İçeriğe geç

Bir Katilin Kalp Atışı

Bölüm 4 · 9 dk okuma

Bir Katilin Kalp Atışı

Bölüm 4

Bölüm 1

Birinci Bölüm

~ Beren Aykar ~

Bir katilin kalp atışını duymak için önce kendi kalbinizin sesini susturmanız gerekir; ben o an kendi sessizliğimde başkasının cinayetini kurguluyordum.

O an suç davranışında psikolojik çözümleme ve davranış kalıpları hakkında hikayeleştirerek tez yazıyordum. Adli Psikoloji okuyorum, şüphelilerin psikolojik profillerini çıkarıp, ifadelerini resmen kitap okuyormuş gibi çözümlemek benim alanım idi. Televizyonda haberleri açmıştım ama dinlemiyordum çünkü haberler “son dakika” haberleri idi. Tezimi yazarken kalemim bir anda durdu ve dikkatimi kimsenin –en çok da benim- umursamadığı o son dakika haberlerine verdim.

“Şehir merkezinden gelen son bilgilere göre, akşam saatlerinde bir apartman dairesinde bir kişi ölü olarak bulundu. Olay yerine gelen polis ekipleri yaptıkları ilk incelemede şahsın ölümünü şüpheli olarak değerlendirirken, bölge güvenlik şeridiyle kapatıldı.

Savcılık olayla ilgili soruşturma başlatırken, olay yeri inceleme ekiplerinin dairede detaylı çalışma yürüttüğü öğrenildi. Hayatını kaybeden kişinin kimliği henüz belirlenemezken, kimlik tespit çalışmalarının sürdüğü ve ölüm nedeninin yapılacak otopsi sonrası netlik kazanacağı bildirildi.

Yetkililer bu olay için yarın ilk kez Adli Bilimler Üniversitesi’ne uğrayıp Adli Psikoloji bölümünden bir öğrenci seçeceğini bildirdi. Amaçlarının öğrencilerin artık sahte cinayetler yerine gerçek cinayetlerdeki insanları çözmeyi başarabilmeleri olduğu belirtildi.” Spiker bu haberi zorla sunuyormuş gibi davranıyordu, göz kaçırıyor, dudak ısırıyordu.

Bu benim şansım olabilirdi, sonunda uyduruk değil, gerçek bir cinayete dahil olacaktım. Hayır, hayır deli değilim, tamam belki biraz manyak olabilirim ve adam öldüğü için sevinmiyorum. Tezimi en kısa sürede bitirip erken uyumalı ve yarına hazır olmalıydım, seçileceğim elbette kesin değildi lâkin bilgilerime ve kendime güvenim o adamın bir daha ahirete kadar dirilmeyeceğini bildiğim gibi sonsuzdu.

Alarmın Allah bilir kaçıncı çalışıydı, tavana boş gözlerle baktım alarmı kapatmayı unutmuş olmalıyım ki bir kez daha çaldı saate baktım. Lanet olsun, saat 7:15 idi. Hızlıca yataktan doğruldum ve üstümü giyip hazırlandım, kafamda hâlâ dün gece haberlere çıkan cinayet vardı, aslında kafamı kurcalayan sadece cinayet değil bugün benim okuluma gelecekleri idi, eğer seçilirsem olay yerine gidebileceğim ilk kez gerçek bir cinayet olayında bulunup şüphelileri çözecektim. Eğer gidemezsem büyük ihtimalle staj şansımı kaybedip, bir yıl daha bekleyecektim. Bu bir erken staj şansı idi.

Okul kapısından derin nefes alıp girdim. Koridorda yürürken istemsizce insanların yüz ifadelerini, yürüyüşlerini hatta ses tonlarını bile gözlüyordum. İşte Adli Psikoloji okumamanız için bir sebep daha resmen lanetleniyorsunuz, bu lanetin adı; İnsanları insan olarak görmeme laneti aklınız varsa okumayın. Aklınız olmadığına eminim de neyse.

Hızlıca kantinden sütlü kahvemi kapıp sınıfa girdim ve bilgisayarımı açtım. Tezlerimi çıkarmayı da ihmal etmedim tabii. Dün gece yarısına kadar hayatımı kaydıran tezlere o kadar nefret dolu bakıyordum ki, düşmanıma bile daha nazik bakarım o derece.

Öğretmenimiz tezleri kontrol ederken sıra benim tezime gelmişti, Allah’ın hakkı üçtür diye 3 farklı tez yazdım ve üç farklı tezin üçü de üç sayfa idi. Takıntı sorgulamayın...

Kapı çaldı, içeriye giren iki adam ile ortalık buz olmuştu. Birinin boyun tahinimce en az 1.98 idi, kaslı olduğu o kadar belliydi ki teni aydan saçları gecedendi. Sanki tek konuşmada ortalık bıçak kesecekmiş gibi bir havası vardı. Diğeri ise ona kıyasla ince yapılıydı, ortalama bir boyu vardı; ilk bakışta sıradan denebilecek kadar sade görünüyordu. Esmer teni ve koyu saçları ona net ama abartısız bir ifade veriyordu. Masmavi gözleri vardı. Direkt kendisi geceydi. HAHAHHA! Tamam bu komik değildi. Fazla konuşmayan, dikkat çekmeyen ama garip bir şekilde sahnenin içinde yer kaplayan bir hali vardı. Lanet olsun! Yine insan çözümlemeye başladım.

İlk gelen konuştu;

“Merhaba gençler, sadede geleceğim.” Sınıfı gözleri ile ölçüyordu sesi hep otorite bir dengedeydi. “Ben Sarpay Karan –KDB- olay yeri incelemede Başkomiserlik yapıyorum, aynı zamanda normal Başkomiserim” yanındaki adam araya girdi. “Yani geçmişte iki farklı eğitim aldığı için.” Sarpay devam etti. “Yanımda gördüğünüz Aras Eren kendisi dedektif.” Sanki tek bakışında bizden ümidi kesmişti aslında haklıydı, sınıfta yalnızca iki kişi falan bu bölümü ciddiye alıyordu. “Hepiniz birer adli psikoloji öğrencisisiniz ve her haberi bilmekte yükümlüsünüz. Dün geceki haberleri izlediyseniz geliş nedenimizi biliyorsunuzdur.” Yemin ederim bilmiyorlar. Adam derin bir nefes aldı, “Bilmiyor musunuz?!” yanındaki dedektif onu dürttü. Sakın küfretme, dermişçesine.

Konuşmayı dedektif üstlendi, “Gençler belli ki haberleri izlememişsiniz, dün bir cinayet oldu ve biz size hem gerçek cinayeti çözümlemeyi öğretmek hem de bir yıl erken staj şansı vermeye geldik.” “Sınava gireceksiniz. Yalnızca bir soru.” dedi Aras Eren. Sesi, yanındaki o en az 1.98’lik duvarın aksine oldukça sakin ve davetkardı.

Sınıftaki o zavallı güruh birbirini ezerek "Beni seçin" diye yırtınırken, Sarpay’ın “Kesin sesinizi!” demesi ile nefes alışverişleri bile yavaşladı. Aras öğretmen masasının üzerindeki kumandayı alıp akıllı tahtayı açtı. Ekranda dün geceki haber bülteni belirdi. Videoyu tam da spikerin o korkudan gözünü kaçırdığı, dudağını ısırdığı sahnede durdurdu.

Aras sınıfa döndü: “Dün gece bu haberi sunan spiker, haberi sunarken üç kez gözünü kaçırdı, iki kez dudağını ısırdı. Biz bu haberi medyanın içine bilerek, katile bir yem olarak sızdırdık. Soru şu gençler: Bir adli psikolog adayı olarak, spikerin bu mikro ifadelerine bakarak, katilin bu akşam spikere mi yoksa spikerin en yakınına mı saldıracağını bana psikolojik analiziyle kanıtlayabilir misiniz? Unutmayın, katil empati yeteneği sıfır olan bir narsisttir.”

Sınıf bir anda buz kesti. Az önce “Beni seçin” diye bağıranların hepsi sanki az önce Türkçe konuşulmamış gibi birbirine bakmaya başladı. Tabii ya, uyduruk ders kitaplarında “Narsist katilin bir sonraki kurbanı kim olur?” diye bir soru yoktu çünkü.

Gözlerimi devirmemek için kendimi zor tutarak oturduğum sıradan yavaşça ayağa kalktım. Bakışlarım önce bizim o cana yakın dedektif Aras’a, ardından onun arkasında bir gölge gibi dikilen, bizi küçümser gibi izleyen Sarpay’a kaydı. Derin bir nefes aldım ve sesimin sınıftaki o aptal sessizliği bıçak gibi yarmasına izin verdim.

“Hedef spikerin kendisi değil, en yakını.” dedim, kendimden emin bir tonda.

Aras’ın tek kaşı hafifçe havaya kalkarken, yanındaki eleman Sarpay’ında bakışlarının da doğrudan bana kilitlendiğini hissettim.

“Neden?” diye sordu Aras, sesinde meraklı bir tınıyla.

Bilgisayarımın yanındaki üç sayfalık tezlerime nefret dolu bir bakış atıp devam ettim: “Çünkü karşınızdaki adam empati yeteneği olmayan bir narsist. Narsistler dünyayı bir satranç tahtası, insanları ise piyon olarak görür. Dün gece o spikerin ekrandaki o korku dolu mikro ifadeleri, o göz kaçırmaları katile istediği şeyi zaten verdi: Kusursuz bir güç tatmini. Katil, spikerin korkusundan beslendi ve onu zaten tamamen kendi avucunun içine aldı. Bir narsist için avucunun içindeki birini öldürmek sıkıcıdır, ego tatmini sağlamaz. O, oyunun sürmesini ister.”

Sınıftaki herkes bana uzaylı görmüş gibi bakıyordu. Sarpay’ın kollarını göğsünde kavuşturduğunu gördüm, ifadesi hala buz gibiydi ama gözlerinde garip, karanlık bir dikkat peydah olmuştu.

“Eğer spikeri öldürürse,” diye ekledim, kahve bardağımı parmaklarımın arasında çevirirken. “Spikerin acısı biter. Ama spikerin gözleri önünde en yakınını, mesela kardeşini veya sevgilisini yok ederse, spiker ömür boyu o narsistin yarattığı suçluluk ve korku zindanında yaşar. Katil, spikeri öldürerek sadece bir ceset bırakır; ama yakınını öldürerek yaşayan bir ölü yaratır. Narsist bir katil için bundan daha büyük bir sanatsal haz olamaz. Yani Aras Bey... Katil bu gece spikerin evinin önünde değil, en yakınının kapısında bekliyor.”

Cümlem bittiğinde sınıfta sadece benim kalp atışlarım duyuluyordu sanki. Aras şaşkınlığını gizlemeye çalışarak hafifçe gülümsedi. Sarpay ise bir adım öne geldi Aras’ın kulağına bir şeyler fısıldadı.

Ardından bana döndü ve tezlerime bir göz attı. “Tezlerin çok güzel, küçük hanım,” dedi. Sesi, bir neşterin pürüzsüz keskinliği kadar soğuktu. “Ama dünyayı kitaplardan ibaret sanan o aptalların aksine, sen biraz farklısın. Zeki bir fahişe gibi konuşuyorsun; sadece elindeki verileri değil, insanların korkularını da okuyabiliyorsun.”

“Sarpay Bey!” diye uyardı Aras, sesi otoriter bir tonda çıkmıştı.

Sarpay, Aras’a bakmadı bile. Bana biraz daha yaklaştı; aramızda, nefesini yüzümde hissettirecek kadar yakın bir mesafe kaldı. “Dediğin şeylerin %90’ı doğru,” dedi, dudaklarının kenarında alaycı bir gülümseme peydah olurken. “Ama geri kalan %10... işte o senin ne kadar ileri gidebileceğini gösterecek. Şimdi, herkes dışarı! Siktirin gidin buradan!”

Sınıf panikle boşalırken, Sarpay ona çarpan bir öğrenciye bakıp, “Yavaş hareket et lan, altına mı sıçtın?” diye homurdandı. Kapı kapandığında, içeride sadece biz ve o yoğun, gergin sessizlik kalmıştı.

Sarpay cebinden sigara paketini çıkardı, yakmadı istese de yakamazdı okulda sonuçta; parmakları arasında bir tespih gibi evirip çeviriyordu. “Beren idi, değil mi?” onaylarcasına başımı salladım. “Bak, Beren,” dedi ismimi sanki çok uzak bir yerden duyuyormuşum gibi. “Sınıftaki o salaklara bak. Hepsi hayatlarının fırsatını kaçırdıklarını düşünerek ağlıyorlar. Sen ise... sen sadece haklı çıkmanın o ucuz hazzını yaşıyorsun. Ama söyle bana, o yaşayan ölü dediğin spikeri gerçekten kurtarmak mı istiyorsun, yoksa o katilin zihnine girip oyununu bozmak mı?”

Sarpay dışarıdaki sesleri duyunca kısık sesle, “Sikerim böyle stajı, hepsi birbirinden gerizekalı,” diye küfretti. Ardından bakışları bana döndü, gözlerinde o tehlikeli parıltı vardı. “Bu iş çocuk oyuncağı değil, Beren Aykar. Eğer bu akşam ve gelecek akşam ve diğer haftalar...o cesetli evlerin, sokakların önünde cesetler üzerinde tepinmeye hazır değilsen, kapı orada.”

Aras ekledi; “Sen Sarpay Bey’in kusuruna bakma.” Sarpay birden, “Bakarsa baksın.” dedi Aras göz devirdi ve ortalık bir anlık sessizliğe büründü Aras konuşmasaydı bu sessizlik devam ederdi. Bana doğru geldi ve kulağıma “Deli raporu olduğunu düşünüyorum.” dedi ve sırıtıp göz kırptı. Gülmemek için kendimi tutuyordum, şu Aras’ta böyle en az 170 boylarında olmasa ve benden yaşça büyük olmasa tam benim tarzım. Kendine gel Beren. Sen akyaz seviyorsun.

O değil de Sarpay’ın “kapı orada” kelimesi havada asılı kalmıştı. Sarpay’a doğru döndüm. Gözlerinin içine, sanki içindeki o karanlığa bir fener tutuyormuşum gibi baktım.

“Kapı orada, doğru,” dedim, sesim en ufak bir titreme bile barındırmıyordu. “Ama ben o kapıdan çıkmaya değil, bu akşam sizin verdiğiniz saatte o sokak köşesinde olmaya geldim. Staj için değil, Sarpay Bey. Sizin o sanatsal haz dediğiniz şeyi, yani o katilin zihnindeki bozuk frekansı ilk defa yakından duymak istediğim için.” Aras’ın yüzündeki o sırıtan ifade anında ciddileşti, Sarpay’ın ise çenesi hafifçe kasıldı.

“Cesetlerden korkmuyorum,” diye ekledim, sırt çantamı omzuma atarken. “Çünkü korku, o katil gibi narsist insanların, insanları yönetmek için kullandığı en ucuz araçtır. Ve ben yönetilmeye hiç gelemem.”

Sarpay’ın o buz gibi ifadesi bir anlığına kırıldı; dudaklarının kenarında, bu sefer daha az alaycı, daha çok tehlikeli bir kabul ediş barındıran o ince çizgi belirdi.

“O zaman geç kalma, Aykar,” dedi sesi neredeyse fısıltı gibiydi. “Çünkü geç kalırsan, o cesetlerin arasındaki yeri her an sen alabilirsin.” tırsmıştım, ardından Sarpay, “Bu sadece senin için değil benim içinde geçerli sonuçta katili aşağı çıkarıyorum, kim bilir belki bir gün benim katilimin ifadesini sorgularsın, ha?” dedi, elim istemsizce çantamın askısına gitti, fark etmeden askıyı sıkıyordum. Aras bunu fark etmiş olacak ki araya girdi; “Kızı korkutmasana. Böyle korkuta korkuta adli psikolog bırakmadın kimse gelmek istemedi.” dedi.

Aras bana döndü ve devam etti, “Bu kâğıdı al,” dedi küçük bir not kâğıdı uzatarak, “Bizim numaramız, akşam tam saat 21: 00’ da bize adresini at, polis arabası sesi duyarsan falan da sakın korkma sen alıp olay yerine geçeceğiz tamam mı?”, gülümseyerek cevap verdim, o kadar tatlı tamam mı? Demişti ki. “Tamam Aras Bey, şimdiden teşekkürler.” sadece minik bir sırıtış atıp gitti. Onlar uzaklaşırken Sarpay’ın öğrencilere “Geçin lan sınıfınıza, sizi erkenden saldık neredeyse 20 dakikadır dışarıdasınız hâlâ bir haltlar zıkkımlanıyorsunuz!”

Sarpay ve Aras’ın ayak sesleri koridorun sonunda yankılanıp gözden kaybolduğunda, sınıfın kapısında öylece kalakalmıştım. Arkamdaki o uğultu, sanki başka bir boyuttan geliyormuş gibi boğuktu. Sınıftakilerin bana olan bakışlarını hissedebiliyordum; bazıları korkuyla, bazıları ise kıskançlıkla dolu. Ama umurumda bile değildi.

Elimdeki o küçük kâğıt parçasını parmaklarımın arasında sıkıca tutuyordum; o kâğıt, sanki sıradan bir numara değil de kendi sonuma atılmış bir davetiye gibiydi.

Koridorda yürürken, her adımım sanki okulun parkelerine değil de o meçhul sokağın soğuk asfaltına çarpıyordu. Telefonumu çıkardım ve Aras’ın verdiği numarayı rehberime kaydettim.

Okulun çıkış kapısına geldiğimde duraksadım. Dışarıdaki güneş ışığı, dün geceden beri kurduğum o kanlı ve karanlık sahnelerle o kadar tezat oluşturuyordu ki, gözlerimi kamaştırdı. Derin bir nefes aldım. Akşam 22:00’ye saatler vardı ama oyun, çoktan başlamıştı...

Merhabaa!! Umarım beğenmişsinizdir bölüm belirli bir okunmaya ulaşınca diğer bölümü atacağımmm....

Lütfen mantık hatası vs. fark ederseniz bilgim olsun düzeltelim, birlikte daha iyi olacağız 🌸

Oy vererek, yorum yaparak vs. destek olmayı unutmayın lütfen... ❤

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.