Camda titreyerek tutunmaya çalışan yağmur taneleri, hızla akıp giden ve birbirine karışan manzaralar, yanımda sesli sesli uyuyan teyze ile saatler süren bir yolculuk. Avucumda anahtarlık, aklım sanki otobüsü kaçırmış da benimle gelememiş, onun yerine yine tuhaf, tanımadığım bir his bana eşlik ediyor gibiydi.
Doğrusu anahtarlığı avcumun içinde unutup upuzun bir süre boyunca sadece camdan dışarıyı izlediğimi hatırlıyorum. Normal rutinimiz olduğunu kafamızda canlandıramadığımız ve başımıza geldiğinde de gerçekliğini sorguladığımız durumlardan biri beni yine yakalamıştı.
Önce ağır ağır ilerleyip sonra da akan trafiğe karıştığımızda buraya ilk gelişimi, o an içinde olduğum karmaşık hisleri tersinden tekrar yaşıyor gibiydim. Aylarca burada yaşadım, yadırgadım, benimsedim, korktum ve kendiliğinden bir düzenim bile ortaya çıktı. Birbirinden farklı bir sürü duygu ve yenilik yaşadım. Ama o koltukta otururken hala bir rüyada olabilir miyim diye şüphe yaşıyordum.
Hatta şimdi gerçekten de rüyada olsam ve gözlerimi evimde, tavanıma doğru açsam ne yapar ne hissederim diye senaryolar kuruyordum. Diğer taraftan bir yerde saatlerce sabit bir şekilde oturmak benim için dünyanın en zor şeyiydi. Her küçük kıpırdanışımda avucumdaki anahtarlık oynuyor, o an gerçek dünyaya dair yanımda olan tek şey her seferinde bana bir rüyada olmadığımı hatırlatıyordu.
Evet, rüya gibi geçmişti. Ayaklarımın yere basması biraz zaman almıştı ama artık hayatımın en büyük gerçekliği olmuştu. Birkaç saatlik yolculuk geride kaldıktan sonra eve varana kadar bu hazzın keyfini çıkardım. Başka bir şey düşünmeden, aşmam gereken zorlukları aklıma getirmeden, sadece içinde olduğum anın hazzını yaşadım. Büyük bir gurur abidesi olarak dönmemin verdiği hissi iliklerime kadar hissettim. Anahtarlığı çantama koyup küçük defterime içimden geçenleri karaladım.
Saatler sonra da gözlerimi araladığımda havasını suyunu tanıdığım memleket topraklarına girdiğimi hemen anladım. Dedemin ve onun arkadaşlarının hep iç çekişlerle anlattıkları gurbet hikayelerini bir nebze anlayabilmiştim. Tanıdık çevrelere, tanıdık yüzlere ve hatta tanıdık hareketlere şahit olmak fındık dalları arasında fütursuzca koşup duran Şurina'yı canlandırmaya başlamıştı. Hatta otobüsten iner inmez bir seslenişle uyandırdı da.
"Şurina, Şurina!"
Yeniden Şurina oluvermiştim. Bir an da o kafasına estiği gibi olan, dur durak bilmeyen, haşarı, yaramaz kız çoğuna dönüvermiştim. Aylardır görmediğim amcalarım ve Yusuf olanca güçleriyle bana sesleniyorlardı. Kolları iki yana açılı, yüzlerinde apaçık bir mutlulukla bana doğru geliyorlardı. Bu görüntü bana çektiğim her acıyı, her sıkıntıyı unutturabilir, yenilerini göğüslememe yardımcı olabilirdi. "İşte evim" diye geçirdim içimden. "Aslında nerde olursam olayım hep buradayım, hep onlarlayım." Eve gidene kadar ayrılmadığım büyük amcamın kolunun altında hep böyle düşündüm.
Esma, yengem, hele de babaannem...
Dünyayı gezmek, şehir şehir, ülke ülke dolaşmak çoğu kişinin hayalidir. Yani en azından şu an benim zamanımda öyle. Zannederim, sen büyüdüğünde de hala öyle olacaktır. Bir süre sonra bu benimde hayallerim arasında yerini aldı. Yüzlerce farklı yeri dolaşmak, akla hayale gelmedik şeyler görmek ve en sonunda ne olursa olsun tekrar evime gelmek. Çünkü o an da anlamıştım ki nerde olursan ol her zaman dönüp gelebileceğin bir yerin olması dünyada ki en büyük güven duygusuydu. Hayat boyu gezip dursan da bir yere ait olduğunu bilmek ve her seferinde eve dönüş hissinin rahatlığını yaşamak, inanıyorum ki bir seyahatin en güzel parçalarından birisi.
Ama bu arada küçük bir sorun yaşayabilirsin. Ait olduğun yer neresi ve oranın doğru yer olduğunu nasıl anlayacaksın?
Maalesef bunun için sana doğru bir cevabım yok. Çünkü bu sorunun tek bir doğru cevabı yok. Pek çok şey konusunda kendin için neyin doğru olup olmadığına karar veremediğin zamanlar olacak. Böyle bir an olduğunda korkma, endişeye kapılma. Bunlar yaşaman gereken normal duygular ama yine de sakin ol. Derin bir nefes al ve neredeyken, neyi yaparken ya da kiminleyken iyi hissettiğini, neyi özlediğini düşün. İşte cevap çoğunlukla aklına gelen ilk şeydir.
Benim cevabım da açıkça belliydi. Gece ışıklar kapandığında yurt odasındaki yatağımda otururken ya da kütüphanenin bir köşesinde anlamadığım şeyleri anlamak için çabalarken, özlemini duyduğum, olmak istediğim yer hep evimdi. Babaannemin yanı, Esma ile bir yandan dedikodu yapıp bir yandan çalıştığımız fındıklık, annemle babamın ağacının altı.
Eve dönüşümün ilk birkaç haftası sürekli bizimkilerle hasret gidermek, unuttuğum temiz havanın ve güzel manzaraların acısını çıkartarak sürekli fındıklıklarda gezinmek ve tıka basa yemek yemekle geçti. Sonrasında ise biraz hayal kırıklığı yaşadığımı itiraf etmeliyim. Çünkü bazen ikindi vakti sonraları tembelce vakit öldürdüğümde ya da gizli ağacımızın altına uzanıp gözlerimi kapattığımda, içimde yeni bir yer ve o yere ait yeni bir özlem yeşermeye başlamıştı.
İlk başta korktuğum, garipsediğim ve evimdeyken bir kez bile aklıma gelmez zannettiğim İstanbul'da sevdiğim bir sürü şey edindiğimi oradan ayrı kaldığımda anlıyordum. Yağmurlu havalarda öğrencilerin buluştuğu bir yerde çay içmek, okul çıkışı sahaf ve kitapçıları gezinmek, birkaç haftada bir yeni bir filme gitmek ya da ilk defa deneyimleyeceğimiz ne varsa onu yapmak. Bunların hepsi bende yeni alışkanlıklar olmuştu.
Terminalde yolculuk başlamadan hemen önce babanın dedikleri bir bir zihnime doluyordu. Derinlerde değişimin ayak seslerini duyuyordum. Ancak kendi topraklarıma yeniden ayak basana kadar kendimde olan değişikliği fark etmemiştim. Başka biri olmak için gitmiştim ve başka biri olarak geri döndüğüme sevinmem gerekirdi. Ama değişimler ilk başta insanı korkutur.
İlk tanıştığımız anlardan itibaren baban hayatıma dair pek çok konuda haklı çıkmıştı. Terminalde tesadüfen karşılaştığımızda bana alelacele bir anahtarlık uzatırken de haklıydı. Evime giderken sadece ailemi düşünmüş ve büyük bir iştahla çantalarımı onlar için aldığım şeylerle doldurmuştum ama yanımda oradan kendime aldığım bir şeyi yanına almayı düşünmemiştim. Şimdi ise günler ilerledikçe içimdeki kız oradan bir şeyler istiyor, gözlerim anımsatıcı bir şeyler arıyordu. Ama elimde yalnızca babanın verdiği anahtarlık vardı ve tıpkı bana verirken dediği gibi oluyordu.
Ara sıra gözümün iliştiği bu küçük şey okulu, yurdu, arkadaşları, orada yaptığım her şeyi en önemlisi de babanı bana hatırlatıyordu. Hatırlamak istediğimde hafızamın canlanmasına yardımcı oluyordu. Çoğu zaman karşımda durup düşünürken o an orada doğru yerde olduğumu biliyordum. Mutlu olduğum yer, ayrı kalmaya asla tahammül edemeyeceğim yer orasıydı. Evim, ailemin yanı, ağaçlarla kaplı dağlar, dalgaların hırçınca kayalıklara çarptığı, gökyüzünün bulutlarla kaplı olduğu yerlerdi. Ama yine de bir an için keşke orda olsaydım demekten kendimi alıkoyamıyordum. En çokta bazı şeylerin bıraktığım gibi kalmadığını gördüğümde, önceden bağıra bağıra kendimi belli edeceğim yerlerde az biraz yabancılık hissettiğimde bu düşünce beni buluyordu. Bu da kendimi biraz suçlu hissetmeme neden oluyordu.
Doğruydu, oradan da ilk kez ayrılıyordum ve o ayrılıkta da evim için hissettiğim şeyleri, şimdi orası için hissediyordum. O zaman henüz erkendi ama zaman ilerledikçe babanın dediği gibi başlarda beni korkutan yerde özleyeceğim birçok şey oluvermişti. En sonunda da öyle bir şey buldum ki beni kendinden ayrılmaz hale getirdi.
Şimdi bile yatağımdan kalkmam için beni kendine çağırıyor. Odamın camını tıkırdatan rüzgarda bunu duyabiliyorum. Şu an biraz yağmur yağsa ne güzel olurdu. Fırtına sesi ıslığını çalsa, gök gürültüleri kulaklarımı doldursa ne güzel olurdu. Beşiğimde ninni diye dinlediğim, gaz lambasının ışığı altında yanan sobanın çıtırtılarına karışan sesleri şu dakikalarda bir kez daha duyabilsem gurbet hasretimi bir nebze dindirebilirdim. Hem belki şu makinelerin seslerini de bastırabilirdi.
Sen ilerde yağmurlu günleri mi seversin güneşli günleri mi bilmiyorum ama ne zaman yağmur damlalarının düştüğünü görsen ve gök gürültülerinin yükseldiğini duysan bu seslerin beni ne kadar rahatlattığını, benim için neleri ifade ettiğini hatırla. Ve birkaç dakika da olsa benim için o seslere kulak ver.