İçeriğe geç

Bir Kurt Sevdim

Bölüm 16 · 3 dk okuma

Bir Kurt Sevdim

Bölüm 16

16

Ben onun güçlü sırtına güçsüz bir şekilde tutunmuşken, odamın açık penceresine tırmanmıştı. Pençelerini duvara geçirirken sarsılmamak için ona daha da sıkı sarılmaya çalışıyordum ama canım o kadar çok yanıyordu ki... Kemiklerim tek tek kırılıp sonra kaynıyor gibiydi. Hareket edemedim. Hatta hareket etmeyi, nefes almayı bile istemiyordum. Buna ne dermanım vardı ne de cesaretim. Hücrelerim ölüyordu ve aynı hücrelerde yeniden doğuyordum.

Evden çıkalı yıllar geçmiş gibi hissediyordum ama odama vardığımızda güneş daha yeni yeni doğuyordu.

Beni usulca, incitmekten korkar gibi yatağıma bıraktı. Gitmedi. Hemen yanıma uzandı.

"Yanında olacağım," dedi, sesi bir fısıltıdan farksızdı. "Birazdan uyandığında... Bana çok ihtiyacın olacak."

"Sana hep ihtiyacım var," dedim, kelimeleri boğazımdaki o Alfa kanının kuruttuğu hırıltıyla zar zor bir araya getirerek.

Gözlerini gözlerime dikti. "Hafızanı sildiğim için... Bana kızgın mısın?"

"Bir daha sakın yapma," dedim, kapanmak üzere olan göz kapaklarımı zorlayarak. "Sakın Ege."

Başını usulca salladı. "Özür dilerim," dedi.

Tüm bedenim kelimenin tam anlamıyla alev alıyordu. Sanki damarlarımda kan değil de lav dolaşıyordu. Ben uzandığım yerde acıyla kıvranıp dururken, ellerimi tutup beni sakinleştirmeye çalışıyordu. Bu acıya karşı pek işe yaradığı söylenemezdi ama dürüst olmak gerekirse orada, hemen baş ucumda olması bile güzeldi işte.

Bilincim gidip geliyordu. Bazen acı dalgası öyle bir vuruyordu ki sırtım yataktan kesiliyordu, bazen de her şey birden uyuşuyor, karanlığa gömülüyordum.

"Ne kadar sürecek bu?" diye inledim.

"Bilmiyorum. Bunu... Uzun zamandır kimseye yapmadılar. Çok üzgünüm Rüya, çok üzgünüm." Parmağını, kolumda Emir'den kalan o sargılı ısırık izinin üzerinde yavaşça gezdirdi. "Bunun olmasını, bu lanetin seni bulmasını önlemek için çok uğraştım ama... Kaderden kaçılmıyormuş. Umarım bir gün beni affedebilirsin."

"Ege..." dedim bitkin, tükenmiş bir halde. "Bana... Bana anılarımızı anlatsana. Madem her şey o lanet yaz yaşandı, anlat."

"Ne bilmek istiyorsun?"

"Senin bir kurtadam olduğunu ilk nasıl öğrendim? Nasıl karşılaştık?"

"Ben..." Durdu, yutkundu. Bakışlarını kaçırdı. "Ben ilk karşılaştığımızda seni öldürmeye çalışmıştım."

Odamın tavanına diktiğim gözlerimi kırpıştırdım. Uzun bir süre odada sadece benim nefes sesim duyuldu. "Peki neden yapmadın?" diye sordum sonunda.

"Çünkü senin yaralarını gördüm."

"Neden bahsediyorsun sen? Benim yaram falan yok ki," dedim acıyla inleyerek. Tabii şu kolumdaki ve ruhumdaki yeni yaraları saymazsak.

"Onları da sildim çünkü. Sadece beni değil, içindeki tüm o kötü anıları da sildim."

"Hiçbir şey anlamıyorum, açık konuş."

Ege elimi daha sıkı kavradı. "Kendine zarar veriyordun Rüya. O gece ormanda karşıma çıktığında gözlerinde zerre korku yoktu. Bana baktın ve 'Öldür beni. Eğer sen yapmazsan, ben kendim yapacağım zaten. Kendimden nefret ediyorum' dedin. Çoğu insan bir kurtadam gördüğünde çığlık atar, kaçacak delik arar ama sen arkana bile dönmedin... Bir şey söyleyeyim mi... O dönem ben de ölmek istiyordum."

Sesi titriyordu. Anlattığı her şey, ben hatırlamadığım için bana sadece başkasının yaşadığı kötü bir anı gibi geliyordu. İşte o kadar uzaktı bana o kız.

"Sen bu dünyada bağ kurduğum ilk insan- hayır, ilk her şeydin," diye itiraf etti gözümün içine bakarak. "Diğer kurtlar beni hiç anlamıyorlar. Kendimden, olduğum bu yırtıcı şeyden nefret ediyorum ama onlar bununla gururlanmam gerektiğini söylüyorlar... O gece seni ormanda öylece bıraktım. Sana hiç zarar vermedim. Sen de gidip kimseye olanlardan bahsetmedin. Ertesi gün seninle ilk karşılaştığımız o yere tekrar geldim. Sen de geldin... Ve bana... Kek verdin."

"Kek severim."

"Biliyorum," dedi Ege de burukça gülümseyerek.

Yatakta bana biraz daha yaklaştı, sarsılan bedenime daha sıkı sarıldı.

"O gün sana 'Benden korkmuyor musun?' diye sormuştum. Sen de bana 'Senden neden korkayım ki?' demiştin. Kim olduğum, ne olduğum umurunda bile değildi. 'Ucube olduğumu düşünmüyor musun?' dediğimde ise bana bakıp gülmüştün. 'Tanıdığım en büyük ucubelerden birisin kesinlikle. Ama üzülme, çünkü ben de öyleyim' demiştin."

Boğazım düğümlendi. "Peki... Peki neden gerçeği tekrar öğrendiğimde, o eski Rüya gibi rahat olamadım? Neden senden bu kadar çok korktum?"

Derin bir nefes verdi. "Çünkü değiştin Rüya. O yazdan sonra kendine duyduğun o nefret bitti, iyileştin. Artık bir ucube değildin. Bu yüzden o karanlık tarafımı gördüğünde beni anlayamadın, benden korktun."

"Bu doğru değil," dedim. "Ben... Ben hala kendimi sevmiyorum."

Alnımda sıcak bir öpücük hissettim. O dudakların tenime değdiği an, sanki damarlarımdaki o cayır cayır yanan tüm acıyı anlık bir büyüyle söküp almıştı.

"Sorun değil," diye fısıldadı kulağıma. "Ben ikimizin yerine de seni yeterince seviyorum."

Artık bilincimi tamamen kaybetmeye başlamıştım. Ruhum teslim olmadan önce zihnimde dönüp duran son bir tek düşünce kalmıştı: Birkaç saat sonra tamamen bir kurt olarak uyandığımda, tüm bunları aileme nasıl açıklayacaktım?

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.