İçeriğe geç

Bir kız sevdim

Bölüm 1 · 2 dk okuma

Bir kız sevdim

Bölüm 1

1. Bölüm Pişmanlıklar

40 yaşına bile varmadan ölüyor olduğumu görmek ne acı. Ölümden her zaman çok korkmuşumdur. Hala korkmaya devam etmekteyim. Ölümden korkmak kadar doğal bir şey var mıdır ki? Asıl ölümden korkmayanlar delidir. Hayatımda boşa harcadığımı bilerek boşa harcadığım zamanı düşününce pişmanlıklarım beni uyutmuyor. Bağırmak, ağlamak, delirmek, çıldırmak istiyorum. Ölmek istemiyorum. Kızıma annesi hakkında hiçbir şeyden bahsetmeyerek onu bu genç yaşında yalnız bırakmak istemiyorum. Anne ve babama onlar ölmeden evlat acısı yaşatmak istemiyorum.

Fakat ölüm zaman tanımaz. Ailemden gizleyerek mücadele ettiğim akciğer kanserini yenmeyi başaramadım. Kızım ile beraber yıllarımı geçirdiğim yuvamda son bir tur attım. Geçmiş, gözümün önünden film şeridi gibi aktı. Defterden bir kağıt koparıp Miray için özür mektubu yazdım ardından dolabımın en altlarına sakladığım lise hayatımı anlatan günlüğümü çıkardım. Salona geçip bazen hafif bir gülümseme bazen de göz yaşları ile günlüğü tekrar okudum. Gözyaşlarımı silip salondaki büyük masaya günlüğü bıraktım. Üzerine de mektubumu koydum ardından taksi çağırıp hastaneye geri döndüm. Beni şuan uyutuyorlar yoğun bakıma gireceğim. Yaşama ihtimalim neredeyse yok.

*Telefon çalma sesi*

"Alo?"

"Merhaba Miray hanım. Düzce devlet hastanesinden sizi arıyoruz."

Nefesim kesildi, kalbim hızla atmaya basladı. Hastane mi? Birine bir şey mi oldu acaba?

"B-bir şey mi oldu acaba?"

"Babanız yoğun bakımda. Durumu çok kritik. Lütfen en kısa zamanda hastanemize geliniz."

Elimden telefon düştü, dondum kaldım. Biri lütfen bana bunun bir şaka olduğunu söylesin. Babama bir şey olmuş olamaz. Telefonu yerden alıp babamı aradım.

"Aradığınız kişiye ulaşılamıyor, lütfen daha sonra tekrar deneyiniz."

Hemen taksi çağırıp beynim donmuş bir şekilde Sabiha Gökçen havalimanına geldim. Uçağa binip Kastamonuya indim oradan taksiyle hastaneye ulaştım. Kendime geldiğimde hastanenin önüne gelmiştim. Şoktan dolayı zaman kavramım yok olmuştu.

Babamın yanına geldiğimde babam çoktan vefat etmişti. Sanki bütün bunlar bir rüyaydı, gerçek değildi, olamazdı, olmamalıydı. Köyümüzde cenaze töreni yapıp babamı son yolculuğuna uğurladık. Dedem ve babannemler yıkılmıştı. Uzaktan akrabalar ise gelmek icin gelmis yemek yiyip gitmişlerdi şerefsizler 1 gün sonra babamı unutmuş hayatlarına devam ediyorlardı. Babamla çocukluğumun geçtiği evime gelip her şeyden uzaklaşıp uzun bir uyku çekmeyi düşündüm. Uyanırsam her şey eski haline dönebilirdi.

Eve geldiğimde beni bekleyen bir babam yoktu. Doğduğumdan beri annemi hiç görmedim. Ben daha bebekken ölmüştü. Babam bana hem Babalık hem Annelik yapmıştı. Keşke ona bağırıp irtibatı koparmasaydım. Onunla daha fazla vakit geçirebilseydim. Çok pişmanım. Salonun girişinde ayakta durup boş gözlerle duvara bakarak yaklaşık 10 dakika boyunca bunları düşündüm. Dikkatimi topladığım zaman masanın üstünde bir zarf fark ettim. Üzerinde babamın el yazısı ile, lütfen oku yazılıydı. Zarfı açtım ve okumaya başladım.

"Sevgili kızım Miray seni çok seviyorum. Sen benim en değerli hazinemsin. Hastalığımı gizlediğim için üzgünüm fakat pişman değilim. Sizin üzülmenizi istemedim. Bir pişmanlığım varsa o da seninle yeteri kadar zaman geçirememek ve sana annen hakkında düzgün bilgi vermemektir. Yıllarca aramızdaki mesafenin giderek açıldığının farkındayım. Fakat ne olursa olsun beni içten içe hala sevdiğini biliyorum. Bizim sevgimiz basit kavgalarla bitecek bir sevgi değil. Üniversitenin 3. yılında üzerine yükleyeceğim sorumluluk için lütfen beni affet. Annen hakkında bilgi edinmek istiyorsan lütfen masaya bıraktığım günlüğü oku. Bu günlüğü yıllardır sana vermek istedim fakat asla kendimde o cesareti bulamadım."

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.