1. BÖLÜM
Siyah
İnsan sevdiği kişinin dünyasına girmek istediğinde, bazen onun elini tutması yetmez. Onun gördüğü şeylere bakmayı öğrenir. Ben Berk’in dünyasına girebilmek için renklerden vazgeçmiştim. En azından. kıyafetlerimden. Dolabımın karşısında durup elimde tuttuğum siyah gömleğe baktım. Aslında siyahı seviyordum.
Ama artık siyahın benim için başka bir anlamı vardı.
Berk için.
Akromatopsisi olduğunu ilk öğrendiğimde ne yapacağımı bilememiştim. Hastalığın adını ilk kez onun ağzından duymuştum. Renkleri benim gördüğüm gibi görmediğini biliyordum ama bunu gerçekten anlamam zaman almıştı. Bir gün ona sormuştum.
“Peki siyah?”
Bana bakıp kısa bir süre düşünmüştü.
“Belirgin.”
O gün bu kelimeyi aklıma kazımıştım.
Belirgin.
O yüzden dolabımda artık daha fazla siyah vardı.Siyah kazaklar,Siyah gömlekler,Siyah montlar, Siyah elbiseler. Bazen insanlar neden sürekli siyah giydiğimi soruyordu.
Ben de omuz silkip geçiyordum.
Kimseye anlatmıyordum.
Çünkü bu, Berk’le aramızda kalan küçük bir şeydi. Onun için yaptığım küçücük bir şey.Ve ben onun için yaptığım hiçbir şeyi büyük bir fedakârlık olarak görmüyordum. Çünkü onu seviyordum. Hem de bunu ona söylemeye cesaret edemeyecek kadar çok.
Çantamı omzuma takıp odadan çıktım.
“Ben çıkıyorum!” diye seslendim.
Evden çıktığımda sabahın serinliği yüzüme çarptı. İşe yetişmek için hızlı adımlarla yürümeye başladım.
Gün, her zamanki yoğunluğuyla geçti.
İnsanlarla ilgilenmek, sürekli ayakta olmak, bitmek bilmeyen işler…
Saatler ilerledikçe yorulmuştum.Ama içimde garip bir heyecan vardı. Çünkü bugün Berk’le görüşecektim.Ve bunu düşündüğüm her an yüzümde istemsiz bir gülümseme oluşuyordu. Telefonum çantamın içinde titredi
Ekrana baktım.
Berk: Çıktın mı?
İstemeden gülümsedim.
Lal: Çıkıyorum.
Cevap birkaç saniye içinde geldi.
Berk: Bekliyorum.
İki kelime.
Sadece iki kelime.
Ama günümün bütün yorgunluğunu alıp götürmeye yetiyordu. Çantamı omzuma takıp mağazadan çıktım Sokağın başında onu gördüm Berk arabasının yanında duruyordu Uzaktan bile tanımıştım.
Uzun boyu, geniş omuzları ve her zamanki sakin duruşuyla kalabalığın içinde kolayca seçiliyordu.
Beni gördüğünde başını kaldırdı.
Göz göze geldik Gülümsedi.
Benim bütün gün beklediğim an buydu.
Yanına doğru yürüdüm.
“Çok mu bekledin?”
“Hayır.”
“Emin misin?”
“Yirmi dakika.”
Kaşlarımı kaldırdım.
“Bu, hayır mı?”
“Bence evet.”
Güldüm.
“Özür dilerim.”
“Önemli değil.”
Bana birkaç saniye baktı.
Sonra kıyafetlerime göz gezdirdi.
“Siyah.”
Gülümsedim.
“Evet.”
“Yine.”
“Sevmiyor musun?”
“Hayır. Güzel.”
İçimden bir şeyler kıpırdadı.
“Senin için.”
Berk’in yüzündeki gülümseme bir anlığına durdu.
“Ne?”
“Hiç.”
“Lal.”
“Ne?”
“Az önce ne dedin?”
Omuz silktim.
“Bir şey demedim.”
Berk bazen çok fazla şey fark ediyordu.
Benim söylemediğim şeyleri bile.
Neyse… Hadi arabaya binelim.”
“Niye?”
“Yemek yemeye gidelim, sevgilim.”
Sevgilim.
Tek bir kelimeydi.
Ama her duyduğumda kalbim aynı şekilde hızlanıyordu.
Belli etmemeye çalışarak gülümsedim.
“Tamam.”
Berk arabanın kapısını açtı.
Ben de arabaya bindim.
Kapıyı kapattığında yüzümdeki gülümsemeyi saklayamadım Restorana vardığımızda saat dokuzu geçmişti. Berk yine benim rahat edeceğim sakin bir masa seçti.
Yemek söyledik.
Sonra uzun uzun konuştuk.
Bazen güldük.
Bazen birbirimize saçma sapan sorular sorduk.
Berk çocukluğundan bahsetti.
Ben de kendi çocukluğumdan birkaç küçük anı anlattım.
Ama ailemden bahsettiğimde bazı şeyleri özellikle geçiştiriyordum.
Berk bunu fark ediyor gibiydi.
Fakat üstüme gelmiyordu.
Bu huyunu seviyordum.
Beni konuşturmak için zorlamıyordu.
Sadece hazır olduğumda anlatmamı bekliyordu.
Yemekten sonra restorandan çıktık.
“Eve mi?” diye sordu.
Saatime baktım.
Daha erken olduğunu düşündüm.
“Biraz daha kalabilir miyiz?”
Berk bana baktı.
“Kalalım.”
O gece eve dönmek istemiyordum.
Çünkü Berk’in yanında olduğumda zamanın nasıl geçtiğini unutuyordum.
Birlikte sahil tarafına gittik.
Bir süre yürüdük.
Sonra arabaya geri döndük.
Müzik açtık.
Ben şarkıya eşlik ederken Berk bana bakıp güldü.
“Çok güzel söylüyorsun.”
“Dalga geçiyorsun.”
“Hayır.”
“Geçiyorsun.”
“Biraz.”
Gülerek koluna vurdum.
“Berk!”
“Tamam, tamam.”
Bir süre sonra arabayı kenara çekti.
İkimiz de dışarı çıktık.
Gece serinlemişti.
Berk montunu omuzlarıma bıraktı.
Bu kez itiraz etmedim.
Yanında dururken başımı omzuna yasladım.
O da elimi tuttu.
Hiç konuşmadık.
Sadece öylece durduk.
O an hiçbir şeyi düşünmek istemiyordum.
Ne annemi…
Ne evde beni bekleyen tartışmaları…
Ne de sakladığım gerçekleri.
Sadece Berk vardı.
Ve ben.
Saatin nasıl ilerlediğini fark etmemiştim.
Telefonumu çıkarıp saate baktığımda gözlerim büyüdü.
01:45
Berk…”
“Efendim?”
“Çok geç olmuş.”
Saatin bu kadar ilerlediğini ikimiz de fark etmemiştik.
Berk saate baktı.
“Gerçekten de geç olmuş.”
“Annem benim çoktan uyuduğumu düşünüyordur.”
Bunu söylerken içimden bir rahatlama geçti.
Belki gerçekten uyuduğumu sanıyordu.
Belki bu gece hiçbir şey olmayacaktı.
Berk bana baktı.
“İstersen hemen bırakayım.”
“Tamam.”
Arabaya bindik.
Yol boyunca gülümsüyordum.
O gece Berk’le doyasıya vakit geçirmiştim.
Uzun zamandır ilk kez bu kadar hafif hissediyordum.
Ta ki telefonum titreyene kadar.
Çantamdan telefonu çıkardım.
Ekrana baktığım anda yüzümdeki gülümseme silindi.
Anne.
Bir mesaj.
Açtım.
Anne:
Neredesin?
Boğazım düğümlendi.
Telefonu kapatıp çantama koydum.
Berk bana baktı.
“Bir şey mi oldu?”
“Yok.”
“Emin misin?”
“Evet.”
Birkaç saniye geçmeden telefonum yeniden titredi.
Bu kez mesaj daha sertti.
Anne:
Bana yalan söyleme Lal.
Kalbim hızla çarpmaya başladı.
Bir mesaj daha geldi.
Anne:
Kimle olduğunu biliyorum.
Nefesimi tuttum.
Berk’in fark etmemesi için telefonu avucumun içinde sakladım.
Ama mesajlar peş peşe gelmeye devam ediyordu.
Anne:
Eve geldiğinde konuşacağız.
Ardından son mesaj geldi.
Anne:
Eğer o çocukla görüşmeye devam edersen, sonuçlarına katlanırsın.
Telefon elimde donup kaldı.
Berk arabayı kullanırken bana baktı.
“Lal?”
Cevap veremedim Çünkü birkaç dakika önce kendimi dünyanın en mutlu insanı gibi hissederken… şimdi eve dönmekten korkuyordum.
Telefonu yavaşça kapattım.
Berk bana baktı.
“Lal?”
“Bir şey yok.”
Sesim çıkmakta zorlanıyordu.
Ama içimde bir şey, eve gitmemem gerektiğini söylüyordu.
Yine de gitmek zorundaydım.
Evin önüne geldiğimizde saat gece yarısını geçmişti.
Berk arabayı durdurdu.
“Ben bırakayım kapıya kadar.”
“Hayır.”
“Lal…”
“Gerçekten gerek yok.”
Bana birkaç saniye baktı.
Sonra başını salladı.
“Tamam.”
Kapıyı açmadan önce elimi tuttu.
“Yarın görüşürüz.”
Ona baktım.
Gülümsemeye çalıştım.
“Görüşürüz.”
Arabadan indim.
Berk’in arabası gözden kaybolana kadar arkasından baktım.
Sonra derin bir nefes alıp apartmana girdim.
Anahtarı kapıya soktuğumda ellerim titriyordu.
Kapıyı yavaşça açtım.
Ev karanlıktı.
“Anne?”
Cevap gelmedi.
Ayakkabılarımı çıkardım.
Tam odama doğru ilerleyecektim ki salonun ışığı yandı.
Olduğum yerde kaldım.
Annem koltukta oturuyordu.
Beni bekliyordu.
Yüzündeki ifadeyi gördüğüm anda içime bir korku çöktü.
“Anne…”
“Gel buraya.”
Sesi buz gibiydi.
Yavaşça yanına gittim.
“Neden hâlâ ayaktasın?” diye sordum, sesimi mümkün olduğunca sakin tutarak.
Annem ayağa kalktı.
“Bana bir de bunu mu soruyorsun?”
“Ben…”
Cümlemi tamamlayamadan yüzümde sert bir acı hissettim.
Tokat.
Başım yana savruldu.
Bir an ne olduğunu anlayamadım.
Elimi yanağıma götürdüm.
Gözlerim dolmuştu.
“Anne…”
“Sus!”
Sesi evin içinde yankılandı.
“Ben sana o çocukla görüşme demedim mi?”
“Berk’in ne suçu var?”
Bu kez annemin yüzündeki öfke daha da büyüdü.
“Berk mi?”
Acı acı güldü.
“Sen gerçekten hiçbir şey bilmiyorsun.”
“Ne bilmem gerekiyor?”
Annem bana doğru bir adım attı.
“Sen kimin oğluyla görüştüğünün farkında mısın?”
Sustum.
“Berk’in ailesi kim biliyor musun?”
Başımı iki yana salladım.
“Onlar senin sandığın gibi insanlar değil.”
“Anne…”
“Tehlikeliler.”
Sesindeki kesinlik beni susturdu.
“Onların adı sadece parayla, şirketlerle, arabalarla anılmıyor.”
Bir an durdu.
Sonra kelimeleri yüzüme karşı acımasızca savurdu.
“Onlar mafya, Lal.”
Nefesim kesildi.
“Ne?”
“Duydun.”
Başımı iki yana salladım.
“Hayır… Berk öyle biri değil.”
Annem küçümseyen bir bakış attı.
“Sen nereden bileceksin?”
“Ben onu tanıyorum.”
“Hayır. Sen onun sana gösterdiği kısmını tanıyorsun.”
Gözlerimden yaşlar süzülmeye başladı.
Annem devam etti.
“Senin gibi bir kızın onların ailesine ne işi var?”
“Anne…”
“Sen kendini onların oğluna yakıştırıyor musun gerçekten?”
Bu söz içimi paramparça etti.
“Berk beni seviyor.”
“Sevgi mi?”
Annem güldü.
“Onların dünyasında senin sevginin hiçbir değeri yok.”
Başımı kaldırıp ona baktım.
“Beni neden böyle aşağılıyorsun?”
“Çünkü gerçekleri anlaman gerekiyor!”
Bir an sessizlik oldu.
Sonra annem son darbeyi vurdu.
“Sen onların oğluna layık değilsin, Lal. Onlar da seni asla gelinleri olarak kabul etmez.”
Dudaklarım titredi.
“Bunu nereden biliyorsun?”
Annem cevap vermedi.
Sadece gözlerimin içine baktı.
Ve o an ilk kez fark ettim.Annem Berk’in ailesi hakkında benim bildiğimden çok daha fazlasını biliyordu.