
Mahallede o sabah alışılmadık bir hareketlilik vardı.
Sokağın başında duran beyaz nakliye kamyonunun arka kapakları açılmış, birkaç koli çoktan kaldırıma indirilmişti. Kaan, ellerini pantolonunun ceplerine sokmuş, yeni taşınacağı binaya bakıyordu.
Bina eskiydi ama bakımsız sayılmazdı. Balkonların kenarlarında saksılar, bazı pencerelerde renkli perdeler vardı. Sokağın diğer tarafında çocuklar bisiklet sürüyor, bir kadın kapısının önünü süpürüyor, üst katlardan televizyon sesleri geliyordu.
Ayaz Kaan derin bir nefes aldı.
Yeni bir mahalle.
Yeni bir ev.
Ve istemese de yeni insanlar.
Ailesiyle birlikte eşyaları taşımaya başladıklarında Kaan'ın gözü karşı binanın balkonuna takıldı.
Balkon boştu.
En azından şimdilik...
Kaan kolilerden birini kaldırmak için eğildiğinde yukarıdan bir kahkaha sesi geldi.
Sonra—
Şlap!
Sokağın ortasında yürüyen küçük bir çocuğun omzuna su döküldü.Çocuk olduğu yerde durdu.
— Anneee! Yaaa dondummm
Kaan şaşkınlıkla yukarı baktı.Karşı binanın ikinci kat balkonunda sarı saçlı, yüzünde masum bir ifadeyle duran bir genç vardı. Elindeki bardağı hızla arkasına sakladı.
— Ne oldu? diye seslendi.
Çocuk öfkeyle balkonu gösterdi.
— Sen yaptın!
Genç kaşlarını kaldırdı.
— Ben mi?
— Evet, sen!
Genç birkaç saniye düşündü. Ardından son derece ciddi bir ifadeyle balkonundaki saksıları gösterdi.
— Bitkileri suluyordum.
Çocuk şaşkınlıkla saksılara baktı.
Saksılar kupkuruydu.
— Ama su bana geldi!
— Rüzgâr vardır.
Kaan, istemsizce kaşlarını kaldırdı.
Genç, çocuğun annesinin sokağın köşesinden geldiğini görünce bir anda bardağı balkonun kenarına bıraktı.
— Ben içeri geçeyim.
Ve hiç vakit kaybetmeden balkon kapısından içeri süzüldü.
Kaan'ın ağzının kenarı hafifçe kıvrıldı.
Daha mahalleye geleli beş dakika olmuştu.Ve ilk izlenimi oldukça garipti.
-----------
— Umut!
Evde yankılanan annesinin sesiyle Umut olduğu yerde irkildi.
— Efendim anne?
— Yine mi su attın aşağıya?
Umut masanın arkasına geçip sanki hiçbir şey olmamış gibi bir sandalye çekti.
— Ben su atmadım.
Annesi kollarını bağladı.
— Umut Berk.
Umut'un yüzündeki gülümseme biraz daha masum bir hâl aldı.
— Bitkileri suluyordum.
— Balkonun içindeki bitkileri mi?
Umut sustu.
— Evet.
— Elindeki bardakla?
Umut masanın örtüsüyle oynamaya başlamıştı.
— Sulama kabını bulamadım.
Annesi gözlerini kapatıp derin bir nefes aldı.
— Geçen hafta su tabancasıyla apartmanın girişinden geçen amcayı ıslattın.
— Tesadüftü.
— Ondan önce su balonuyla bisiklet süren çocuğu ıslattın.
— O da tesadüftü.
— Geçen ay komşunun kedisini—
— O gerçekten bitkileri sulamak içindi.
— Kedi bitki mi Umut?!
Umut birkaç saniye sustu.
Sonra başını yana eğdi.
— Çok tüylü bir bitki?
Annesi elindeki mutfak bezini masaya bıraktı.
— Bir gün başına ciddi bir iş açacaksın.
Umut dudaklarını büzdü.
— Tamam anne.
— "Tamam" deyip yine yapmayacaksın, değil mi?
Umut cevap vermedi.
Bu, cevabın kendisiydi.
Annesi başını iki yana sallayarak mutfağa geri dönerken Umut pencereye yöneldi.
Perdeyi aralayıp dışarı baktı.
Karşı binanın önünde hâlâ taşınma telaşı vardı.
Yeni komşular gelmişti.
Umut merakla gözlerini kıstı.
— Hımm...
Sonra balkonun kenarında duran su tabancasına baktı.
Bir süre su tabancasına, ardından yeni komşulara baktı.
Kendi kendine fısıldadı:
— Sakın.
Bir saniye düşündü.
— Gerçekten sakın.
Sonra su tabancasını alıp tekrar yerine bıraktı.
En azından şimdilik.
Kaan ise karşı binada son koliyi taşırken başını kaldırdı.
Göz göze geldiler.
Umut hemen gülümsedi.
Kaan ise yalnızca kısa bir bakış atıp koliyi içeri taşıdı.
Umut'un gülümsemesi biraz daha büyüdü.
Mahalleye yeni biri gelmişti.
Ve Umut'un hayatına yeni bir merak daha eklenmişti. Zamanı geldiğinde onunda saçlarını ısaltmayı çok istiyordu.