Seelaam! Biz geldik!
Bu bölüm savcımızın ağzından olacak çünkü zamanı geldi bence. Ama sanırım bu çift diğerleri gibi olmayacak jalmakdjlasv bir tık daha zor olabilir... Kötü anlamda değil
Bölüm şarkısı var, Asena'dan ilk duyduğumuz şarkı. Barış Manço/ Anlıyorsun Değil Mi
Uzatmadan bölüme geçelim efenim, iyi okumalar dilerim >
_____________________________________________________________________
Arabama binip yola çıkarken evrak çantamı ve ceketimi yan koltuğa bıraktım. Emniyet kemerini de takarak yola çıktığımda her şey yolundaydı. Sakince yolda ilerlerken boş otobanda önüme bir araba geçti. Frene basıp duracakken araba durmadı. Panik yapmayıp sakince basmaya devam etsem de bir faydası olmadı.
İnsan bir kontrol eder Asena, tamire verdiğin arabayı kontrol etmeden nasıl alırsın?
Kendi salaklığıma yanarken arabam, öndeki araca çarptı. Normal hızın altında kullandığım için çok sert olmasa da araçlara zarar veren bir çarpışma olmuştu. Emniyet kemerini çıkarıp arabadan inerken karşı aracın da kapısı açılmış ve biri inmişti. Sarıya dönük saçlara, yine aynı şekilde güneşte sarı gibi görünen ela gözlere ve benden uzun boyuna bakarken istemsizce adamı incelediğimi fark ettim.
"Bir insan önünde araç olduğunu görüp neden durmaz? Hadi durmadın, neden bile bile gelip çarpıyorsun?" Çatık kaşlarının ardından konuşurken sakin kalarak konuşmasını bitirmesini bekledim. "Ayrıca o hızla araba mı sürülür? Neyse ki trafikte değilsin."
Araba hızıma ne diye karışıyordu bu adam?
"Beyefendi, tüm hasarı karşılarım," devam edecekken sinirle güldü.
"Lütfettiniz! Boş yolda size çarpan bendim çünkü!" Sinirlenmeye başlasam da hak vererek soğuk kanlılığımı korudum.
"Haklısınız diyorum zaten. Masrafları karşılayac-" Yine sözümü kesti.
"İstemez hanımefendi. Bir daha başkalarına bile bile çarpmayın yeter." Bu sefer ben de sinirle güldüm.
"İzin verirseniz konuşacağım."
"Buyrun, neymiş mazeretiniz merak ediyorum."
"Arabayı durduramadım-" Bu sefer gerçekten sinirlenmeye başladığımı hissediyordum.
"Daha frenin nerede olduğunu bilmiyorsanız araba kullanmayın." Sinirle gözlerime baktıktan sonra devam etti. "Ayrıca ehliyetiniz olduğu ne malum? Gösterebilir misiniz?"
Kaşlarım çatıldı. "Ne münasebet? Niye ehliyetimi gösteriyorum size?" Şüpheyle tek kaşı havalandı.
"Görmek hakkım diye düşünüyorum." Sakinlikte bir yere kadardı canım!
"Beyefendi, karşılayacağım dedim masrafı. Uzatmanın ne manası var? Gereksiz uzatıyorsunuz şu an." Davama geç kalacaktım böyle giderse. Burada taksi de bulamazdım. Abime ya da babama haber vermem lazımdı ayrıca.
"Gereksiz değil. Önemli bir konunun üzerinde duruyorum. Ehliyet?" Sinirle bir soluk bıraktım. O inatsa ben daha inattım.
"Buna hakkınız olmadığı için göstermiyorum." Kaşları iyice çatıldı.
"Hakkım var diyorum." Ellerim belime yerleşti.
"Ne olarak pardon?"
"Bir asker olarak." Hayretle baktım. Dik dik bakmaya devam etti.
Sen git, onca insan varken bir askere çarp, Asena!
"Nereden bileceğim yalan söylemediğinizi?" Sinirle güldü tekrar.
"Neden yalan söyleyeyim? Ayrıca biraz daha uzatırsanız destek çağıracağım. Ne malum planlı yapmadığınız?" Dudaklarım aralandı şokla.
"Aaa niye bilerek yapayım? Manyak mıyım?" Arabaları ve beni süzdü alayla.
"Bilemiyorum." Sinirle elimi kaldırdım.
"Manyaksam manyağım, size ne?" Gözleri bu sefer belime kaydı.
"Ha bir de silah var..." Keyifli çıkan sesi ile bana döndü. "Üzgünüm ama benimle gelmek zorundasınız."
"Gelmiyorum."
"Zor kullanmaya teşvik etmeyin beni."
"Ehliyeti göstersem bırakacak mısınız? Yetişmem gereken bir yer var."
"Maalesef. Şüphelisiniz." Sinirle güldüm.
"İyi, gidelim." Kabullenmeme şaşırdı. Arabamdan telefonumu ve evrak çantamı alıp onun arabasına bindim. "Görüşme yapabilirim herhalde." Başını salladı.
İşime gelirdi. Burada taksi bulamazdım zaten.
Asena, biz neden kimliğimizi söylemiyoruz? Niye saçmasapan şeyler yapıyoruz?
İç sesime hak versem de sanırım artık geçti. O tartışma anında unutmuştum bu detayı.
"Abi," dedim açılan telefonla.
"Efendim abim?"
"Ben arabamı tamirden aldım bugün, ama bir sorun çıktı..."
"Ne oldu?" Sesi endişeliydi.
"Frenlere bakmadım ben hiç. Benim salaklığım," Yanımdaki adamın mırıldandığını duyunca ters bir bakış attım. "Frenlerde sorun çıktı. Muhtemelen orada kurcalanmış. Tutmayınca bir araca çarptım ben de."
"Asena bunu niye bu kadar normal söylüyorsun abiciğim? İyi misin sen?" Derin bir nefes aldım. İlk değildi ki sonuçta.
"İyiyim abi ama karakola gidiyorum şimdi." Abimin derin bir nefes aldığını işittim.
"Taksit taksit söylemesene kızım, deli mi edeceksin beni? Niye gidiyorsun karakola?"
"Şimdi şöyle ki," dedim. "Bir askere çarpmışım. Şüphelendi, götürüyor."
"Kendini niye tanıtmıyorsun sen abim? Amacın ne?"
"O an unuttum, şimdi de yoldayız abi."
"Kimmiş asker? İsmini sor."
Yanımdaki adama döndüm. "İsminiz neydi?" Ters bir şekilde sorduğum soruya kaşlarını çattı. O da benim kadar gergindi.
"Neden?" Telefonu gösterdim.
"Abim istiyor." Kaşları çatılırken uğraşmamak için telefonu kulağıma yasladım. "Abi ben vereyim ona, sen konuş." Telefonu uzatınca kaşlarını çatsa da aldı.
Abim bir süre konuştu. Bu sefer kaşları iyice çatılırken bana döndü. "Buyrun komutanım." İçimden gülmek gelse de sessiz kaldım. "Ayaz Dağlı, komutanım." Böylece ismini de öğrenmiş olmuştum. "Evet, yeni gelen askerim." Tesadüfün de bu kadarı olurdu cidden. Pençe Timine yeni gelen üsteğmen olsa gerekti.
"Tamam komutanım, emredersiniz." Telefonu kapatıp bana uzatınca sakinliğimin onu sinirlendirdiğini görebiliyordum. Tamam hata bendeydi, en başında kendimi tanıtsam böyle olmazdı muhtemelen.
"Ne diye uzatıp kendini tanıtmıyorsun ki?" Resmi dille konuşmadığına göre mesleğimi hala bilmiyordu. "Başımıza iş açtık senin yüzünden."
"Özür dilerim. Tartışınca arada kaynadı tabii." Sinirli olsa da sakin bir şekilde konuşuyordu.
"Seni de karargaha götürüyorum. Komutanım öyle istedi." Başımı salladım.
"Teşekkür ederim." Yine sinirle güldü. Az öncekinin aksine uysal olmam sinirlendirmişti onu, bunu da anlamıştım. Yol boyunca sessizdik. Karargaha gelince tekrar teşekkür edip indim. Abimin odasına girince abim yerinden kalktı.
"Asena, iyi misin?" Kollarımı sardım ona.
"İyiyim abi, sadece araçlar da hasar var." Başını salladı.
"Adama ne diye başta söylemiyorsun ki? Aksiyon mu arıyorsun kızım sen?"
"Abi gerçekten aklımdan çıkmış o an. Zaten bugün salaklığım üzerimde." Güldü.
"Fark ettim onu." Ona tersçe baktım ciddi olmayarak. Ben de güldüm. "Ama bundan sonra güvenliksiz hiçbir yere gitmeyeceksin. Benim sorumluluğumdasın, her iki anlamda da." Başımı salladım. İtiraz edersem de kabul etmeyecekti.
"Davama geç kalıyorum, gideyim ben." Başını salladı.
"Üsteğmen Ayaz gelecek seninle."
"Başkası olmaz mıydı ya?" Kaşları çatıldı.
"Çocuğa yeterince bela olmuşsun Asena, uslu dur." Sessiz kalıp başımı salladım. Vedalaşıp odadan çıkarken kapıda beni bekleyen adamın yanına ilerledim.
"Başınıza bela oldum sizin de."
"Görevimi yapıyorum." Arabaya binmeden önce Duman bana seslendi.
"Savcım!" Dönüp ona baktım. Elindeki evrak çantasını uzattı. "Unutmuşsunuz." Elimi alnıma geçirmek istesem de ciddi kaldım.
"Teşekkür ederim." Tebessüm edip başını salladı. O geri giderken üsteğmenin sesini duydum.
"Savcı?" Çantamı omzuma astım.
"O da var tabii." Hala kendimi tanıtmamıştım. "Cumhuriyet Savcısı Asena Gök." Kaşları usulca havalandı.
Aferin Asena, aferin! Tüm salaklığını bugüne toplamışsın!
________________________________________________________________________________
Bittii! Asena'nın bölümü oldu bu bölüm.
Kendisi bir tık sinirli birisi, Ayaz da öyle...
Ha bir de, Asena'nın spoilerı buydu. Ayaz'ın ismini önceden vermiştim. Şarkının içinde.
Ben şimdi temizliğe gidiyor ve yorumlarınızı bekliyorum.
Hayırlı günler, Allah'a emanet olun >