
Arda viskisini yudumlarken, yanında bir hareketlilik fark etti. Kendisinden birkaç yaş küçük gibi duran, açık kahverengi saçları omuzlarına dökülen bir kız, elinde içkisiyle ona doğru yaklaştı. Arda göz ucuyla baktı ama herhangi bir tepki vermedi. Kız, cesur bir tavırla yanındaki tabureye oturdu ve hafif bir gülümsemeyle konuşmaya başladı:
"Merhaba, yalnız olduğunuzu fark ettim. Ben de buradayım, yalnızım. Sohbet etmek ister misiniz?"
Arda, kızın samimi ve arkadaşça bir şekilde tanışmaya çalıştığını anladı. Normalde böyle bir fırsat, yalnızlıktan sıkılmış birinin hoşuna gidebilirdi. Ancak o an, içindeki bir şey bu sohbeti başlatmak istemediğini söylüyordu. Yalnızlığın verdiği ağırlık mıydı, yoksa başka bir şey mi, tam emin değildi.
"Merhaba," dedi kısaca, nezaketi elden bırakmadan. Ancak ses tonu, mesafeli olduğunu açıkça belli ediyordu. Kız, bu mesafeyi aşmaya çalışır gibi devam etti:
"Yalnız kalmayı seven biri gibisin, ama yine de yalnızlık insanı zorlar, değil mi?"
Arda, kısa bir duraksamadan sonra yanıtladı: "Bazen. Ama bu gece sadece dinlenmek için buradayım."
Kız, bu sözlere rağmen vazgeçmiş görünmüyordu. Hafif bir kahkaha attı ve içkisinden bir yudum aldı. "Bazen bir yabancıyla konuşmak, düşündüğünden daha iyi gelebilir. Kim bilir, belki sana iyi bir akşam yaşatabilirim."
Arda’nın içinde bir çatışma başladı. Yalnız kalmaktan sıkılmış olsa da, bu kişiyle sohbet etmek istemiyordu. Belki onun enerjisi, belki de kendi sınırlarını zorlamak istememesi… Cevabı tam olarak bilmese de, net bir şekilde hissettiği bir şey vardı: Bu tanışıklık, o an için istemediği bir şeydi.
"Teşekkür ederim," dedi sakin bir sesle. "Ama dediğim gibi, sadece kendi başıma vakit geçirmek istiyorum. Anlayışınız için teşekkür ederim."
Kız, bu cevabı alınca biraz duraksadı. Ardından gülümseyerek, "Tamam," dedi. "Belki bir dahaki sefere."
Taburesini bırakarak başka bir masaya yöneldi. Arda, kızın samimiyetine karşı bir şey hissetmemişti, ama yine de onun nazik tavrına içten bir şekilde teşekkür etmeyi unutmamıştı.