İçeriğe geç

Bir Kahve Vakası

Bölüm 2 · 4 dk okuma

Bir Kahve Vakası

Bölüm 2

Part 2:

Tam o anda omzumda bir el hissettim. "Ben sana beni ara demedim mi kızım ya? Ondan sonra böyle kaybolursun işte." Dedi tanıdık bir ses. Ahh tabii ki Özcan! Ben onu tanımıyorum ve hatta kırıyorum ama o bana sahip çıkıyor, ne hoş (!). Ona sinirli olsam da geldiği için gerçekten içim rahatladı. "Sağ ol ağabey kız kardeşime sahip çıkmışsın. Hadi iyi akşamlar." Dedi ve beni elimden tutup sürüklemeye başladı. Otobüsten hızla uzaklaşınca hızla elimi çektim. "Sen ne yapıyorsun ya?" diye sordum kızgınca. Bana döndü ve "Hayatını kurtarıyorum kız kardeşim." Dedi. Bu çocuğun kesin aklından zoru vardı. "Sensin kız kardeşim! Manyağa bak ya!" diye köpürdüm. Şu son saatlerde yaşadıklarım psikolojime hiç iyi gelmemişti. Özcan ciddi bir şey söyleyecek şekilde yüzüme baktı. "Bir kere benden kız kardeş olmaz. Ben senden kesin büyüğümdür o yüzden benden olsa olsa abla olur." Dedi. Abla! Özcan! Birde o boy pos ile! Tabii ki bunları dışımdan söylemedim ve nasıl olduğunu bilmediğim bir şekilde de gülmedim. "Hı hı tabii... Acelem var benim senle uğraşamam." Dedim ve tam gidiyordum ki tekrar bileğimden tuttu.

"Taksi birazdan burada olur." Dedi. Biran afalladım. "Ne taksisi ya?" diye sordum bileğimi elinden kurtarırken. "Sen taksiye binmeyecek miydin?" diye sordu saatine bakarken. "Evet, ama..." derken sözümü kesti. "Tamam, işte bende o yüzden taksi çağırdım." Dedi. İtiraz etmek istedim hatta onunla tartışmak istedim. Ama gelen taksi buna engel oldu. Tekrar bileğimden tuttuğu gibi beni taksiye sürüklemeye başladı. Alışkanlık yapmıştı bu çocukta bu hareket! "Sen!" dedim. Durdu ve bana baktı. "Aynı hataları tekrarlamaktan çok mu hoşlanıyorsun?" Anlamadığı yüzünden belliydi. Elimi, bileğimi sıktığı eliyle birlikte kaldırdım. "Üzgünüm." Dedi ve elimi bıraktı. Benim için taksinin kapısını açtı. Aslında binmeyecektim sonuçta ben inatçı ve dik kafalı bir insanım ama o an binmek daha kolay bir yoldu. Eve giden en kısa ve güvenli yol.

Arka koltuğa oturdum ama Özcan orada durmuş hâlâ bana bakıyordu. Ne var anlamında başımı salladım. "Kaysana bende oturacağım." Dedi. Sinirle "Git öteki taraftan bin! Sanki başka kapı yok!" dedim ve yerime iyice yerleştim. Zafer kazanmış gibi sırıtarak kapıyı kapattı ve diğer kapıyı açıp yanıma oturdu. O an başımdan aşağı kaynar sular döküldü. Ona bile isteye yanıma otur demiştim resmen. Demesem de ima etmiştim işte! Benden tarafta ki kapıya iyice yaklaştım ve dışarıyı izlemeye başladım. Özcan "Ev adresin ne?" diye sorunca ona döndüm. "Hastane caddesine gidelim oradan tarif ederim." Dedim Özcan'a dönmeden ve dışarıyı izlemeye devam ettim.

Bir süre sonra Özcan konuşmaya başladı. Tekrar! "Resmini kullandığım için üzgünüm. Ama o kadar yeteneklisin ki sessiz kalamadım. Hayır! Sessiz kalmak istemedim." Dedi. Bana doğru döndü ben ona dönmedim ama camdan ne yaptığını görebiliyordum. Bir şeyler demeliydim ama ne demeliydim ki? Söylediği sözler hoştu ama ben yeteneğimin zaten farkındaydım ve bunu insanlardan saklamayı yeğliyordum. Zaten Özcan'a büyük çoğunlukta bu yüzden kızmıştım. Yeteneğimi kullanacaksam bile bu benim kararım olmalıydı. Ama bunları ona anlatamazdım. Niye anlatayım ki? Ben konuşmayınca Özcan da cevap beklemekten vazgeçti ve kendi tarafında ki cama döndü. Birkaç dakika sonra da taksici hastane caddesine geldiğimizi bildirdi. Evimin olduğu sokağa kadar tarif ettim adresi. Geldiğimizde Özcan parayı ödedi. İtiraz etmedim ama sadece resmimi çaldığı -yok yok izinsiz ödünç aldığı- için! "İyi akşamlar." Diyerek indim taksiden. Özcan arkamdan "Yarışmaya mutlaka gir! Kazanacağından eminim." Dedi. Arkama dönmedim ama aklım orada kalmıştı.

^^2 HAFTA SONRA^^

"...Başarılarının devamını dileriz." Dedi profesör ödülü uzatırken. Teşekkür edip ödülümü aldım. Özcan büyük oranda haklı çıkmıştı ama şimdi yoktu. Onu 2 haftadır görmemiştim. Umurumda değilmiş gibi davransam da merak ediyordum. Yarışmaya girdiğimi biliyor olmalıydı. Dediği gibi kazandığımı da... Peki neredeydi? Böyle durumlarda insanlar "Bak ben haklı çıktım!" demek için ortaya çıkarlardı. Özcan öyle biri değil miydi? Devamlı bunu düşünüyordum ama her zaman inkâr ediyordum. Birini düşünmek bana göre değildi. Tören bittikten sonra aklımda düşünceler ile durağa doğru yürüdüm. Boş durakta oturmuş elimde ki ödülle oynarken durağa birisi geldi. "Beni dinlemişsin." Diyene kadar başımı kaldırmadım. O sesi duyduğumda ise bakmamam imkânsızdı zaten. "Evet." Dedim gözlerinin içine bakarak. "Seni dinledim. Sözcüklerim onu onaylasa da sesimden kırgınlığım belli oluyordu. Neye kırgındım? Ben bile bilmiyordum ama kırgındım işte. "Küs müyüz?" diye sordu. Güldüm. "Arkadaş olmayan insanlar küs olamazlar. Bunu bilmen gerekirdi." Başını salladı. "Anlıyorum. O zaman ben Özcan." Dedi elini uzatarak. Gülümsüyordu ve gerçekten de çok hoş gülüyordu. "Ne yapıyorsun?" diye sordum. "Seninle arkadaş oluyorum." Dedi. "Böyle bir şansın olduğunu da nereden çıkardın?" diye sordum her zaman ki tavrımı takınarak. Ama o hala gülümsüyordu. "Herkesin ikinci bir şansı vardır." Dedi kendinden emin bir şekilde. Beni zayıf noktamdan yakalamıştı -ya da ben onun için bir boşluk oluşturmuştum- bu benim herzaman kullandığım ve uyguladığım bir şeydi. Bu yüzden severdim bu sözü. "Evet. Haklısın herkesin 2. bir şansı vardır." Dedim ve uzanıp elini sıktım. "Bende Reyhan. Tanıştığıma memnun oldum." dedim gülümseyerek.

Bölüm sonu

Sonraki bölüm kilitli

3. bölümü 5 jetonla uygulamada açabilir, kaldığın yerden devam edebilirsin.

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.