ÖN GİRİŞ
Lal, yirmi iki yaşında, hayatın ona erken yaşta öğrettiği şeyleri sessizce taşımayı öğrenmiş genç bir kadındı.
Dışarıdan bakıldığında sakin, kendi halinde ve sıradan bir hayatı vardı. Çalışıyor, ailesiyle yaşıyor ve kimseye yük olmadan kendi hayatını kurmaya çalışıyordu. Fakat Lal’in kimsenin bilmediği bir tarafı vardı.
O, acılarını anlatmak yerine saklamayı tercih ediyordu.
Özellikle de ailesiyle ilgili olanları…
Çünkü bazı gerçekler anlatıldığında insanın hayatının değişeceğine inanıyordu.
Lal’in hayatındaki en büyük değişiklik ise Berk olmuştu. Berk, yirmi altı yaşındaydı. Varlıklı bir ailenin oğluydu. İnsanların onun sahip olduklarını kendisinden önce fark ettiği bir hayat yaşamıştı. Para, güç ve soyadı onun için hiçbir zaman şaşırtıcı şeyler olmamıştı. Fakat Berk’in hayatını diğer insanlardan ayıran başka bir şey daha vardı. Akromatopsisi vardı. Renkleri normal bir insanın gördüğü şekilde göremiyordu. Dünyası büyük ölçüde gri tonlardan oluşuyordu. Bu yüzden onun için bazı ayrıntılar, diğer insanların düşündüğünden çok daha önemliydi.
Işık.
Gölge.
Kontrast.
Belirginlik.
Lal, Berk’in dünyasını değiştiremezdi.
Ama onu anlamayı seçmişti.
Örneğin siyah…
Berk için daha belirgin olan renklerden biriydi. Lal bunu öğrendiği günden sonra siyahı daha fazla giymeye başlamıştı.Berk bunun nedenini bilmiyordu. Lal ise bunu açıklamak için hiçbir zaman acele etmiyordu.
Çünkü onun yaptığı şey bir fedakârlık değildi. Sevdiği adamın dünyasında biraz daha görünür olabilmekti.
Fakat Lal’in Berk’ten sakladığı tek şey bu değildi. Ailesi, Berk’i ve onun ailesini onaylamıyordu. Lal’in annesi bu ilişkiye karşıydı. Hem de Lal’in tahmin ettiğinden çok daha fazla. Lal ise evde yaşadığı baskıyı Berk’e anlatmıyordu.
Onu üzmekten, kendisi için endişelenmesinden ve belki de bir gün her şeyden vazgeçmesinden korkuyordu.
Berk ise Lal’in yanında olmasının nedenini hiçbir zaman tam olarak anlayamamıştı.
Onun parası için mi yanındaydı?
Sahip olduğu hayat için mi?
Yoksa gerçekten kendisini mi seviyordu?
Bu sorunun cevabını zaman gösterecekti.
Çünkü bazı aşklar bir anda başlamaz.
Bazıları sessizce büyür.
Bir bakışta.
Bir mesajda.
Birinin senin için seçtiği renkte.
Ve bazen insan, sevildiğini anlamak için gözleriyle değil…
kalbiyle görmek zorunda kalır.