile kendi düğünümü düşünüp üzülüyordum. Damat tarafı “Ay bu kızın kimi kimsesi yok mu?” diyecek diye aklım çıkıyordu. Baloda özellikle düğün yapmak istedim, çünkü yapayalnız hissetmeyecektim kendimi. Öyle de oldu.