O akşam evde sessizlik vardı. Ne bağırış, ne tartışma. Sadece garip bir sessizlik. Annem erken yatmıştı, gözleri biraz soluktu ama bunu fark ettiğimi belli etmedim. Babam salonda telefonla konuşuyordu, klasik iş görüşmelerinden biri diye düşündüm.Odama çıktım. Kulaklığı taktım, sosyal medyada biraz takıldım. Melis story atmıştı; sarışın bir çocukla buluşmuş. Yorum attım: "Bana da ayarla böyle birini, ama kaslısından." Gülücük emojisiyle cevapladı.Sonra annem mesaj attı:— “Uyumadan babana iyi geceler de, sabah çok erken çıkacak.”Aşağı inmedim.Yazmadım da."Sabah konuşurum nasılsa" dedim.Ama sabah ben kalktığımda babam gitmişti bile. Masanın üstünde not vardı:“Toplantımdan sonra döneceğim. Kahvaltıyı annenle et. – Baban.”Kahvaltı hazırlamamıştım. Zaten okula geç kalıyordum. Koşarak çıktım, saçımı bile düzgün taramamıştım. Arabada camdan dışarı bakarken, içimde tarif edemediğim bir huzursuzluk vardı.Melis'e sesli mesaj attım:“Babam yine hiçbir şey demeden çıkıp gitmiş. Cidden bıktım artık. Bu evde kimse beni dinlemiyor. Neyse ne ya. Okula geç kalıyorum.”O gün okulda hiçbir şey anlamadım. Anlatılan konular, tahtadaki yazılar... Hepsi arka planda bulanık bir gürültü gibiydi. Öğle arasında Melis’le kantinde oturduk. “Bence biraz büyütüyorsun,” dedi. “Baban senin iyiliğini istiyor belki de.”Başımı iki elimin arasına alıp iç çektim. “Melis… ya ben bu adamla kaç gündür doğru düzgün konuşmadım biliyor musun? En son tartıştık, sonra ben laf soktum… bu sabah da görmedim.”Melis sustu.“Biraz dinlen,” dedi.“Ona söylemek istediğim çok şey vardı,” dedim.“Daha çok zaman var,” dedi Melis.Ama bilmiyordu.Haber, okuldan eve dönerken geldi.Annemin sesi telefonda tuhaftı. Titrekti.“Umay... kızım... baban… baban uçağa bindimişti ya… dönüşte…”Devamını getiremedi.Sadece ağladı.Ve ben… olduğum yerde donakaldım.Uçak düşmüştü.Kurtulan yoktu.Babam… yoktu.
Artık bu çocuksu triplerimi çekecek biri yoktu