İçeriğe geç

BİR MELEK MASALI

Bölüm 2 · 2 dk okuma

BİR MELEK MASALI

Bölüm 2

YABANCI TOPRAKLAR

Cennetin ışıklı kapılarından geçip ölümlülerin diyarına adım attığında, Anastasia’yı karşılayan ilk şey ağır, nemli ve is kokulu bir hava oldu. Kendini karanlık, dar bir sokakta bulmuştu. Başmelek’e verdiği sözü tutmanın ilk adımı, kimliğini gizlemekti.

Her meleğin doğasında var olan kadim bir yetenek vardı: Kanatları saklama gücü. Anastasia derin bir nefes alarak gözlerini kapattı ve o muazzam, kar beyazı kanatlarını öne doğru uzattı. Kanatlarını bir zırh gibi kendi bedenine sardı, tüylerini birbirine sımsıkı kenetledi. Kanatları bedenini tamamen kapladığı an, üzerindeki ilahi Cennet giysileriyle birlikte parıldayarak yavaşça gözden kayboldu.

Ancak bu gücün amansız bir getirisi vardı; kanatlar gizlendiğinde, üzerindeki ilahi kumaşlar da yok oluyordu. Anastasia, sokağın ortasında tamamen giysisiz kalmıştı. Tenine çarpan soğuk gece rüzgarı onu titretirken, panikle etrafına bakındı. İnsanların arasına bu şekilde karışamazdı.

Çok geçmeden, iki köhne binanın arasına gerilmiş bir ipe asılı, kurumaya bırakılmış kıyafetleri fark etti. Kalbi suçluluk duygusuyla sıkışsa da başka çaresi yoktu. İpe doğru yaklaştı, eli elbiselerden birine uzanırken gökyüzüne bakıp kendi kendine mırıldandı:

"Lütfen beni bağışlayın... Başka yolum yok."

İpten sade, soluk renkli bir elbiseyi hızla çekip aldı ve hemen yakındaki ahşap bir evin gölgeli arkasına saklandı. Titreyen elleriyle elbiseyi üzerine geçirdi. Üzerindeki kumaş sert ve kaba saba olsa da, o an için onu mükemmel bir şekilde kamufle etmişti. Artık kanatları yoktu ve dışarıdan bakıldığında sıradan bir insandan farkı kalmamıştı.

---

Anastasia, insan dünyası hakkında neredeyse hiçbir şey bilmiyordu. Cennet kütüphanelerinden aklında kalan tek bilgi, bu toprakların acımasız bir krallık sistemiyle yönetildiğiydi. Ahşap evin arkasından çıkıp köyün ana caddesine doğru adım attığında içini büyük bir endişe kapladı. En çok da gözlerinden korkuyordu; birinin mor, diğerinin mavi olması Cennet'te bile büyük bir olayken, insanların ondan şüphelenip peşine düşeceğinden emindi. Başını öne eğerek, saçlarıyla yüzünü gizlemeye çalışarak yürümeye başladı.

Ancak kısa süre sonra korkularının yersiz olduğunu anladı. Etrafından geçen insanlar kafalarını kaldırıp ona bakmıyordu bile. Yüzleri kederle çökmüş, üstleri başları çamur içinde kalan bu köylüler, adeta yaşayan birer ölü gibiydi. Kimi sırtında ağır odun çuvalları taşıyor, kimi açlıktan ağlayan çocuğunu susturmaya çalışıyordu. Bu köy, tamamen karanlığın ve sefaletin gölgesi altında ezilen basit, zavallı bir yerdi. İnsanlar kendi hayatta kalma mücadelelerine o kadar kapılmışlardı ki, yanlarından geçen yabancı bir kızın göz rengiyle uğraşacak ne vakitleri ne de dermanları vardı.

Kimseden tepki görmemek Anastasia’yı rahatlatsa da, içindeki bilinmezlik hissi büyüyordu. Elysia’yı bu karanlık diyarda nasıl bulacaktı? Daha da önemlisi, hiçbir kuralını bilmediği bu ölümlülerin arasına nasıl karışacak, dikkat çekmeden nasıl bilgi toplayacaktı?

Anastasia, tozlu sokakta yürümeye devam ederken, bu kasvetli insan topluluğunun bir parçası olmayı öğrenmek zorunda olduğunun farkındaydı. Dostuna ulaşan yol, bu karanlık köyün sırlarını çözmekten geçiyordu.

Bölüm sonu

2 yorum