”Zaten idam edilecek niye uğraşıyor bu çocuk!” diye içinden geçirdi polis.
Ege uyanmıştı. Sabah olmuştu. Tişörtünde kan lekeleri vardı. Hala onu sorguya çekmediklerine göre tişörtün desenini kırmızı sanmış olmalıydılar. Efe, Yağız’ın evinde uyuyakalmıştı. Yağız, Efe’nin hapiste olması gerektiğini biliyordu. Hemen Şimşek’i uyandırdı.
Efe “Neden buraya getirdin aptal! Her gece hücreleri kontrol ediyorlar! Artık çok geç son görüşmemiz olabilir bu!” diye bağırdı.
Yağız, “O kadar içtin, uyandırmaya çalıştım uyansaydın, ayrıca o kadar alkolle yine yakalanırdın! Unutma senin patronunum bağırma bana!” dedi.
Efe, “Uğraşamam bu ‘Patron’ ile!” diye geçirdi içinden.
Hiçbir şey demeden koşarak hapishaneye gitti.
Polislerin yanına hem de.
Polisler onu görünce, “Yine kaçtın öyle mi? İdam vaktini erkenleştiriyorsun! 18 yaşına bastığın gün idam edileceksin!” dedi.
Efe, “Kaçmadım, kaçırıldım! Uyandığımda simsiyah bir odadaydım, beni yaraladılar!” dedi kolundaki dün gece yere düşmesinden kalma yarayı göstererek. Çok iyi rol yapıyordu. Annesi yaşarken onu dram kurslarına gönderiyordu. Ne de olsa Efe’nin iyi yaptığı tek şey dramaydı. Annesi bu duruma ne kadar üzülse de, iyi olduğu konuda onu geliştirmek istiyordu. Şimdi Efe’nin bu yeteneğini nerede kullandığını görse, (ölmemiş olsaydı) kendini asardı.
Polisler, “Sana güven olmaz, ama yine de doğru söylüyor gibisin, sotürgu odasına götürün Şimşek’i!” dedi ve Efe’yi güvenlikler ile sorgu odasına yolladı.
~Umarım beğenirsiniz, günde en fazla üç bölüm yazacağım:)~