İçeriğe geç

Bir Kadının Hikayesi

Bölüm 12 · 4 dk okuma

Bir Kadının Hikayesi

Bölüm 12

01.17

Kolay değildi. Hiç kolay değildi. Küçük bir kalbin korku ve içinde yarattığı evhamlar ile boğuşması, nefes bile almadan kaçmak istemesi hiç kolay değildi. Fındık tarlalarının yükseldiği yamaçlara doğru tırmandım. Kendimi bilmez halde bir patikadan diğerine atlayarak, düşerek, kalkarak nereye gittiğimi bilmez halde koştum. Dikenlerin bacaklarımı yırtmasını, taşların ellerime batmasını, dalların yüzümü tırmalamasını hiç biri hissetmeden koştum.

En sonunda düşüp de kendimi bulduğum yere bakınca yapayalnız kalmış bir çocuk mazlumluğuyla ağlamaya başlamıştım. Tarladan eve dönüş yolunda babamla birlikte türkü söyleyerek annemi beklediğimiz o ağacın altında artık şımarıklıktan arınmış, hırçınlıktan uzak, kalbi kırık bir çocuk olarak sessizce ağlıyordum. Başım dizlerime dayalı, içimdeki bütün kırıklığı, bütün mutsuzluğu, bütün kabullenmişlerimin acı tadını dışarı döküyordum.

Amcam nefes nefese kan ter içinde kalmış şekilde karşıma çökmüştü. Muhtemelen okulun arkasından kaçarken beni fark etmiş bütün o yol boyunca bana yetişmeye çalışmıştı ama ben değil onun o an içinde olduğum halin farkına bile yeni varıyordum.

“Şurina, ne oldu şurimşki?”

Yüzüme bakmaya çalışıyor, sevecen sesiyle beni sakinleştirmeye çalışıyordu ancak her sevme girişiminde o itekliyor “git” diyerek yanımdan göndermeye çalışıyordum.

“Ne oldu amcası de bakayım?” diyerek ısrarla benimle konuşmak istiyordu.

İçine demir bir külçe gibi yerleşmiş gerçekleri kendine itiraf etmediğinde başa çıkabileceğini zanneder insan. Bir kere, sadece bir kere ağzından dökülmeye başladı mı bütün gardın düşmüş, güçsüzlüğü kabul ederek savaşmaya çalışır gibi olursun.

Orada bütün hayatımı kabullenmiş, en sonunda kendime itiraf etmiştim.

“Git, git sende git.” Amcam nasıl davranacağını bilmez bir şekilde yanımda oturuyordu.

“Annemler neden beni bırakıp gittiler!”

Amcam gözleri şaşkınlıktan büyümüş dehşetle irkilmiş şekilde bana bakıyordu.

“Sen zaten dedin bana… İnanmamıştım. Niye tekrar demedin. Biliyordun madem neden Şurina’yı da götürün demedin annemle babama.”

Amcam derin bir suskunlukla, hareketsiz, sanki nefes bile almadan bana bakarak dona kalmıştı.

Annemlerin yola çıkmadan önce bana yaptığı şakaları belki de yeni hatırlıyor, o zamanlarda önemsemediği sözlerin şuan bende nasıl derin yaralar açtığını yeni görüyordu. Ben ise dolup taşan bir bardak gibi içimde birikenleri dışıma atıyordum.

“Git işte, sen biliyordun madem neden demedin? Şimdi ben de seni istemiyorum.”

Başım dizlerime gömülüyken amcam bir süre o kadar hareketsiz kaldı ki bir an gitti zannedip göz ucuyla hala yanı başımda mı diye kontrol ettim. Dehşetle açılan gözleri, donuk yüz ifadesi ile görmediğim bir yere dalmıştı. Sonra başkası tarafından hareket ettiriliyormuş gibi ağır hareketlerle yanıma oturdu. Dizlerini benim gibi büktü ve başını kollarına bıraktı. Hiçbir şey söylemedi. Zaten ne diyebilirdi ki. O an onunda benden bir farkı yoktu. İkimiz de orada aynı şekilde oturmuş gerisinde kaldıklarımız için ağlayan iki çocuktuk. Amcam sessizce gözyaşları döküyor, diliyle söyleyemediği pek çok şeyi bana böyle anlatıyordu. Abisini, elinde büyüdüğü yengesini ve hiç sevemeyeceği yeğenini kaybetmişti. Yanımda, içindeki acıdan dolayı çekinmeden ve kendini tutma ihtiyacı hissetmeden duygularını dışa dökme fırsatı bulmuştu.

Amcam o an ne kadar sıcak, bana ne kadar yakındı. Benimle ağlayan, aynı sebepten üzülen bir dost olmuştu. Amcama duyduğum öfkeyi kustuğum yerde onunla olan ilişkimiz bir adım daha öteye gitmişti. Artık yanımda amcam değil ihtiyaç duyduğumda bir baba, ihtiyaç duyduğumda bir arkadaş oturuyordu. O gün kendini içinde bulduğu suçluluk ve mahcubiyet duygusuyla üç gün boyunca ne benim olduğum yerlerde durabildi, ne de sofraya oturduğumda ağzına bir lokma koyabildi. Bu duygudan ömrü boyunca da arınamadı. Hala zaman zaman bir bakışını yakalarım ki o ağacın altındaki anıyı hatırladığına ve yüreğinin derinlerinde aynı sızıyı hissettiğine eminim. Hayatımın her anında olduğu gibi mutlu olmam için her şeyi yapmaya hazır. Ve eminim şimdide burada, bu hastane odasında olmayı, benim burada olmamdan daha çok istiyor.

Saatlerce orda, öylece durduk. Gözyaşlarımız durulduğunda ikimizde de bir hafiflik, dinginlik vardı. Amcam da bitkinlikle omuzları çökmüş ağaca yaslanmıştı. Gözleri kapalıydı ama uyumadığını biliyorum. Başım amcamın dizine ister istemez düşerken gözleri aralanmış ama hiç kıpırdamamıştı. Şimdi benim gözlerim kapalı, başımın altındaki diz babamın, birazdan annemin gelişini haber veren sesleri duyacağımı düşünerek uyuya kalmışım. Gözlerimi açtığımda da sobanın kenarında, babaannemin serili döşeğinde, amcamı başka bir köşede sessizce otururken gördüğümü hatırlıyorum. O günden sonra da ne sebeple olursa olsun etrafıma bakınmak için başımı kaldırdığımda amcam hep yakınlarımdaydı. Bir ihtiyacım olduğunu benden önce fark eder söylememe gerek kalmadan hemen alır bana getirirdi.

Eğer bu günden sonra başka bir sabaha gözlerimi açamazsam pek çok kişi gibi oda seninle teselli bulacak. Benim yerime seni koyacak ve bana karşı duyduğu bütün sorumluluğu, bütün mahcubiyet duygusunu sana yöneltecek. Bana yaptığı gibi seni de çoğu zaman kendi çocuklarından önce tutacak. Babanın seni herkesten kıskanacağına ve sana dair hiçbir şeye kimsenin el sürmesine izin vermeyeceğine eminim. Ama birtaneciğim, amcamı hiç göremeyeceğin deden yerine koy, onu öyle sev ve bunu babana hatırlat. Onunla ilgilenmeyi unutma olur mu?

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.