İçeriğe geç

Bir Karşılaşma Sonucu

Bölüm 2 · 12 dk okuma

Bir Karşılaşma Sonucu

Bölüm 2

BÖLÜM-2

İyi okumalar sevgili okur~

____________________~*~____________________

[ANLATICI]

Olayların üstünden yedi yıl geçti. Laura yavaş yavaş olayları unutmaya ve eski yaşamına geri dönmeye başladı. Bir tek şey hariç. Laura garip rüyalar görmeye devam ediyordu. Rüyalarının çoğunluğu ormanda geçiyor ve bir baykuş ona eşlik ediyordu. Çok insana sormuştu ama kimse rüyada baykuş görmenin anlamını bilmiyordu. Artık rüyalarına alışmış ve onlarla bağ kurmuştu.

Nasıl olduğunu anlamasa da rüyalar ona yardım ediyordu. Örnek verirsek, bir ava çıkmadan önce avda ne yakalayacağını baykuş ona gösteriyordu. Laura artık bunları araştırmayı bırakmış ve önüne bakmaya başlamıştı. Ama hayatın ona olan sürprizleri bitmemişti...

[LAURA]

"Yine ben kazandım!"

"Hile! Bileğini burktun!"

"Ağlama be adam. Kabullen artık. Kaçıncı bu? Yeter. Bileğim ağrımaya başladı." dedim ve dudağımı büktüm.

Para kazanmak için çeşitli yarışmalara katılıyordum. Eğer rakibi yenersem iddia paralarını ben alıyordum. Ve şu an bir barda bilek güreşi yapmış ve ben kazanmıştım.

"Tamam be. Al parayı da git artık. Batırdın bizi." diye bağırdı içkisini yudumlayan biri.

"Hay hay." diye bağırdım ve oturduğum yerden kalktım. Masadaki paraları alıp çantama doldurdum.

"O zaman bana müsaade." deyip kapıya doğru yürümeye başladım.

"Hey! Benimle kapışmak istemez misin?" diye bağırdı arkamdan biri. Kim olduğunu direkt anlamıştım. Tabii ki benim maç arkadaşım.

Onunla bir buçuk yıl önce tanıştım. Beni bir yarışmada yenmişti. O zaman bayağı bir para kaybetmiştim. Sinirlenip gittiğim sırada beni engellemiş ve "Aç mısın?" diye sormuştu. Ben de parayla hava atmaya çalıştığını sanıp "Hayır!" diye ona çıkışmıştım. Ama sonra paranın yarısını bana doğru uzattı. Çok şaşırmıştım çünkü bu benim asla yapamayacağım bir hareketti.

"Al. Hak ettin."

Sonraki günler onun aslında orduya hazırlanan askerlerden biri olduğunu öğrendim. Bana benim de katılmam gerektiğini söylemişti. Çünkü ordudaki bazı kişilerden bile daha iyi olduğumu söylemişti. Ben de "Bakarız." demiştim. Aslında bu fikir pek de kötü değildi. O günden sonra zaman buldukça buluşuyor, yarışmalarda kazandıklarımızla eğleniyorduk.

Benden uzundu. 180’e yakın boyu, hafif uzun ve siyah saçları vardı. Gözleri mavi renkti. İsmini ilk başlarda benden saklamıştı ama sonrasında adının Luca olduğunu öğrendim. İnsanlar bizi bir arada görünce çok benzediğimizi söylüyorlardı. Gerçekten de benziyorduk.

"Tabii ki kapışırım. Kaybeden buradaki herkese içki ısmarlasın." diye bağırdım ve masaya doğru koştum. Çantamı masaya bıraktım ve onunla tokalaştım.

"Sen ne dersen." dedi ve dirseğini masaya koydu. Ben de ona karşılık verdim ve elini kavradım.

Kimin kazanacağı her zaman değişirdi. Arada bir ben, arada bir o kazanırdı. Ama sonucu hep birlikte öderdik.

"Üç, iki ve bir." dedi barmen.

İkimiz de gücümüzü vermiştik ama bileklerimiz hareket etmiyordu. Sonra ben gücümü biraz azalttım. Böyle böyle devam etti. Elimiz bir sağa bir sola gidiyordu. Biz kapıştıkça insanlar üzerimize iddiaya giriyor ve kimin kazanacağını konuşuyorlardı.

~*~*~

Bana mı öyle geliyordu yoksa ışık daha mı parlak oldu? Sanki etrafta flaşlar patlıyor gibiydi. Aniden başıma şiddetli bir ağrı girdi. Gözümü kapattım ve sol elimle başımı ovalamaya başladım. Yarış durmuştu. Luca bana sesleniyordu ama ben ne duyuyor ne de net görebiliyordum. Her şey birbirine girmişti.

Luca ayağa kalktı, hala bana sesleniyordu ellerini omzuma yerleştirdi ve beni salladı.En son hatırladığım, Luca’nın arkasında bana bakan sarı renkte bir çift göz...

Aniden kalktım. Etrafıma baktığımda bir ormandaydım. Büyük ihtimalle rüyadaydım. Bir ağacın yanındaydım. Kocamandı. Dalları her yere ulaşıyor gibiydi. Yaprakları olağanüstüydü. Ayağa kalktım ve birini kopardım. İnce ve uzundu. Üstündeki damarlar sanki bir dalgayı andırıyordu. Sonra diğer yapraklara baktım. Hepsinin değişik şekilleri vardı. Dalga, göz, bıçak, ceylan, baykuş, insanlar... Şekiller ilginçti. Sanki bir hikaye anlatıyordu.

Gözüme bir yaprak çarptı. Üstünde bir adam resmi vardı. Bana çok tanıdık gelen biri. Yaprak aniden elimde yandı.

"Hey!" diye bağırdım korkudan. Sonra normal karşıladım. Ne de olsa şu an sadece bir rüyadaydım ve her şey olabilirdi.

Çok garip, hâlâ Rex gelmemişti. Ona baykuş diye seslenemezdim. Ben de bir isim koymuştum.

"Rex! Neredesin?"

Etrafıma bakındım ve onun bir ağaç dalının üzerine konmuş olduğunu gördüm. Ama sanki bir şeyler değişikti. Rex’in bacakları çıkmıştı!

"AAAA!"

Dengemi kaybettim ve yere düştüm. O sırada dalda duran şey aşağıya atladı. Bu bir adamdı. Hafif uzun beyaz saçlı, sarı gözlü, uzun bir adam. Gözleri... Rex’inkilere çok benziyordu.

Hayır, bu Rex olamazdı, değil mi?

"Şu an benim kim olduğumu düşünüyorsun, değil mi?" diye sordu alayla.

Ayağa kalktım ve savunma pozisyonu aldım."Sen de kimsin?" diye sordum merak ve korkuyla.

"Beni tanımadın mı gerçekten? Benim, baykuşun. Yani senin deyişinle Rex. Allah aşkına bu ismi nereden buldun? Bana böyle seslenirken hiç bana sordun mu?"

Ardından başını salladı."Çok ayıp. Sana hiç yakıştıramadım."

BU ADAM DA NEYİN NESİ!!

Gerçekten de Rex miydi? Bir dakika, az önce bana laf mı attı o?

"Hey! Sen kimsin de benimle böyle konuşabiliyorsun? Ve sana sormak zorunda değilim kime ne isim koyarken. Sen benim rüyama girerken bana sordun mu?"

Ona doğru biraz daha yaklaştım. O da beni taklit edercesine bana yaklaştı.

"Asıl sen kimsin? Benim kim olduğumu biliyor musun?" dedi.

"Bilmiyorum. Kimsin sen!"

"Bilme zaten. Sen bana Rex de. Bu yeterli." dedi.

Tam ona vuracaktım ki elimi tuttu ve beni kendine doğru çekti. Sonra bana sarıldı.

"Hey!" dedim sinirle."Bıraksana beni!"

"Canım istemiyor." dedi gülerek. Sonra beni kendinden uzaklaştırdı.

"Bu sinir sana çok fazla. Erken yaşlanacaksın." dedi.

O anda sinir katsayım gittikçe yükseliyordu ve onu kovalamaya başladım.

Ben kovalıyordum, o kaçıyordu. Benim kaşlarım çatık ve sinirliydim, o ise sürekli gülüyordu. Koşmaktan nefes nefese kalmıştım.

En sonunda zıplayarak bir ağacın dalına tutundum ve sallanarak onun üstüne atladım. Tam üstüne düşecekken birden baykuş olup havaya yükseldi.

Ben yere düşmeyi beklerken belimde bir el hissettim.

Uçuyordum.

Orman inanılmaz görünüyordu. Sonra kafamı kaldırdım. Rex insan formundaydı ama kanatları vardı ve beni belimden tutarak uçuruyordu.

Bana gülümsedi.

Gülümsemesi o kadar sıcak ve içtendi ki bir an durup düşündüm. Onu kovalarken de mi böyle gülüyordu? Sinirden gerçekten kör mü olmuştum?

Belki de haklıydı. Bu sinir bana çok fazlaydı. Yavaşça yere indik.

"Nasıldı? Rahat ettin mi?" dedi.

Ona ters ters baktım."Pislik herif!" diye bağırdım ve ona bir tokat attım.

Ses o kadar sert çıkmıştı ki ben bile şaşırdım.

Eliyle yanağını tuttu."Çok mu sertti? Özür dilerim." dedim.

Ama o birden kahkaha atmaya başladı.

"Lütfen, sana yalvarıyorum. Bana tekrar bir tokat daha at. Hayatımda hiç böyle zevkli bir tokat yemedim. Sen acıdı mı dedin. Ah tatlım acımak ne kelime yanağını hissetmiyorum." Diye dalga geçti.

Bu adam gerçekten kafayı yemişti.

"Sadece şaka yapıyorum." dedi.

Ağacın altına oturmuştuk. Ben sorular soruyor, o ise cevap veriyordu.

"Peki gerçek adın ne?" diye sordum.

"Adımı bir gün öğreneceksin, kara panter." dedi.

"Kara panter mi?" dedim.

"Boş ver." dedi.

Tam konuşacaktım ki görüntü bulanıklaştı.

"Uyanıyorsun." dedi ve beni omzumdan tutarak yavaşça yere yatırdı.

"Her şey sonra, kara panter. Sen sadece dayına odaklan."

Ve gözlerimi açtım.

Terlemiştim. Bir odada yatağın üzerinde yatıyordum. Bir ses duydum. Hemen sağıma baktım. Yanımda Luca vardı.

Bana bir şey diyordu ama anlamıyordum. Yavaş yavaş sesleri duymaya başladığımda “…var mı?” kelimesini anladım.

“Ne?”

“Ağrın var mı?”

“Yok.” Yalanladı. Başım çatlamak üzereydi.

“Bana ne oldu?” diye sordum. Son hatırladığım bilek güreşinde... BİR ÇİFT SARI GÖZ!!

Yoksa o gözler Rex’in miydi? Ama nasıl başarmıştı? Yani bu zamana kadar yaşananlar rüyadan ibaret değil miydi? Hepsi benim hayal dünyamda yaşananlar değil miydi? Ama nasıl? Bu büyü gibi bir şeydi.

“Laura, ne oldu? Ne düşünüyorsun?”

“Hah, şey... Hiçbir şey. Neyse, burası neresi ve buraya nasıl geldim?”

“Burası köydeki bir ninenin evi. Sen bayıldığında seni köye kadar taşıdım. Birini ararken bu nine seni tanıdığını söyledi, ben de seni buraya getirdim.”

“Haa, anladım.”

Kimden bahsettiğini anlamıştım. Beni dayıma verdiklerinde dayım çocuk nasıl bakılır bilmediği için birilerinden yardım istemişti. Şu an evinde olduğum Emily ninem bana bakmıştı. Yani dayımla birlikte bana bakmıştı. Ben dayımı kaybettikten sonra beni geri hayata döndüren ve o süre zarfında benimle bir anne gibi ilgilenen o olmuştu.

Kendisi çok tontiş bir ninedir. Ben dayımın ölümünü kabullenememişken o bana kendi hikâyesini anlatıyordu. O da benim gibi babasını kaybetmişti. Ama bir farkla. Ben baba bellediğim dayımı, o ise öz babasını kaybetmişti. İki durum birbirine ne kadar benzese de aslında çok farklıydı.

Ardından annesi ölmüş. On beş yaşında yetim kalmış. Kendisinden küçük beş kardeşi varmış. Şu an kardeşlerinden sadece biri hayattaymış. O da çocuklarıyla başka bir yerde yaşıyormuş.

Bana hep, “Hayatı biz kontrol ederiz. Kendi irademizle. Sen eğer şu an hayatını kafanda bitirirsen, o da seni bitirir.” derdi.

Ani bir kapı açılmasıyla düşüncelerimden kurtuldum.

“Oyy benim minik kızım uyanmış mı heh.” Gelen ninemdi.

“Nine!” diye bağırdım. Hemen elindekileri bir kenara bırakıp bana sarıldı. Neden bilmiyordum ama gözüm dolmuştu.

“Oyy benim canım kızım. Ninen sana en sevdiğin çorbayı yaptı. Hadi iç de ne derdin ne tasan varsa kurtul. Bu çorbaya yut onları.” dedi ve kafamdan öptü.

“Tamam, nine. Eline sağlık!” dedim ve bana uzattığı çorbayı kucağıma koydum.

“Kızım, bu delikanlı da kim? Yoksaa—” o imalı cümlesini bitirmeden ben söze atıldım.

“Hayır! Nine, öyle değil. Bu kişi benim arkadaşım. Hani ben çalışıyorum ya, oradan.” dedim elimle Luca’yı göstererek.

“Adım Luca efendim.” dedi Luca ayağa kalkarak. Kalktığı yeri göstererek nineme işaret etti.

“Oy oy oy. Delikanlıya bak hele. Oturayım bari. Laura seni anlatmıştı. Sen onun iş yerinden arkadaşısın değil mi?”

Nineme yalan söylemek zorunda kalmıştım çünkü eğer ona yarışmalara katıldığımı, kazandığım paraları dövüşerek kazandığımı söyleseydim kalpten giderdi.

“Evet efendim. İş yerinden arkadaşıyım. O da sizden bana çok bahsetti. Mesela siz de tavuk suyu çorbasını severmişsiniz, doğru mu?”

Ninem gülmeye başladı. Yalanıma uyum sağlaması hoşuma gitmişti ve nereden bildi bilmiyorum ama dediği doğruydu. Ninem bol ekşili tavuk suyu çorbasını çok severdi.

“Evet doğru. Laura’nın benden bahsetmesi güzel bir duyguymuş.” dedi ve bana bakıp gülümsedi. Ben de ona gülümsedim.

~*~*~

Ninem uyumaya gitmişti. Haklıydı, bana çorba yapacağım diye ağrayan belini kim bilir nasıl yormuştur. Odada ben ve Luca kalmıştık.

“Teşekkürler. Sana da zahmet oldu. İstersen gidebilirsin. Saat iyice geç oldu.” dedim.

“Giderim ama bir şartla. Kendini çok yorma. Yarın dinlen. Ben sana para getiririm.” dedi.

“Hayır ve tamam. Yani yarın dinlenirim ama bana para getirme. İstemiyorum.” dedim.

“Hayır, getireceğim. O şartla bana olan borcunu unuturum.”

“Ne borcu?” diye sordum merakla.

Kapıya doğru ilerledi ve, “Unutma, bilek güreşinde seni yendim. Yani bana bir içki borcun var. Onu maalesef ben ödedim. Eğer bana para getirme dersen ben de senden bütün borcu isterim.” dedi ve gülerek odadan çıktı.

“Pislik.” Gülümsedim.

Bir saat kadar uyudum. Rüyamda ne bir orman ne de bir baykuş, yani adam vardı. Uyandığımda yaşadıklarımı düşündüm.

Yarı baykuş yarı adam olan biriyle konuştum, ona vurdum ve kovaladım, değişik bir ağaç gördüm, uçtum... Daha ne olsun? Ve en iyisi de bunların bir rüya olmadığını öğrendim. Yani kısmen.

O sırada aklıma ben uyanmadan önce Rex’in bana söyledikleri geldi.

“Her şey sonra, kara panter. Sen sadece babana odaklan.”

Nasıl yani? Ne demek istedi? Babamın ölümüne mi odaklanmam lazım? Ama nasıl? O nasıl biliyordu bunları? Acaba kimin yaptığını da biliyor muydu?

Paniklemeye başladım. Bu konuyu unutmuştum ve şimdi hatırlamak beni rahatsız etmeye başlamıştı. Onca zaman içimdeyken neden şimdi?

Biraz sakinleştikten sonra gözlerimi kapattım ve o gün yaşananları hatırlamaya çalıştım.

Hiçbir şey yoktu. Hava hafif yağmurluydu. Ve yine ava çıkmıştık. Babam sağdan, ben soldan ilerliyordum. Hedefin orada durduk. Babam ceylanı hedef aldı. Sonra...

Gözlerim doldu.

Sonrasını hatırlamak istemiyorum. Hatırladıkça kalbim sıkışmaya başladı. Babamı öyle yerde... Kanlar içinde görmek...

Çok kötü.

Bunca zaman yaşananları bastırdım, unutmak istedim ve bir süre de unuttum ama hayat yine bana hatırlatmayı seçmişti.

Gözlerimi açtım. O an aklıma bir şey geldi. Dayım ceylanı hedef alırken korkuyordu. Evet. Yüzünde korkmuş ve endişeli bir ifade vardı.

Acaba neyden korkmuştu? Babam kolay kolay korkmazdı.

Ya asıl hedef hiçbir zaman dayım olmadıysa? Ya asıl hedef... bensem?

Hayır. Bu olmamalı. Olamaz.

Eğer böyleyse nasıl yaşayacaktım?

Olduğum yerde durdum. Nefes alışlarım hızlandı. Dizlerimin üzerine düştüm. Gözlerimde mühürlediğim tüm gözyaşlarım dışarı akıyordu.

Aklımı kaçıracaktım.

Evet, sebebi ne olursa olsun babam ölmemeliydi ama eğer sebebi bensem...

“Senin yüzünden olsa bile... bunu yapma. Baban sen böyle yaşa diye ölmemiştir herhalde.”

Bu ses bana ait değildi. Başımı kaldırdım.

“Artık ağlama benim güzel kızım...”

Dayım...Babam... Karşımdaydı.

Bana baktı ve, “İçindeki kralı dinle güzel kızım. O sana benden daha güzel bakacak.” dedi. Ve bir göz kırpmamla yok oldu.

Gerçekten delirdim. Kimse bana senden daha iyi bakamaz. Çünkü kimse senin gibi olamaz, baba...

Yine bağırdım. Bu sefer daha güçlüydü. Mutluluğun, çaresizliğin ve hüznün ağır bastığı bir çığlıktı bu sefer. Yine aynı şekilde yere oturdum.

İçimdeki kral...

Aniden kapı açıldı ve içeriye Emily ninem girdi.

“Laura! Ne oluyor?” diye sordu yaşlı kadın endişeyle.

Yanıma geldi ve bana kocaman sarıldı. Daha da bana bir şey sormadı. Evet, bana ne zaman neyin iyi geleceğini çok iyi biliyordu. Ona kollarımı doladım. Yüzümü omzuna gömdüm ve ağlamaya devam ettim.

Diğerleri gibi anlamsız sözler söylemiyordu, sadece sarılıyordu. Benim istediğim gibi.

Keşke diğer insanlar da ninem ve dayım gibi olsa diye düşündüm.

“İyi misin, neler oldu?” Bu soruların hepsi boştu. Eğer ben iyi olsam böyle mi olurdu? Yaşananlar, olanlar anlatılabilir olsaydı anlatmaz mıydım en başında? Kendimi neden yorayım ki boş işlerle?

Bunları sormak yerine sadece yanımızda olun. Bu kadar. Çünkü bazen bir insana en iyi gelecek şey sıcak bir sarılmadır.

Ninem sırtını yatağın başlığına dayamıştı. Ben ise kafamı onun kucağına koymuştum. Saçlarımı tarar gibi okşuyor, bir masal anlatıyordu. İlk başta artık büyüdüğümü düşündüm ama masal o kadar hoşuma gitmişti ki her gün dinleyebilirdim.

Yavaş yavaş uykuya dalıyordum.

Ninemin hareketlerinden kalktığını anlamıştım. Kalktığında başımdan öptü ve bazı şeyler söyledi.

“Benim küçük askerim. Kendinle olan savaşını sakın kaybetme. Çünkü benim sana ihtiyacım var. Şimdi biraz uyu. Uyandığında ben yanında olacağım.” dedi ve odadan çıktı.

Ah, şu ninemin sözleri o kadar anlamlı, o kadar huzurluydu ki tüm ömrümü onu dinleyerek geçirebilirdim.

“Tamam ninem. Ama bir şeyleri eksik söyledin. Ben sadece kendimle değil, herkesle savaşıyorum.” dedim, beni duymamasına rağmen.

Uyku beni içine çekiyordu. Ben de bu teklifi kabul ettim ve kendimi uykunun derin kollarına bıraktım.

[ANLATICI]

Laura o gün rüyasında yine Rex’in yanındaydı. Ama ona ne bir soru sordu ne de onunla konuştu. Sadece onun dizlerine kafasını koydu ve ondan masal anlatmasını istedi. Aynı ninesinin onu rahatlattığı gibi Rex de onu rahatlatmıştı.

Rex bu teklifi geri çevirmedi, çeviremedi. Çünkü o an Laura’yı bir insan olarak değil, yaralı bir ruh olarak görüyordu.

Laura o gün hem en güzel hemde en berbat uykusunu çekmişti.

Kafa karıştırıcı, değil mi?

Nasıl bir şeyin hem en iyisi hem de en kötüsü bir olabiliyordu olabilirdi?

Bazen olabiliyordu.

Mesela insanlar gibi...

___________________~*~__________________

BÖLÜM SONU-

Bölümü buraya kadar okuduysanız çok teşekkür ederim.🎊 YORUMLARIZI BEKLİYOR OLUCAM

İŞTE BU GÜNÜN SORUSU; Sizce bu bölümde henüz fark etmediğiniz ama ileride her şeyi değiştirecek bir detay var mı? 👀 Cevaplarınızı dört gözle bekliyorum ✨

-2336 kelime-

Bölüm sonu

13 yorum