Telefonumun alarm sesiyle gözlerimi araladım.
Perdenin arasından süzülen güneş ışıkları odayı aydınlatıyordu.
Yatağın içinde doğrulup birkaç saniye tavana baktım.
Sonra dün geceyi hatırladım.
Yanlış mesaj...
Telefonumu elime alıp istemsizce sohbet ekranını açtım.
Başka mesaj yoktu.
"Böylesi daha iyi." diye mırıldandım.
Telefonu komodine bırakıp hazırlanmak için yataktan kalktım.
Üzerime beyaz, salaş bir gömlek, kot şort ve rahat sandaletlerimi giydim. Dalgalı saçlarımı açık bıraktım, Y2K tarzı güneş gözlüğümü taktım ve hasır şapkamı başıma yerleştirdim.
Aynada kendime kısa bir gülümseme attım.
"Bugün ilham bulacağız."
Çantama not defterimi, yeni romanım için kullandığım dolma kalemi ve kitabımı koyup evden çıktım.
Sabahın erken saatleri olmasına rağmen Paris çoktan uyanmıştı.
Sokaklar kahve kokuyordu.
İnsanlar bisikletleriyle işe gidiyor, turistler ellerindeki haritalarla yollarını bulmaya çalışıyordu.
Yakındaki küçük bir kafeye girip pencere kenarındaki masaya oturdum.
"Bonjour"
ve kahve söyledim.
Kahvem gelir gelmez not defterimi açtım.
Sayfanın en üstüne yazdım.
Bölüm 1
Dakikalar geçti.
Kalem elimdeydi ama sayfa hâlâ bomboştu.
İç çekip başımı cama yasladım.
Tam o sırada dışarıda elinde eski model bir fotoğraf makinesiyle yürüyen bir adam dikkatimi çekti.
Uzun boyluydu.
Üzerinde beyaz keten gömlek vardı.
Sokakta yürümek yerine sanki etrafındaki her detayı inceliyordu.
Bir ara objektifini gökyüzüne çevirdi.
Sonra yaşlı bir çifti fotoğrafladı.
Ardından koşarak güvercinlerin peşinden giden küçük bir çocuğu...
İnsanları değil...
Anları yakalıyordu.
İstemsizce onu izlemeye başladım.
Tam o sırada adam objektifini indirdi.
Göz göze geldik.
Ben hemen bakışlarımı kaçırdım.
"Neye bakıyorsun sen, Valeria..." diye söylenerek kahvemden bir yudum aldım.
Tekrar dışarı baktığımda ise gitmişti.
Akşam olmuştu.
Eve döndüğümde ayaklarım bütün gün yürümekten ağrıyordu.
Duş aldıktan sonra yatağa uzandım.
Telefonumu elime aldığım anda ekran aydınlandı.
Bilinmeyen Numara "Bugün ilham bulabildin mi, yazar?"
Farkında olmadan gülümsedim.
Sanırım bu yanlış mesaj, o kadar da yanlış değildi...
Telefonu elime alıp mesajı birkaç kez okudum.
Dudaklarımın kenarı istemsizce yukarı kıvrıldı.
Bana "yazar" demişti.
Valeria: "Pek sayılmaz. Sanırım ilham hâlâ benden kaçıyor."
Mesajı gönderdikten birkaç saniye sonra cevap geldi.
Bilinmeyen Numara: "Belki de yanlış yerde arıyorsundur."
Kaşlarımı kaldırdım.
Valeria: "Peki sence doğru yer neresi?"
Karşı taraf yazıyor...
Yazıyor...
Sonunda cevap geldi.
Bilinmeyen Numara: "İnsanların olmadığı yerler."
Kısa bir kahkaha attım.
Valeria: "İnsanları sevmiyor musun?"
Bilinmeyen Numara: "Seviyorum. Ama en güzel hâlleri, farkında olmadıkları anlar."
Mesajı okurken istemsizce duraksadım.
Bir fotoğrafçıdan gelecek en güzel cevaplardan biriydi.
Valeria: "Sanırım bu yüzden fotoğrafçısın."
Bilinmeyen Numara: "Sanırım."
O kadar gizemli konuşuyordu ki, onu gözümde canlandırmaya çalışıyordum.
Acaba nasıldı?
Uzun boylu muydu?
Saçları koyu renk miydi?
Yoksa tamamen hayalimde kurduğum biri miydi?
Merakıma yenik düştüm.
Valeria: "Adını öğrenebilir miyim?"
Bu kez cevap biraz gecikti.
Bilinmeyen Numara: "Henüz değil."
Gözlerimi devirdim.
Valeria: "Ne kadar gizemlisin."
Bilinmeyen Numara: "Gizem bazen insanı tanımaktan daha ilgi çekicidir."
İçimden, Haklı olabilir. diye geçirdim.
Telefonu bir kenara bırakacakken yeni bir mesaj geldi.
Bilinmeyen Numara: "Peki ya sen? Adın gerçekten Valeria mı?"
Şaşkınlıkla ekrana baktım.
Valeria: "Nereden biliyorsun?"
Bilinmeyen Numara: "Dün gönderdiğin fotoğraftaki kahve bardağının üzerinde yazıyordu."
Bir an dona kaldım.
Haklıydı.
Bardağın üzerine siparişimi hazırlayan görevli ismimi yazmıştı.
Ben bunu tamamen unutmuştum.
Yüzümde küçük bir tebessüm oluştu.
Valeria: "Demek bu kadar dikkatli bakıyorsun."
Bilinmeyen Numara: "Mesleki alışkanlık."
Telefonu göğsüme koyup tavana baktım.
Yüzünü bilmiyordum.
Sesini bilmiyordum.
Adını bile bilmiyordum.
Ama onunla konuşmak, bu yabancı şehirde kendimi ilk kez yalnız hissetmememi sağlıyordu.




