İçeriğe geç

Bir Hayali Sevmek

Bölüm 1 · 3 dk okuma

Bir Hayali Sevmek

Bölüm 1

İlk bölüm

Pencerenin karşısında durmuştu. Eliyle yüzünü kapatmış sessizce ağlıyordu. Savaş başlamıştı. Dört ülke birbirine girmişti, sevdiği adam da bu savaşa gidecekti. Onun da elinden ağlamaktan başka bir şey gelmiyordu. Kalbi, demir bir kafese kapatılmış bir kuş gibi çırpınıyordu göğsünde. Her nefesinde onun adını fısıldıyor, her gözyaşında vedalaşmanın acısı boğazını yakıyordu. Oysa daha dün gibiydi, güneş batarken el ele tutuşup hayaller kurdukları o küçük tepede. Şimdi o hayaller, savaşın gri bulutları altında kayboluyordu.Sevdiği adamın kokusu hala burnundaydı, dokunuşu teninde. Gözlerini kapattı, onun gülüşünü, sıcacık bakışlarını hatırlamaya çalıştı. Bu anılar, yüreğine saplanan keskin bir bıçak gibiydi. Savaş, sadece toprakları değil, ruhları da parçalara ayırıyordu. Nasıl dayanacaktı onun yokluğuna? Nasıl yaşayacaktı, eğer bir daha geri dönmezse? Ellerini göğsüne bastırdı, sanki bu şekilde kalbinin acısını dindirebilirdi. Ama acı, bir nehir gibi akıyor, tüm benliğini sarmalıyordu. Pencereden dışarıya baktı. Gökyüzü bile onunla birlikte ağlıyor gibiydi, simsiyah bulutlar şehri yavaş yavaş yutuyordu. Sanki bu karanlık, içindeki fırtınanın yansımasıydı.Birkaç gün sonra, kapısının çalınmasıyla irkildi. Gelen, sevdiği adamın yani Misilin yakın arkadaşıydı. Yüzündeki ifade, kalbine buz gibi bir hançer sapladı. Gözleri yaşlı, sesi titrek bir şekilde "Gidiyor..." dedi. Boğazında düğümlenen hıçkırık, sözcüklerin dışarı çıkmasına engel oldu. Sanki bir anda tüm dünya durmuştu. Ayakları onu taşımaz oldu, oturduğu yerde çöktü. Gitmemesini, kalmasını dilemek için son bir umutla gözlerine baktı. Ama biliyordu ki, o adamın onuru ve vatan sevgisi, sevdiklerini geride bırakmak anlamına gelse bile, onu savaşa sürükleyecekti. Bu sessiz vedalaşma, sözcüklerden daha ağırdı. Her ikisi de, bir daha görüşüp görüşemeyeceklerini bilmiyorlardı.Son vedalaşma, şehre inen karanlık gibi kasvetliydi. Savaşın soğuk nefesi her yanı sarmıştı. Askerler, ailelerinden, sevdiklerinden ayrılırken, gözlerinde hem acı hem de kararlılık vardı. Sevdiği adam, kalabalığın arasından sıyrılıp ona doğru geldi. Bakışları buluştuğunda, zaman durdu sanki. Birbirlerine son kez sarıldılar. Onun güçlü kolları arasında, dünyanın tüm tehlikelerinden uzak, güvende hissetti. Ama bu son kucaklaşmaydı, belki de son dokunuş. Fısıldayarak "Seni seviyorum," dedi. Sesindeki titreme, vedanın ağırlığını taşıyordu. O da aynı sözleri fısıldadı, gözyaşları yanaklarından süzülürken. Bir ömür gibi uzun gelen bir anın ardından, ayrılmak zorunda kaldılar. Geriye dönüp baktığında, sevdiği adamın siluetinin kalabalığın içinde kaybolduğunu gördü. Elveda demek, bu kadar mı zordu? Hayatı boyunca taşıyacağı bu acı, yüreğine bir mühür gibi kazınmıştı.Günler haftaları, haftalar ayları kovaladı. Her geçen gün, onun yokluğu daha da derinden hissediliyordu. Radyodan gelen her savaş haberi, kalbini ağzına getiriyordu. Her telefon çaldığında, umutla irkiliyor, sonra hayal kırıklığıyla yıkılıyordu. Her mektup geldiğinde, titreyen elleriyle açıyor, her kelimeyi dikkatle okuyordu. Mektuplar kısa ve öz oluyordu; savaşın dehşetinden bahsetmez, sadece hayatta olduğunu, onu düşündüğünü yazardı. Bu kısa satırlar bile, onun için bir yaşam iksiriydi. Onu ayakta tutan tek şey, bir gün geri döneceği umuduydu.Her akşam, pencerenin önüne oturur, yıldızlara bakardı. Belki o da aynı yıldızlara bakıyordur, diye düşünürdü. Belki o da onu düşünüyordur. Geceler, yalnızlığın en derin hissedildiği zamanlardı. Yatakta döner durur, uykusu gelmezdi. Her köşede onun anıları vardı. Kahkahaları, fısıltıları, dokunuşları… Bazen, sanki yanındaymış gibi hissederdi. Bu, hem teselli edici hem de acı vericiydi. Rüya görse, rüyasında onunla konuşur, ona dokunurdu. Uyandığında ise, gerçekliğin soğuk yüzüyle karşılaşır, acı bir tebessümle yalnızlığını kucaklardı. Savaşın getirdiği belirsizlik, geleceğe dair tüm planlarını altüst etmişti. Ne olacağını bilmiyordu, tek bildiği beklemekti. Umut, ince bir iplik gibiydi, kopmak üzere olan. Ama o, o ipliğe sımsıkı tutunmaya devam edecekti. Sevdiği adamın dönüşü, onun için hayatın devam etmesi demekti. Ve bu uğurda, ne kadar gözyaşı dökerse döksün, ne kadar acı çekerse çeksin, bekleyecekti. Savaşın acımasız pençesinde kaybolan sevdaların hikayesiydi bu, umudun ince bir perdenin ardında gizlendiği bir dram.

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.