İçeriğe geç

Bir Kadının Hikayesi

Bölüm 19 · 6 dk okuma

Bir Kadının Hikayesi

Bölüm 19

03.21

Avuçlarımda tuttuğum şeyi beni heyecandan titretmesine mani olamadan mektupların olduğu tülbendi açtım. Bir iki tanesi hariç zarfların üstlerinde isim ve adres gibi herhangi bir bilgi bulunmuyordu. Anladım ki bunlar annemle babamın birbirlerine yazdıkları mektuplardı ve o an avuçlarımın içinde tutuyor olmanın bir parça kor parçası tutuyor olmaktan bir farkı yoktu.

Saniyeler içinde, güneşin şiddetli ve kavurucu sıcağı altında saatlerce çalıştıktan sonra soğuk bir suya saldırır gibi mektuplara saldırmayı, bütün benliğimi ferahlatana kadar kana kana içmeyi, her kelimesini tekrar tekrar okumayı istedim. Ne var ki büyük bir cesaretsizlik o an bütün bedenime yayıldı. Rastgele bir zarfın ağzını açmak için uzandığımda utan dalgası beni sarmaladı.

Ne kalbimden geçen arzu beynime ulaşabildi ne de beynimden giden her hangi bir komut ellerimi harekete geçirebildi. Hayatımda yer edinebilecek en kıymetli şeyleri bulmuştum. Ama içine baktığımda bunu kaldırabilir miydim bilmiyordum. Zarfın ucuna uzanan parmaklarım her defasında elektrikleniyorlarmış gibi geri çekiliyordu

En sonun da bir ab-ı hayat pınarı olarak gördüğüm bu anılar toplamının hepsini bir anda içip bitirmemeye karar verdim. Zor da olsa mektupları tülbende geri sardım ve az önce mutluluktan aklını oynatmaya ramak kalmış biri olarak tek tek sarılıp kokladığım eşyaları önce bohçalarına sonra da sandığa sırayla geri koydum.

Yalnızca üzeri eskimiş, kenarları aşınmaya başlamış defteri, annemin bir yazmasını ve babamın gömleklerinden bir tanesini dışarda bıraktım. Artık odayı tek başına aydınlatan gaz lambasını yatağımın başucundaki yerine bıraktıktan sonra annemin yazmasını sağ tarafıma babamın gömleğini de sol tarafıma koyarak ortalarında ki yerimi aldım.

Tıpkı eski günlerde ki gibi, çocukluğumun o mutlu ve kaygısız olduğu zamanlarda ki gibi, bir kez daha annemle babamın sevgi ve şefkat dolu kucakları arasında uyuya kalmak hissini yaşamak istiyordum.

Biraz önce ki cesaretsizlik ve ölmüş olsalar da en mahrem eşyalarına el sürme utancı bu defterde kendini göstermiyordu. Sanırım bu, okul defterini andıran bir defterde, o denli bir özelin bulunmayacağını düşündüğüm içindi.

Turuncu ve titrek ışığın altında içinde ne olduğunu bilmediğim defterin kapağını açarak ilk sayfayı çevirdim. Sararmış yapraklarda karşılaştığım ilk şey eğik bükük, okunması pek de kolay olmayan bir el yazısıydı.

Ama ucu yıpranmış sayfanın üst köşesinde yazılı olan annemin adı, bana o an dünyanın yazılmış en güzel şeyi olarak görünüyordu. Birkaç özlü söz, belki sohbetlerden kulağında kalan nasihatler, hatta bir iki tatlı tarifi, bazı köşelerde anlamsız bir iki not annemin ellerinden kağıda döküldüğü için hepsi gözüme kıymetli eserler olarak gözüküyordu.

İç içe geçmiş harfleri birbirinden ayırt etmeye çalışarak okumaktan zevk almıştım. Sırf annemden kalan bir şey olduğu için, sırf bana onun hayalini yaşattıkları için.

Sayfalar ilerledikçe defterin içeriği sürekli değişiyordu. Bir sayfada şiir okurken diğer sayfada kısa bir hikaye yazıyordu.

Son sayfalara geldiğimde ise bu sefer yazı dilinin tamamen değişmiş, biri günlüğüne yazarken nasıl yazarsa son sayfalarda yazılanlarda öyle bir hale bürünmüştü. Annem dinlediği bir hikayeden etkilendiğini yazıyor, ileride kendisi için huzur, sevgi, hayırlı günler ve kendisini sevecek, ömür boyu sevecek birisiyle karşılaştırmasını diliyordu.

Annem o zaman saf kalbiyle ettiği dualarının kabul edildiğini fark etmiş miydi bilmiyorum ama ben kabul edilmiş olduğuna en büyük şahit, en büyük delildim. Bu defteri annemin elinde gördüğüm o zaman, aklımda kalan yüzünde ki o gülümseme belki bu dualarını okuyunca hatırladığı ve de kabul olduğunu düşündüğü içindi.

Babam annemi öyle sevmişti ki bu sevgi kısacık bir ömürde başkalarının uzun hayatlarında topladığı tüm sevgilerden daha fazlaydı.

Son sayfanın son yarısında ise başka bir temennilere geçiyordu. Allah nasip ederse çocukları için yani benim için ardı ardına dualar sıralıyordu. Hayırlı ve sağlıklı bir evlat olmamı istiyor, iyi kalpli, kendilerini seven biri olmam için niyaz ediyordu. Ve bu hayatta başarılı, çok başarılı olmam için dualar ediyor, kendisinin içinde kalan ukdenin ben istediğim takdirde asla bana uğramayacağına, elinden gelen bütün gayretle, bu hayatta ne yapmak için adım atarsam arkamda bütün gücüyle duracağına sözler veriyordu.

Ama nedense artık bu yazılanları okuyor gibi değil duyuyor gibiydim. Unuttuğumu sandığım o ses odanın her yerinden, pencerenin dışından, evin koridorlarından kulaklarıma doluyordu. O son gün de olduğu gibi, sandığın önünde bu defter elindeyken, yüzündeki gülümsemesiyle, bana bakan ümitli gözleriyle karşımda duruyordu.

Unutmaya yüz tuttuğum sesi kulaklarımdan ruhuma dolarken başka bir arzu, büyüme arzusu, uzaklardan bir yerlerden beni seyreden anneme bu dualarının da kabul edildiğini görmek isteği, onun isteyip de yapamadığı ne varsa hayatımın sonuna kadar onun için yapma gücü en ince damarlarımda yayılıyordu.

O dakikadan sonra, annemin bir zamanlar benim yaşlarımda genç bir kız iken tuttuğu defter öyle kıymetli öyle kutsal hale büründü ki olanca gücümle göğsüme bastırdım. Bana, sanki o an bir ilham geliyor, ciğerlerime dolan yepyeni nefes, beni, istediğim ne varsa yapabilme gücüyle dolduruyordu.

Deftere sıkı sıkı sarılıp yatağımdaki yerime yerleştim. Başımı bir tarafında babamın gömleğinin diğer tarafında annemin yazmasının olduğu uzun yastığa yerleştirdim. Şu son bilmem kaç gecedir olduğu gibi yine tavanda lamba alevinin titreyen gölgelerini seyrediyor, hayallerimde bir geleceğin düşü canlanabilir mi kontrol ediyordum.

Hatırlıyorum, yıllar sonra, düşlerimin kuruyan dalları o gece yeşerdi. Hatırlamadığım zamanlardan beri ilk defa göz bebeklerim dünü değil yarını görmeyi başardı. Gitmeden önce öğretmeninim bana verdiği kitabın arkasında ki resim birden titrek çizgilerin dans ettiği tavanda belirdi.

Uzaklara doğru uçabilen kuşlar gruplar halinde göç etmeye başladı. Dalların ve yaprakların arasında onların bu gidişini izleyen küçük kuş yerinde kıpırdandı, öne doğru bir iki adım attı. Yıllarca süren uykudan uyanır gibi kanatlarını açtı, açtı. Açtıkça kanatları büyüdü, renklendi ve birden yerinden zıplayarak havalandı. Yükseldi, yükseldikçe yükseldi, uçtu, uçup giden kuşlara yetişti ve uçtukça küçük bir kuş olmaktan çıktı. Bu benim yıllar sonra kurduğum ve sonunda da başladığım yere geri dönmediğim ilk hayaldi.

Şimdi beni biraz daha iyi anlamaya başladın değil mi göz ışığım. Ailesinden sadece kendisi geride kalan bir çocuğun, hayata tutunmak ve inatla, hem de kazanmak için savaşacak gücü kendinde bulmasının birazda şans eseri olduğunu. Yıllarca yalnız olduğunu düşündükten ve bunların neden başına geldiğine anlam veremedikten sonra sana bir zamanlar sevildiğini hatırlatan küçük bir anının, hakkında yapılan bir duanın, onlar yanında olmasa bile seni nasıl sarıp sarmaladığını annenin halinden görüyorsun ya.

Burada sana anlattığım olaylar böyle başıma gelmeseydi, öğretmenimle hiç tanışmasaydım, o beni uyandırmasaydı, annem doğumumdan yıllar öncesinde benim için dualarını, isteklerini dile getirmiş olmasaydı, hayatım nasıl ilerlerdi, daha doğrusu bir yere ilerleyebilir miydi bazen başıma ağrılar girene kadar düşündüm. Bu noktaya gelene kadar hep merak ettim. Ama bir şeyden emin oldum ki annemle babam son anlarında gözlerini kapatırlarken bile beni düşünmüş olmalılardı. Çünkü yanımda olmasalar bile bana kaybolmayan bir sevgi bırakmışlardı. Öyle bir şeydi ki göremiyor, dokunamıyor ama sürekli bir şal gibi üzerime örtündüğünü hissedebiliyordum.

Şimdi senin de bir şeyi bilmeni ve bundan emin olmanı istiyorum. Yarın sabah olduğunda beni neyin beklediğini bilemiyorum ama şuan da bile tek düşündüğüm sensin. Minik ellerinin hayatıma dokunduğu her şanslı an, gülüşlerinin içine dolduğu her anı. Keşke ardımda sana bundan daha iyisini bırakabilsem, içimden geçen duyguları ifade edebilecek kelimeleri tutup yakalayabilsem.

Göz ışığım, sen, benim için uzun bir mücadeleden sonra gelen en büyük zaferdin. Sırtımda kütlelerce taşıdığım her şey seni kucağıma aldığımda hafifledi. Hiçbir zaman umutsuzluk seline kapılım gitmedim. Damarlarımda ki inatçı yaşama sevincinin sende de olduğunu görebiliyorum. Ne olursa olsun ama ne olursa olsun mutlu bir hayat yaşamayı hak ettiğini ve bunun da kendi ellerinde olduğunu unutma.

Seni babana emanet ettiğim kadar onu da sana emanet ediyorum. Her zaman birbirinizin yanında olacak olmanız şu duvarlar arasında bulduğum tek teselli. Bil ki ne için adım atmak istersen o yolda koşacağına, hayatta yaşanmaya değer ne varsa bulup çıkaracağına, gün gelip yanında kimse olmasa bile ayaklarının üstünde duracağına inancım sonsuz.

Sevmeni, sevilmeni, başarmanı, düşmeni sonra tekrar kalkmanı ve olgun bir ruha sahip olmanı istiyorum. Ve hayatının sonuna kadar kalbinden geçecek her hayırlı duana binlerce kez amin diyorum. Eğer bir anne olarak yüreğimden geçen son arzumun şu dakikada kabul olunma ihtimali varsa dünyada ne kadar güzellik varsa seni bulsun istiyorum. Yeter ki sen bu güzellikleri aramaktan vaz geçme.

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.