Leyla, sanki surat asmaya, bu duruma isyan etmeye zerre hakkım yokmuş gibi sinir bozucu bir ifadeyle bileklerimi plastik kelepçeyle arkadan bağlıyordu. Bu durumun nesi normaldi Allah aşkına? Hayatta ne çekiyorsam hep bu lanet olası iyi niyetimden ve gereksiz cesaretimden kaybediyordum zaten.
"Size güvendiğim için kendimi asla affetmeyeceğim," dedim ikisine de.
"Gerçekten tam bir aptalsın," dedi Damla, arabadan inip beni iteklerken. "Hala burada neler döndüğünü, neyin içinde olduğunu anlamıyorsun."
"Anlatın o zaman!"
"Alfa kurtların bölgesindeyiz. En ufak bir fısıltıyı, nefes alışını bile kilometrelerce öteden duyabilirler. Bu yüzden bizimle sakın samimi olmaya çalışma ve içeride ne kadar insan kalabiliyorsan o kadar insan ol." Tam yola koyulmadan önce durdu, suratıma baktı ve ondan asla duymayacağımı düşündüğüm, tuhaf bir şekilde şefkatli bir şey söyledi: "Her şey yoluna girecek."
Bunu beni sakinleştirmek, ona güvenmemi sağlamak için mi yapıyordu, yoksa bu da yeni bir tuzak mıydı bilmiyordum. Belki ikisi birden. Ama durum her ne kadar berbat görünürse görünsün, ben beni öldürmeyeceklerine inanmayı seçmeye karar vermiştim.
Alfalara gelince... Kesinlikle filmlerdeki gibi devasa canavarlara benzemiyorlardı, hatta onları sıradan insanlardan ayırt etmek bile ilk bakışta kolay değildi. Etrafta ilkel bir festival ya da kutlama havası hakim olsa da, aslında suçluların yargılanacağı o karanlık günün geldiğini aralarındaki konuşmalardan çok net anladım. Damla ve Leyla, konsey alanına girdiğimizden beri rol icabı bana her an çiğ çiğ yenecek bir et yığınından ibaretmişim gibi davranıyorlardı. İçimden sürekli aynı şeyi mırıldanıp duruyordum: Bu sadece bir rol... Sadece bir rol.
Kürsüde birkaç kurt adamın sürgün edilme kararları okunurken, gerginlikten dudaklarımdaki kabukları kanatana kadar soyuyordum. Demek Ege de zamanında böyle bir yerde yargılanıp bizim gariban kasabaya sürgün edilmişti... Ve şimdi yine böyle bir yerde, haksız bir infazla öldürülecekti. Bu düşünce ile vücudumdaki tüyler diken diken oldu.
Nihayet onun adı okunduğunda göğsüm sıkıştı. Bu anın geleceğine inanmak bile istemiyordum. Ege sahneye çıkarıldığında tamamen çökmüş görünüyordu. Gerçekten korkunç bir vicdan azabı çektiği her halinden belliydi. Alfanın karşısında o gece yaptıklarını yarım yamalak anlatırken sesinin titrediğini duydum. Etraftaki diğer kurtlar ise barbarca sloganlar atıyor, onun bir an önce parçalanarak öldürülmesini talep ediyorlardı. Hatta içlerinden biri elindeki içki bardağını Ege'ye doğru fırlattı, alkol göğsüne döküldü. Ege orada hiçbir şeye karşılık vermeden ölümü bekliyordu.
İşte o an ayağa kalktım.
"Benim suçum!" diye avazım çıktığı kadar bağırdım. "Her şeyi benim yüzümden yaptı!"
Benim gerçekten neyim vardı? Ağzımdan çıkan o iki kelimeden sonra pişman olmuştum ama daha fazla o çaresizce duruşuna dayanamamıştım işte. Onun benim yüzümden katledilmesini öylece izleyecek halim yoktu.
Ege sesimi duyup sonunda başını kaldırdığında, benim burada olacağıma dair en ufak bir fikri olmadığı apaçık ortadaydı. Gözleri şokla kocaman açıldı. Bana uzaktan, "Ne halt ediyorsun sen?!" der gibi, dehşet içinde bakıyordu.
Ne yaptığımı ben de bilmiyordum. Hiçbir fikrim yoktu. Ama bacaklarım benden bağımsız olarak yürüdü. Bana diş gösteren kurtların arasından geçerek hayatımın en utanç verici, en korkunç yürüyüşünü tamamladım. Gidip tam Ege'nin yanında durdum. Ege gözlerini bir an olsun benden ayırmıyordu.
Yüzlerce kurt adamın tam ortasında durmak gerçekten çok tuhaftı. Bir bakıma kendimi stadyum konserindeki Taylor Swift gibi hissettim desem yalan olmazdı. Çünkü cidden tam ortadaydık. Ve her yanımız doluydu.
Ege kaşlarını çattı, sertçe kulağıma doğru eğilerek fısıldadı: "Seni buraya getirenlerin kafasını koparacağım."
Kalabalık aşırı gürültülüydü. Her kafadan ayrı bir hırıltı, ayrı bir infaz çığlığı yükseliyordu. Bense olduğum yerde titriyordum. Her an birinin arkamdan üstüme atlayıp işimi bitirmesini bekliyordum ki bunu yapacak gönüllü bulmak, inanın bu salonda hiç zor olmazdı. Gözlerimle kalabalığın içinde Damla ve Leyla'yı aradım ama o kalabalığın arasından onları seçmem imkansızdı.
Tam o sırada, Alfaların da Alfası olduğunu düşündüğüm, taht benzeri bir koltukta oturan adam gür sesiyle kükredi. O ses tonu tüm salonu susturdu. Başımı suçlu bir çocuk gibi öne eğmek yerine, doğrudan o liderin gözlerinin içine diktim. Cesur olduğumdan falan değil tabii... Sonuçta hayatınızda kaç kere gerçek bir Alfa kurt adam görebilirdiniz ki?
Alfa, Ege'ye doğru bakarak, "Demek kendi türünden birini... Sırf adi bir insan için katlettin," dedi.
"Hayır. Onu tanımıyorum bile," dedi Ege. Sesindeki panik ve yalanı o kadar inandırıcı olmaktan uzaktı ki, salonda birkaç alaycı hırıltı yükseldi.
Alfa bu kez doğrudan bana döndü. Boğazımdaki kurulukla zar zor yutkundum. Neyse ki benim onun gibi yalan söyleyip durumu batırmak gibi bir niyetim yoktu.
"Emir o gece alt geçitte bana saldırdı," dedim, sesimin titremesini durdurmaya çalışarak. "Ege onu defalarca uyarmaya çalıştı. 'Sakin olmalıyız, biz canavar değiliz, burası bizim yerimiz değil' gibi şeyler söyledi. Yemin ederim çok mantıklı davranmaya çalıştı. Ama Emir daha da asabileşti, beni bırakıp doğrudan Ege'ye saldırdı. Ege sadece kendini savundu. Gerçekten, tamamen meşru müdafaaydı!"
Tamam, birazcık beyaz yalandı. Yani sonuçta olayın bir nevi böyle gerçekleştiğini düşünmek şu an kimseye zarar vermezdi, değil mi?
"Hayır," dedi Ege aniden araya girerek. "Yalan söylüyor. Ben... Hayır."
Bu çocuk neden ölmek için bu kadar ısrar ediyordu? Söyle işte, anlatılanı onayla ve kurtar canını. Tabii kendini bu saçma yere tek başına getiren ve doğal olarak beni de peşinden bu deliliğin içine sürükleyen bir çocuktan bahsediyorduk. Tam da kendinden beklenen o saçma sapan kafasız tepkileri veriyordu.
Eğer buradan canlı çıkmayı başarırsak, belki bir gün bunun hesabını ona sorabilirdim. Alfalar koltuklarından kalkıp bana doğru yaklaşırken bu sefer gözlerimi sıkıca kapattım.
Cesedimi bulduklarında annem ne düşünecekti acaba? Daha doğrusu... Benden geriye bir ceset bırakacaklar mıydı? Hiç sanmıyordum. Ama eğer neyi, neden yaptığımı bilselerdi bana hak verirlerdi. Çünkü hemen yanımda, zincirler altında duran bu aptal çocuk uğruna ölmeye kesinlikle değerdi. Evet... Kesinlikle değerdi. Gözlerimi yavaşça açıp ona baktım.
"Sana o gece için hiç teşekkür etme fırsatım olmamıştı ama... Teşekkür ederim Ege," diye fısıldadım.
"Sen tam bir aptalsın," dedi Ege, gözleri dolarak.
Sahi, beni neden bu kadar çok önemsiyordu? Dünyadaki herhangi sıradan insandan hiçbir farkım yoktu. Özel güçlerim, asil bir kanım ya da bir kurt adamın ilgisini çekecek mistik hiçbir şeyim yoktu... Beni neden bu kadar çok umursuyorsun Ege?
Karşımızda dikilen alfalar da tam olarak bunu merak ediyormuş gibi ikimizi süzüyordu. Bir insanın bir kurt için, bir kurdun bir insan için ölüme yürüyüşü bu toplulukta pek sık rastlanan bir şey değildi demek ki.
Ege hala benim tüm bu olaylarla hiçbir alakam olmadığı konusunda yırtınıyor, Alfalara direniyordu. "Ona sakın dokunmayın. Onun hiçbir suçu yok!" dediğinde sesi salonda fazla tehditkar, fazla asi çıkmıştı. Pek de iyi bir izlenim bıraktığı söylenemezdi. Yani ikimiz orada durmuş, birbirimizin ne kadar masum olduğunu kanıtlamak için adeta yarışıyorduk.
"Durun, durun..." dedi sonunda Alfa, eliyle havayı keserek. "Neyin peşindesiniz siz ikiniz?"
"Hiçbir şeyin," dedik aynı anda, senkronize bir şekilde.
Alfa kurtların da kafası iyice karışmıştı. Ege'nin geçmişteki o hırçın, sorunlu suç kaydına bakarak onun sıradan bir insanı bu denli canı pahasına koruyacağına kolay kolay inanmıyorlardı. Ama benim jüri karşısında yalan söylemem basbayağı aptallık olurdu.
Konsey üyeleri karar vermek için kendi aralarında fısıldaşarak toplandığında, Ege bana dönüp öfkeyle fısıldadı: "Aptalın tekisin Rüya."
"Eğer sen o gece orada olmasaydın ben şu an hayatta olmazdım. Ölmene izin veremem."
"Benim ne yaptığım, sonumun ne olacağı seni hiç ilgilendirmez."
"O zaman benim hayatım ve burada ne yaptığım da seni ilgilendirmez."
Sonunda fısıldaşmalar bitti. Büyük Alfa öne doğru ağır bir adım attı ve konseyin nihai kararını tüm salona ilan etti:
"Sen, Ege... Kendi süründen bir kurdun hayatını aldın." Alfa durdu, gözlerini doğrudan benim üzerime dikti. "Bu durumda, uğruna kuralları çiğneyip cinayet işlediğin bu varlık için yapabileceğimiz tek bir adil karşılık var... Bu insandan yeni bir kurt yaratmak. Sanırım bu ceza, buradaki herkes için fazlasıyla adil."