İçeriğe geç

Bir Kurt Sevdim

Bölüm 1 · 4 dk okuma

Bir Kurt Sevdim

Bölüm 1

1

Ben hiçbir zaman anne babasının sözünden çıkan o asi ergenlerden olmamıştım. Hatta bazen kendi kendimi ispiyonladığım bile olurdu. Çocukluktan kalma tuhaf, sinir bozucu bir alışkanlık işte. Annem küçükken bana dürüstlük aşılamak için kurnazca bir taktik geliştirmişti. Eğer suçumu itiraf edersem önce cezamı çekecek, ama ceza bitince ödül olarak bir çikolata kapacaktım. O çikolatayı almak için yapmayacağım şey yoktu. İşin trajikomik yanı ise o lanet olası çikolatanın zaten evde her gün yiyebildiğim sıradan bir şey olmasıydı... Yani kendimi ele vermesem de olurmuş. Keşke bunu o zaman da düşünebilseydim.

Tamam, geçmişi uzatmanın anlamı yok. Çünkü bugünden itibaren resmi olarak "kötü kız" kulübüne katılmış bulunuyordum. Annemle babam uzun zaman sonra ilk defa baş başa akşam yemeğine çıkmışlardı ve uslu uslu evde oturacağımdan adları gibi emindiler. Tabii yeni edindiğim arkadaşımın nasıl biri olduğundan henüz haberleri yoktu.

Melis bu sene buraya yeni taşınmıştı. Sürekli şehir değiştirdiklerini söylüyordu. Buna pek anlam verememiştim ama asıl anlam veremediğim şey, onunla neden arkadaş olduğumdu. Sanırım içimdeki mükemmeliyetçi taraf, "mükemmel bir ergen" olmam konusunda diretiyordu. Ve mükemmel bir ergen doğası gereği arada bir büyük hatalar yapmak zorundaydı. Bunu ben seçmedim anlayacağınız.

Kollarımı önümde huzursuzca birleştirerek, "Bir daha bana asla güvenmeyecekler," dedim. Midem kasılıyordu.

Melis gözlerini devirdi. "Azıcık yaşasan ölmezsin, rahat ol."

Onun okul binasına doğru yöneldiğini görünce tedirgince etrafıma bakındım. "Ne yapıyoruz biz?"

"Okula giriyoruz."

"Saçmalama." dedim ama ayaklarım irademden bağımsız bir şekilde peşinden gidiyordu.

Melis koca bir gülümsemeyle bana döndü. "Rüya çok eğleneceğiz diyorum."

"Hayır hayır. Ben bu işte yokum."

Tam arkamı dönüp kaçacaktım ki onun koşarak açık okul kapısından içeri süzüldüğünü gördüm. Mecburen peşine düştüm.

Okulda neredeyse her hafta bir öğrenci kaybolurdu. Bu yüzden hava karardıktan sonra kimse buralarda dolanmaz, evinden çıkmaya cesaret edemezdi. Aslında okullar bir haftadır tatildi ama bunun kayıplarla bir alakası yoktu. Daha çok, odasında ölü bulunan müdürle ilgiliydi. Herkes bunun bir öğrencinin işi olduğuna emindi. Büyük olay çıkmıştı ama nasıl oluyorsa suçlu hala bulunamamıştı.

"Ne yapacağız içeride?" dedim peşinden koşarken sesimi olabildiğince alçaltmaya çalışarak.

Ayak seslerimiz boş koridorda yankılanıyordu. Etraf, pencerelerden sızan cılız ay ışığı dışında zifiri karanlıktı. Tüylerim diken diken olmuştu bile. Biz gerçekten canımıza susamıştık, bunun başka bir açıklaması olamazdı. Zaten herkes öğrencilerden şüphelenirken, gece vakti okulda basılmak doğrudan intihar demekti. Ama gel de bunu Melis'e anlat.

Sınıfa girdiğimizde Melis dolaptan koca bir kova boya çıkardı. Demek ki her şeyi önceden, planlamıştı.

"Ne yapıyorsun sen?" diye fısıldadım dehşet içinde.

"Yardım et de şunu kapının üstüne yerleştirelim. Küçük bir şaka."

"Saçmalama Melis."

Saçmalama Melis aynı zamanda onun takma adıydı. Bunu çok sık söylemek zorunda kalırdım.

Beni hiç dinlemeden işe koyuldu. Tam o anda koridordan yükselen, tüyler ürpertici bir sesle ikimiz de donakaldık. Melis'in gözleri yuvalarından fırlayacak gibi oldu.

"O kim?" diye fısıldadı.

"Ne bileyim ben salak."

"Yanlış duymuşuzdur belki..."

"Sen ne duydun ki?" diye sordum. Çünkü ben de ne duyduğumdan emin olmak istiyordum.

"Bilmiyorum... Hırıltı gibiydi sanki," dedi.

Ne demek istediğini çok iyi anlamıştım çünkü aynı şeyi ben de duymuştum. Ama bu hiç mantıklı değildi. Bir okulda neyin hırıltısı olabilirdi ki?

"Melis... Benim gördüğümü sen de görüyor musun?"

Kapının eşiğinde beliren, karanlıkta bile seçilebilen devasa kurda bakıyordum. Melis'in o an kopardığı çığlık herhalde tüm dünyadan duyulmuştur. Demek ki hayal görmüyordum.

Biz korkuyla sınıfın en dip köşesine doğru gerilerken, kurt hırlayarak üzerimize doğru hamle yaptı. Bizim okulun sınıfları iki kapılıdır. Ama diğer kapıya gitsek bile kurdun işini kolaylaştırmaktan başka bir işe yaramayacaktı. Tam kapıyı itip içeri dalıyordu ki, Melis'in kurduğu düzenek inanılmaz bir zamanlamayla işe yaradı. Tepedeki kova devrildi ve kırmızı boya tamamen yaratığın üstüne boşaldı.

O an Melis'le saniyeler süren, donakaldığımız bir göz teması kurduk ve hemen ardından çığlıklar eşliğinde öteki kapıya doğru koşmaya başladık.

Önüm arkam bulanıktı, neler olduğunu anlayamıyordum. Koşarken bir an durup arkama, sınıfa doğru baktım. Melis çoktan kendini okul binasının dışına atmıştı ve dışarıdan deli gibi adımı bağırıyordu. Gözlerimi hızla kırpıştırıp gördüğüm şeyi sindirmeye çalıştım, ardından kendimi kapıdan dışarı, bahçeye fırlattım.

Melis kolumdan çekiştirerek beni sarstı. "Orada ne yapıyordun? Kafayı mı yedin, niye durdun?!"

"Birini gördüm sanki..." dedim nefes nefese, kalbim yerinden çıkacaktı sanki.

Melis bana uzaylı görmüş gibi baktı. "Korkudan kafayı yedin herhalde."

"Haklısın," dedim üstümü başımı silkeleyerek, sakinleşmeye çalışırken. "Okulun ortasında devasa bir kurt olmasında hiçbir sıkıntı yok, ama birini görmüş olmam tuhaf, değil mi?"

İkimiz de bahçe duvarına yaslanıp derin derin nefes aldık. Az önce atlattığımız şoku hazmetmeye çalışırken beynim tamamen durmuştu.

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.