Mutfakta kendime kahve hazırlarken babam kokuyu almış olacak ki çok geçmeden geldi. Üzerinde her zamanki iş kıyafetleri vardı. Annemse çoktan hazır kapıda dikilmişti bile. Normal şartlarda sabahın bu saatinde evden çıkmalarını zerre umursamazdım. Ama artık işler değişmişti. Gerçekten başlarına bir şey gelmesinden, dışarıda bir yerde o canavarla burun buruna gelmelerinden deli gibi korkuyordum. İçimi kemiren bu sürekli endişe hali yüzünden artık evin içinde bile her köşeden bir kurt fırlayacakmış gibi tetikteydim.
Babam mutfağa girer girmez bardağımdaki kahveye iştahla baktı. Tam bir kafein bağımlısıydı. Eve kırk çeşit kahve alırdı ama annem günde en fazla bir bardak içmesine izin veriyordu. Geçen sene kahve komasına girip hastanelik olduğundan beri artık böyleydi.
"Onu içecek misin?" diye sordu, gözlerini bardağımdan ayırmadan.
"Öyle umuyorum," dedim, bardağı kendime doğru çekerek.
Babam ona da bir kahve teklif etmemi umut eden gözlerle bana bakarken, annem mutfak tezgahına yaslanmış, gözlerini kısmış beni süzüyordu. Bu bakışları çok iyi bilirdim. Az sonra havanın rengi değişecekti.
"Nasılsın?" diye sordu annem, sesindeki o sahte sakinlikle.
"İyi?" dedim, olabildiğince duygusuz bir ton yakalamaya çalışarak. Yılların getirdiği profesyonel evlatlık deneyimlerime göre, tehlike anında bir anneye asla gerçek duygularını yansıtmamalıydın. Ayrıca korkuyu hissedebilirlerdi. Sakin ol Rüya. Kalp atışlarını sabit tut.
"Bize... Ne bileyim, anlatmak istediğin bir şey var mı?"
Birkaç saniye sanki hafızamı zorluyormuş gibi düşündüm. "Hayır, hiç sanmıyorum."
Annem bir şey demeden mutfaktan çıkınca ben de fırsattan istifade odama kaçmaya yeltendim ama babam omzumdan tutarak beni sertçe durdurdu. "Neler oluyor?" diyecekken annem tekrar geldi ve elinde tuttuğu şeyi havaya kaldırdı. Gözlerim yuvalarından fırlayacak gibi oldu.
Benim spor ayakkabılarımdı. Onları çöpe atmıştım. Annemin çöplerimi karıştırdığını bilmiyordum!
"Sen... Çöpleri mi karıştırdın?" diye kekeledim.
"Okulda biri ne hikmetse etrafa kırmızı boya saçmış," dedi annem, ayakkabının üstündeki kırmızı lekeyi gözüme sokarak. "Müdür sabah sabah tüm velileri topladı, azarladı. 'Çocuklarınıza nasıl sahip çıkmazsınız' diye bağırıp durdu. Ben de hiiç üstüme alınmadım tabii. Neden biliyor musun? Çünkü kızıma sonuna kadar güvenecek kadar aptalım."
"Anne, gerçekten benim yaptığımı düşünmüyorsun herhalde değil mi?" diye üsteledim son bir çabayla.
Babamın omzumdaki eli biraz daha sıkılaştı.
"Pes et Rüya, bitti rüya." Dedi ve hatta durumun vehametine hiç uymayan bir neşeyle, Manga'nın o meşhur şarkısının melodisini mırıldanarak ekledi: "Uyaan artık uyaan, bitti rüyaa. Dırırırırır..."
Annemin babama anında ölümcül bir bakış fırlattığını gördüm. Ortamın biraz bile yumuşamasını istemiyordu. Babamın dünyadaki herhangi bir şeyi ciddiye almak gibi bir huyu olmadığı için, bu disiplin sahnelerinde rolünü oynamakta hep çok zorlanırdı zaten. Annemin gözlerindeki alevleri fark edince, omzumdaki elini hemen ciddiyetle sıkılaştırıp suçlulukla öksürdü:
"Yani... Yani demek istediğim, yolun sonu evladım. İtiraf et gitsin."
Elimdeki kahve bardağını usulca çekip aldı fırsat bilerek.
"Cezalısın," dedi annem, son noktayı koyarak.
"Ne?" dedim anında savunmaya geçerek. "Bu resmen yargısız infaz!"
"Seni polise ve müdüre ele vermediğimize şükret," dedi annem ve tek kelime etmeden elini ileri doğru uzattı.
İsteksizce, içim kan ağlayarak telefonumu avucuna bıraktım.
Annem babamın elinden kahvemi alıp -benim canım kahvemi- lavaboya döktü. Babam ağlamaklı bir surat ile gidere baktı.
Hızla odama çıkıp kapıyı kapatmaya çalıştım ama annem peşimden geldi.
"Ne var?" dedim huysuzca
"Biliyorsun ne olduğunu," dedi annem, gözleriyle masanın üzerindeki laptopu işaret ederek.
Öyle ya da böyle, o bilgisayarı da benden alacaklardı. Direnmenin hiçbir anlamı yoktu. Sanal dünyamın benden uzaklaşmasını çaresizce izledim. Odadan çıkınca kapıyı arkasından sertçe çarptım ve kendimi yatağa fırlattım.
Şimdi düşünüyordum da... O boya kutusunun aslında hayatımı kurtardığını anlatmak, peşimizdeki o devasa kurttan bahsetmek için çok mu geç kalmıştım? Eğer söyleseydim beni direkt akıl hastanesine kapatırlardı, orası kesindi. Hele de kayıtlar da silinmişken. Şimdi o kayıtları ben istiyorum işte. Hem de deli gibi. Keşke ortaya çıksaydı.
Tam o sırada, çok da uzak olmayan bir yerlerden bir uluma sesi yükseldi. Ve bir diğeri.
Tüylerim diken diken olurken yatakta doğruldum. Pencereye bakmaya cesaret edemiyordum. Telefonum yoktu, bilgisayarım yoktu ve ben bu odada, dışarıdaki o canavarlarla yapayalnız kalmıştım. Gerçekten aklımı kaçırmak üzereydim.