Yaklaşık iki aydır berbat bir haldeydim. Kızlarla kendi evimizde kalıyordum. Bu süre içinde Ömer’i hiç görmedim. Hastaneden taburcu olduktan sonra Zeyno’nun isteği ve kararı ile buraya yerleştim. Ancak olay günü bütün eşyalarım Ömer’in evinde kaldığından bir süre sonra zorlanmaya başladım. Zeyno ve Gizem gidip neyim var neyim yoksa alıp getirdiler. Hatta ihtiyacım olacağını düşündükleri diğer eşyaları da toplamışlar. Evet, Tv de buna dahil.
İlk günler çok kötü geçti benim için. Sürekli yatıp tavanları izledim. Telefon çaldıkça Ömer arıyor sanıp yerimden fırlıyor, başkasının aradığını görünce o telefonu Ömer’in götüne sokmak istiyordum. Arka fonda bayık şarkılar eşliğinde çok rezil bir kaç gün geçirmiştim. Duş almak bile gelmiyordu içimden. İşin iyi tarafı istediğim kiloya düşüyordum, çünkü canım hiç bir şey yemek istemiyordu. Krizi fırsata çevirmek diye buna derim ben.
Ömer beni hiç arayıp sormadı, benimle iletişim kurmak istemedi ve karşıma hiç çıkmadı. Daha doğrusu ben öyle sanıyordum. Sonradan öğrendiğime göre kızlar bunu Ömer’den özellikle rica etmişler. “Ne derdiniz varsa sınavdan sonra halledin, sınava kadar kızı rahat bırak” demişler. Keşke bundan benim de haberim olsaydı da üzüntüden halıları kemirmeseydim.
Az ağlamadım. Hayatımın en rezil dönemlerinden biriydi. Keşkeler ile yaşadım gecelerce. “Keşke o gün öyle tepki vermeseydim. Keşke onu arkadaşlarının yanında rencide etmeseydim, keşke bira şişelerini kafasına atmasaydım” diye düşünüyordum. Sonra ondaki değişimi ve beni görmezden gelişlerini, evde karılarla alem yapışını hatırlıyor, “keşke sehpayı fırlatsaydım bira şişesi yerine” diyordum. Üzgünüm diye evden uzaklaşıyorum, hemen koynuna başkalarını alıyorsun adi köpek. Senin gibi adamın anasını sikerim ben. Sen kimsin be düdüklü tencere?
Ay bak aklıma geldikçe sinir krizi geçiriyorum hala. Evi ne hale getirmiş bir kaç günde? Ben o evi kendi ellerimle dizdim. Her gün üşenmeden yorgun argın okuldan, işten dönüp ellerimle temizledim. O evi o hale getirmeye utanır insan. Ne umutlarla düzenledim o evi ben. Orada yaşayacak, orada çocuklarımın annesi, kocamın karısı olacaktım.
Her şeyi geçtim, ne oluyor sana be adam? Millet son sınıfa gelince hayatın ciddiyetini anlar, gelecek planları, kariyer hedefi falan yapar; senin neden götün başın ayrı oynuyor? “Antep’e atanmak istiyorum” diye kendini parçalıyorsun ama ne sınava çalışıyorsun, ne geleceğimizi düşünüyorsun. Nasıl olacak bu iş? Üstelik yalnız da değilsin, ben varım hayatında. Bu bana haksızlık değil mi? Sonra Asiye “küfür etti, bira şişesi fırlattı” oluyor. Bira şişelerini götüne sokmadığıma dua et.
Bir süre kafamı dağıtmak için müziğe yoğunlaştım. Şarkılar yazıyor, besteliyor, odamda iğrenç sesimle ciyak ciyak bağırarak söylüyordum. Başka şeyler ile uğraşmak iyi geliyordu. Tabi ki amacım geleceğin Sezen’i olmak değildi ama hoşuma da gitmeye başlamıştı. Hatta bir tane şarkımı o kadar sevdim ki, neredeyse şükredeceğim ilişkimde sorunlar yaşıyorum diye. Düşünsene bir, şarkıyı çalarken kızlar gizlice kaydedip internete atıyormuş. Bir kaç gün sonra bir bakıyoruz tıklanma rekorları kırmış. Gazeteler ve haberler benden bahsediyor “Kim bu Asi kız” diye. O ara ben yeni şarkılar da yapıyorum ama Gökçe Kırgız gibi yüzümü gizleyerek yayınlamaya devam ediyorum. Sonra Sezen keşfediyor beni. Onun Kanlıca’daki evine yerleşiyorum. Sertab, Yıldız ve Aşkın ile beraber Sezen’e vokal yapıyoruz. Bir süre sonra albüm çıkartıyor, ülke çapında ses getiriyorum. Ay nolur Sezen beni de evine alsın, bahçedeki köpek kulübesinde bile yatarım.
Böyle salak salak hayaller kurarken aradı Ömer nihayet. Zaten ne zamandan beri arayan herkesi o sanıp koşa koşa bakıyordum telefona. Başkası olduğunu görünce hayal kırıklığına uğruyor, arasın diye dualar ediyordum. Ona çok kızgın olsam da çok özlemiştim. Canımın bir yarısı oydu çünkü. En özelimi paylaştığım adamdı ve bu hale gelmeseydi kocam da olacaktı. Nihayet beklediğim an gelmişti ama bu kez açmaya cesaret edemiyordum. “Açsam mı açmasam mı” diye düşünürken kapandı telefon. Öylece durduğum yerde kaldım. Ağlıyordum sessizce. Derken omzumda bir el hissettim. Sıcak bir dost eli, Zeyno...
“Çok özledin değil mi?”
“Evet”
“Ara öyleyse. Sana engel olan ne?”
“Bunca olan şeyden sonra... Utanıyorum. Hem beni aldattı biliyorsun”
Adamın memesini kopardım ya, kafasını kırdım resmen. Şimdi nasıl hiç bir şey olmamış gibi devam edeyim. Nasıl konuşayım. Hem ben istesem bile o beni affeder mi? O rezillikten sonra bana geri döner mi? Hiç sanmıyorum.
Zeyno iyice yanaştı bana. Elimi tutup öptü başımdan.
“Ne münasebet. O senin nişanlın. Yeri gelince tabi ki kavga da edeceksiniz. Küsmek, kırılmak da ilişkinin bir parçasıdır. Hem sen hiç de haksız sayılmazsın. Sadece verdiğin tepki çok doğru değildi ama bunlar konuşarak halledilebilecek şeyler. Tamam mı güzelim? O yüzden bence oturup konuşmalısınız” dedi ve başımdan öpüp gitti. Sonra geri dönüp “Bir de duş alsan hiç fena olmaz. Ölü sıçan gibi kokuyorsun”dedi.
O gün Ömer’i arayıp yüz yüze görüşmek istediğimi söyledim. Antep’te olduğu için buraya dönmesini beklemem gerekiyordu. Kızların yeterince başını şişirdiğim için Ömer’in evine gitmeyi daha uygun gördüm. Ona da haber vermedim sürpriz olsun diye.
Kapıyı açınca şaşırdım bir an için. Yanlış eve girdiğimi sandım. Hatta geri çekilip kapı numarasına baktım ama yok, gayet bizim dairemizdi ama ev yabancı gibiydi. Evde eskiye dair en ufak bir şey kalmamıştı. Tadilat ve badana yapılmış, eşyalar değişmişti. Evde büyük bir temizlik yapılmış, yeni eşyalar yerleştirilmişti. Ev artık bekar evi gibi değil de yeni gelin evi gibi olmuştu. Ne yalan söyleyeyim, zevkli bir şekilde dayanıp döşenmişti. Hemen Ömer’i arayıp sordum.
- Beğenmedin mi yoksa? Senin için yaptım.
- Çok beğendim, çok güzel olmuş ama neden? Ben evimizi eskiden de çok seviyordum.
- Geçmişe bir sünger çekmek istedim. İstanbul’daki kötü alışkanlıklarımdan uzaklaşmak için Antep’te yaşıyorum ne zamandır. Geri dönmek için senin beni affetmeni bekliyordum.
Akşama geldi Ömer. Nasıl özlemişim onu, burnumda tütüyordu resmen. Birbirimize yeniden kavuşmuştuk nihayet. Gözlerim istemsizce doldu, ağlamaya başladım. Onu kaybedeceğimi sanmıştım. Sımsıkı sarıldım ona, tıpkı memesini ısırdığım zamanki gibi.
O gece uzun uzun konuştuk. Sanki birbirimizi yeniden tanıyor gibiydik. Ömer gerçekten değişmiş, düzelmişti. Bana yeniden aşkla bakıyordu. Yeniden ilk zamanlardaki gibi davranıyor, öpmeye doyamıyordu. Cinsel arzu muydu bu? Sadece arzulanıyor muydum? Sanmıyorum, bu cinsel açlık değildi. O açlık duygusu bende vardı ama onda yoktu. Onun gözlerinde gördüğüm tek şey sevgi ve pişmanlıktı. Yaptıklarından pişman olmuştu. Kendini düzeltmeye çalışmış, bunun için çabalamıştı. O bile yeterdi.
Kokusunu bir daha almayacakmışım gibi çektim içime. Çünkü ondan ayrı kaldığım dönemde “Keşke” dedim onun kokusunu özledikçe. “Keşke daha çok çekseydim içime. Bir daha kokusunu alamayacakmış gibi koklasaydım.”
Çocukluğumdan beri yaşadığım ne varsa günlüklerime yazarım. Her aşkımı, her ilişkimi, tüm özelimi... Kimseyle paylaşmadığım ne varsa bu defterlerdedir. İşte hayatımı emanet edecek kadar güvendiğim adam onları karıştırmış. Aylardır onları okuyormuş. Her şeyi okumuş. Okusun tabi, bana sorsaydı zaten okuturdum ama konu bu değil. Orada yazanlarla beni yargılayıp kararlar almış. Evlilikten korkmaya başlamış.
Bir ara da kıskançlık krizleri ile bunaltıyordu beni. Kıyafetlerime, arkadaşlarıma, kişisel bakımıma karışıyor, gidip geldiğim saatlerin hesabını soruyordu. Hepsi bu sebeptenmiş meğer. Günlüklerimde yazdıklarım yüzündenmiş. Hatasının farkına varmış.
Tabi şeytanlık değil mi? Affetmemiş gibi yaparak kendime bir sürü hediye aldırdım, tatillere götürttüm kendimi. Hatta evde bulaşıkları yıkattım ve arada sırada temizlik yaptırdım ona. “Yoksa affetmem seni” diyordum ve o da ne istersem yapıyordu. Özür dilerim Ömercik. Çamaşırları iki ay boyunca astın, topladın ve katlayıp yerleştirdin ama ben seni zaten affetmiştim. Boşuna aylarca evi temizlemek zorunda kaldın. Bunları yaparken o affettiğimi bilmiyor, gönlümü almak için ne dersem yapıyordu. Şeytan beni görse tövbe edip secdeye eğilir.
“Sen haklıydın, yanlış yaptım. Binlerce kez özür dilerim. Hepsini telafi edeceğim. Boşluğa düştüm, hatalar yaptım ama seni hiç aldatmadım” dedi. Evdeki o kız, Ömer’in arkadaşının sevgilisiymiş. Üstelik kızı da tanıyordum ama o an sinir krizi ile tanıyamamıştım.
Barıştık sanırım, çünkü ikimiz de huzurluyduk. Teknik olarak barışmış olsak da teoride onu hala affetmediğimi söyledim. “Söz veriyorum, beni affetmen için, beni yeniden sevmen için ne gerekiyorsa yapacağım” dedi. Gerçekten de ne gerekiyorsa yaptı bir süre. Bir sonraki bölümde bahsedeceğim o salak şeyi bile yaptı ben mutlu olayım diye.